Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

Bu ülkeye demokrasi gelecekse işçilerle gelecek

Yazının Giriş Tarihi: 14.04.2026 14:10
Yazının Güncellenme Tarihi: 14.04.2026 14:39

2025 işçi eylemeleri açısından 2024 yılını geçen bir yıl oldu. Ekonomik koşulların ağırlaştığı, iş güvencesinin her geçen gün daha da yok olduğu ve siyasi baskıların arttığı bir ortamda işçilerin hak alma eylemleri de artarak devam etti. Muhtemel ki 2026 yılı da işçiler açısından mücadele dolu bir yıl olacak.

Sınıf düşüncesinde kopuk anlayışların yapılan irili ufaklı mücadeleyi yok saydığı küçümsediğine de şahit olduk geçen bu bir yıl içerisinde. Kendi bulunduğu konfor alanlarından tarifi etme hevesi gerçeği görmede sorun yaratıyor. Fakat Bursa özelinden bile bakılsa yaprak kıpırdamıyor denilen yerde Gemlik limanında işçilerin sendikalaşma mücadelesi, Aroma işçilerinin sendikalarına karşı verdikleri mücadele yine Orhangazi’de yat üretimi yapan fabrikada işçilerin eylemleri ve irili ufaklı başlayan mücadeleler bile bir gösterge tabi bunu görmek isteyen için. Ya da grevleri Cumhurbaşkanı tarafından yasaklanan Birleşik Metal İş üyesi metal işçilerinin biz bu yasağı tanımıyoruz diyerek yasak kararını yırtıp grevlerine sahip çıkarak kazanım elde etmesi.

Bugün asgari ücretin 28 bin lira olduğu ve açıklandığı andan itibaren açlık sınırının altında kaldığı bir ülkede emek mücadelesinin durgun seyirde ilerleyeceğini beklemek anlamsız. Hele ki kamu işçilerinin sözleşmesi, memurların sözleşmesinden doğan öfkenin genel mücadele ile birleştiğinde etkinin büyümesi ve eylemlerin çoğalması bir gerçek. Belki de burada sorgulanması ve öne çıkması gereken olay eylemlerin diğer mücadelelerle birleşmesi ve kitleselleşmesi üzerine olmalı. Çünkü her mücadele kendiyle sınırlı kaldığında bastırılması da etkisi de var olduğu alanla sınırlı kalıyor. Bunu değiştirmenin yolu belki de 2026 yılı için ortak mücadele olmalı.

Bursa aslında her konuda kritik bir konumda. İstanbul, Ankara ve İzmir üçlemi arasında bir konuma sahip ve sanayi açısında kilit bir yer tutuyor. Metalin başkenti olarak anılırken gıda ve tekstil açısından da önemli. Her ne kadarda suları su şirketleri tarafından yağmalansa da ormanları madenci şirketler tarafından talan edilse de heybetiyle Uludağ kendini var ediyor tıpkı işçi sınıfı gibi. Mücadelenin gerilediği anlarda nasıl işçilerin kazanılmış haklarına göz dikiliyorsa toplumsal mücadelede gerileyince doğanın talanı o kadar hızlı oluyor. Aslında bunların hepsi birbiriyle bağlantılı. Ülkede demokrasinin olmaması ve tüm haklara saldırıların bu kadar acımasız olmasının en büyük nedeni bugün işçi hareketinin geçmiş yıllara göre gerilemesiyle alakalı. Bugün fabrikalarda yapılan eylemleri görmeyip ya da bu işçi sınıfından bir şey olmaz söylemini kullanan sözde solcu, demokratlara şunu belki de sormak gerek sen ne yaptın da neyi küçümsüyorsun. Çok uzağa gidip örnek vermeye gerek yok bundan 11 yıl önce 2015’de bu kent Metal Fırtınayı yaşadı. Günlerce koca koca fabrikalarda üretim durdu ve bu diğer illere de yansıdı. Burnundan kıl aldırmayan ülkeyi yönetenlerden tutalım da fabrikada astığım astık kestiğim kestik diyen patronların çaresizliğini herkes gördü. Metal Fırtına sonrası da birçok kesim işçi hareketini yeniden anlama girişimine girdi sanki bir maden bulmuş gibi anlama çabası içerisine daldılar. Halbuki bu hareket hep vardı siz görmediniz ya da görmek istemediniz. Ya da kendi dünyanızdan yeniden bir işçi sınıfı tabiri ürettiniz belki de bu kopuş oradan kaynaklı. Aradan 11 yıl geçti yine fabrika ayarlarına dönen kesim işçi sınıfından bir şey olmaz edebiyatına büründü. Belki de kendi dünyaları kendilerine yetiyor diyelim.

