Bursa Su Kolektifi üyeleri İliç katliamının yıldönümünde ve Kirazlıyayla’da yaşanan çevre katliamını protesto etmek için Bursa Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü önünde basın açıklaması gerçekleşirerek, 'İliç’i unutmadık, Kirazlıyayla’yı unutturmayacağız' dedi.
Yapılan açıklamaya CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal'da destek verdi.
Erzincan İliç Çöpler Altın Madeni’de yüzbinlerce ton siyanürlü zehirli yığın liçi, bir deprem ya da sel sonucu çökmedi denilen açıklamada, “Orada 9 işçi, yanlış politikalar, umursamazlık, boş vermişlik, denetimsizlik sonucu can verdi. Yandaş Çalık Holding ortaklığındaki Anagold’un işlettiği Çöpler Altın Madeni 2023 vergi borcundan 7,2 milyon doları silinerek, şirketin 2022’de iki tehlikeli kazası adeta ödüllendirildi. Adına yargılama denen tiyatroda ilk duruşma kazadan 13 ay sonra yapılabildi. Bu süre içinde üç bilirkişi raporu hazırlandı. İkinci bilirkişi, ÇED Raporu altında imzası bulunan Çevre ŞİD Bakanı Murat Kurum ve diğer kamu görevlilerini "Asli kusurlu" olduğu belirledi. Apar topar hazırlattırılan üçüncü bilirkişi raporuyla Bakan Murat Kurum ve bürokratlar kusursuz ilan edilip haklarında takipsizlik kararı verildi.Dava süresinde şirket çalışanlarının itiraf niteliğindeki çok çarpıcı açıklamalarını görmezden gelen iddianame hazırlandı. Yargıtay’ın benzer iş cinayetlerinde "olası kast” kararları varken, “taksirle suçlama” ile cezalar 2 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası taleplerine indirgendi.Davada mahkemeye yansıyan sorgulamalarda, kaza öncesi madende yanlış üzerine yanlışlar sergilendiği anlatıldı. Ancak bunların hiçbiri gerçek suçluları ortaya çıkamaya yetmediği” vurgulandı.
Bursa’nın Yenişehir ilçesine bağlı Kirazlıyayla’da yaşanan atık barajı çökmesi, yalnızca teknik bir arıza olarak geçiştirilemeyecek kadar ağır sonuçlar doğurmuştur ifadeleri kullanılan açıklamada, “Bu bir doğal afet yada kaza değildir, bu bir ihmaldir. Ortaya çıkan tablo; çevre güvenliği, halk sağlığı, kamu denetimi ve idari sorumluluk açısından tüm yönleriyle araştırılması gereken ciddi bir duruma işaret etmektedir. Bölgede dere yatağında biriken atık çamurunun, suya ve toprağa karışma riski bulunan ağır metaller ile kimyasal proses kalıntıları içerdiği bilinmektedir. Kurşun, çinko, bakır, arsenik, kadmiyum ve civa gibi toksik elementler doğaya karıştığında kısa sürede yok olmaz; yıllarca kalıcılığını sürdürerek ekosistem ve insan sağlığı üzerinde birikimli etkiler yaratır. Sülfür içeren minerallerin zamanla asidik koşullar oluşturması ise kirlenmenin derinleşmesi riskini artırmaktadır. Maden yetkililerinin, atıkları köy yerleşiminin içinden kontrolsüz biçimde taşıyarak farklı bir alana nakletmeyi planladığı; mevcut atık alanını tamamen kapatıp atıkları geçici bir maden ocağına dökmeyi, ardından yeni bir atık barajı inşa ederek bu alana taşımayı öngördüğü ifade edilmektedir. Bu süreçlerin her biri başlı başına yeni bir çevresel ve sağlık riski doğurmaktadır” denildi.
Kirazlıyayla’da yaşananların üzeri örtülemez gerçekler açıklanmalı ve sorumlular hesap vermelidir çağrısı yapan Bursa Su Kolektifi üyeleri taleplerini şöyle sıraladı;
- Meyra Madenciliğin Kirazlıyayla ÇED Raporu ve maden ruhsatı derhal iptal edilmelidir.
- Kirazlıyayla toprak kayma riski nedeniyle madenciliğe kapatılmalıdır.
- Mevcut atık barajı ise bilimsel yöntemler doğrultusunda derhal rehabilite edilmelidir.
- Meyra Madenciliğin toplamda 12 yıl atık barajı olmadan çalıştırılmasına izin veren bürokratlar yargılanmalı caydırıcı güçlü cezalar verilmelidir.
- Atık barajı gereksinimi olan tüm madenler kapatılması için plan yapılıp hızla uygulanmalıdır.
- Türkiye’nin tüm güzelliklerini yok eden maden ihalelerine son verilmeli, son üç yılda yapılanlar tümüyle iptal edilmelidir.
Açıklamada konuşan CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal ise şunları söyledi, “Eğim olan bir yere bu atık havuzunu yapmak hangi akla uyar. Kirazlıyayla’da buraya işletme yapmayın burası çöker burayı zehirlersiniz dediğimizde dinlemediler. İktidar, iklim krizinin yakıcılığının her geçen gün arttığı dönemde doğayı piyasaya açan bir mevzuat düzeni kurdu. ÇED süreçleri bilimsel bir denetim mekanizması olmaktan çıkarıldı; hızlandırma prosedürüne indirildi. İtiraz yolları daraltıldı, kararlar merkezileştirildi, kamu kurumları onaylayan makamlar haline getirildi. Bugün yaşadığımız felaketlerin idari ve siyasi zemini tam olarak budur. İliç’te milyonlarca ton zehir toprağa karıştı, 9 işçi yaşamını yitirdi. Aradan geçen sürede ders çıkarılması gerekirken, aynı model Kirazlıyayla’da sürdürülüyor. Bugün Kirazlıyayla’da aynı yöntemleri savunanlar; dün valilik makamlarında şirket yetkilileriyle poz verenler değil mi? Erzincan’da fotoğraf karelerine yansıyan o siyasi rahatlık, şimdi Kirazlıyayla’da hangi yüzle karşımıza çıkıyor? Mesele yaşam hakkıdır. Mesele kamunun, halkın mı yoksa şirketlerin mi yanında duracağıdır. Biz doğadan, emekten ve halktan yana tarafız. Bu talan düzeni değişecek. Bilimin, hukukun ve halkın iradesinin üstün olduğu bir düzen mutlaka kurulacak.”
Kaynak: Haber Merkezi