Bugün işçiler geçmişten geleceğe hep öğrenerek ilerliyor ve üzerine bir şey katarak yol alıyor. Bursa’da metal işçileri başta olmak üzere gıda, tekstil, cam ve diğer iş kollarında çalışan emekçiler kendi yaşamlarının bu şekilde sürdürülemez olduğunu biliyor. Bunu kalkıp anlatmaya gerek yok burada sadece kendilerine olan güven eksikliği ve tüm yaşamlarının kuşatılmış olması etkeni var. Kimi ailesi ile kimi borçları ile kimi çocuğu ile ama şu da bir gerçek giden yaşam kendilerinin ailesinin çocuğunun geleceği olunca bu korkular artık tükeniyor. Sadece bu sürece hazırlanma meselesi kalıyor. Burada işçilerin sadece ekonomik talepler etrafında değil politik talepler etrafında birleşmesiyle kendilerine sunulan bu kölece yaşamın bir politik zeminini olduğunun anlatıldığında burada oluşan bir birleşme bugün ülkede demokrasi yok, haklarımız ellerimizden alınıyor, seçme seçilme hakkımız yok ediliyor kıskacının nasıl dağılacağını bilmek gerekiyor. Bilmeyenler boş tencerelerin, işçi hareketinin kimleri koltuğundan ettiğini az biraz araştırsın önerisi sunabilirim.

Bursa’da 2025 işçiler açısından nasıl geçti?

2025 yılında en az 2105 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Bursa’da ise en az 62 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. İş cinayetleri noktasında Bursa Türkiye’de 6’ncı sırada. Pandemi döneminden sonra en çok işçi ölümü 2025 yılında gerçekleşti. Bu duruma yıllardır söylenen Türkiye’deki ‘olağanlaştırılmış bir iş cinayetleri rejimi’nin sonucu olarak bakmak lazım. İş kazalarının raporunu tutmak ise imkansız. Gerek iş cinayetleri gerekse iş kazaları noktasında hassas çalıştığımızı herkes bilir. BursaMuhalif’in ‘Emeğin Gündemi’ sekmesine bakıldığında abartısız her gün bir iş kazası haberi geçtiğimizi görebilir. Tabi bu durum bizim ulaştığımız ölçüde var oluyor bir de ulaşamadığımız senaryoyu düşününce tablo vahim. Özellikle Bursa için şu yorumu çok rahat yapabilirim. Bursa’nın iş kazası ve iş cinayetleri noktasında kara kutusu olan ilçe İnegöl. Mobilya sanayisi ile öne çıkan bu ilçede iş kazası ve iş cinayeti noktasında açık ara önde. Burada akıllara gelen en büyük soru yetkili merciler neden denetim yapmıyor. Bir de hep şu soru gelir neden iş cinayeti diyorsunuz. Bizde diyoruz ki iş kazaları; patronların maliyet hesabı yapıp gerekli önlemleri almamaları, yani karlarını işçinin hayatının önüne koymaları yüzünden iş cinayetidir. İş kazaları; patronların üç işçinin yapabileceği işi daha az ücret vermek için iki işçiye yaptırmaları yüzünden iş cinayetidir. İşçilerin günde en fazla 8 saat çalışması gerekirken patronlar tarafından 12 saat çalıştırılması, bu çalışma sisteminin günlerce sürdürülmesi ve normalleştirilmesi yüzünden iş cinayetidir. Yani önlenebilecek kazaları önlemek adına bir çalışma yapılmıyorsa bu bir iş cinayetidir. Bu kadar kuralsızlığın, denetimsizliğin, işçi hayatının yok sayıldığı ortamda 2026 yılının iş cinayetleri ve iş kazaları açısından 2025’in daha da ötesine gideceği net.

Çalışma koşulları ağırlaşıyor, işçiler daha fazla sömürülüyor ve bu durum iş cinayetlerine yol açıyor. Tek bir failden, tek bir cinayet mahallinden, tek bir nedenden söz edemeyeceğimiz için; arka planında devlet aygıtının, idari ve yargısal mekanizmaların, üretim ilişkilerinin ve sermaye birikim modelinin bulunduğu bir durum bu.

Çocuk işçiliği

Çalışma Bakanlığı’nın sitesinde yer alan istatistikleri incelediğimizde resmi olarak her yıl 13-14 çocuk işçi ölümü kayıtlara geçiyor ve bu ölümler duyu(ru)lmuyordu. Ancak İSİG Meclisi kayıtlarına göre 2013’ten beri her yıl 63-64 çocuk hayatını kaybediyordu. Ancak bu tablo son iki yılda daha da derinleşti. 2024 yılında 71 çocuk işçi ölürken bu yıl 94 çocuk işçi hayatını kaybetti. Sanayi-eğitim işbirliği politikaları hayata geçirilmesi ile MESEM projesi çocuk ölümlerini getirdi. MESEM’de gördüğümüz üzere bizzat devlet politikalarıyla kitleselleştirilen çocuk işçilik ve tüm Anadolu kentlerinde yoğunlaşan OSB gerçekliği artık çocuk işçi ölümlerini kent merkezlerine ve çeperlerine taşıdı. Tarım işçisi çocuklar tamamen sosyal hayattan dışlandığı ve yerleşim merkezleri dışında hem yaşadıkları hem çalıştıkları alanda çevrelendiklerinden ötürü çocuklar ve ölümleri devlet ve sermaye tarafından ‘görünmez’ kılınıyordu. Oysa çocuk işçiler artık her yerde, kentin göbeğinde. Hepimizin ailesinde veya sülalesinde bir çocuk çalışıyor, her sokakta tanıdığımız bir çalışan çocuk var.

İşçi eylemleri

Bursa için işçi eylemlerinin sayısal verisini tutmak biraz zor bunun için arşivleme yapmak gerekir ama şunu net söyleyebiliriz işçi eylemleri açısından hareketli bir yıl oldu. Liman işçilerinin eyleminden tutalım tekstil iş kolunda yaşanan direnişlere oradan gıda sektöründe yaşanan sendikalaşma girişimi ve Aroma işçilerini mevcut sendikaları Tek Gıda’ya karşı başlattıkları eyleme oradan cam işçilerinin eylemliliklerine kadar çok sayıda eylem oldu. Kamu işçilerinin eylemlerinden memurların toplu iş sözleşmelerine karşı başlattığı onlarca eylemi sayabiliriz. Metal’in başkenti olan Bursa için metal grup sözleşmelerini bile sadece göz önüne alsak 2025 yılında başlayan eylemler Renault, TOFAŞ, BOSCH ve binlerce işçinin çalıştığı metal fabrikalarında çok fazla eylem gerçekleşti. Eylemlerin belki de ortak özelliği her iş kolu kendi özelinde eylem gerçekleştirdi. Yapılan saldırılara ortak tepki koymamak mücadeleyi büyütmemek asıl sorun. 2026 yılı bu sorunun aşıldığı mücadele dolu bir yıl olması umuduyla mücadeleye çağrısı yapalım bizde.

NOT: Bu yazı BursaMuhalif 2025 Almanağında yayınlanmıştır, Almanak'ı temin etmek için gazetemiz ile iletişime geçebilirsiniz.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.