Ben 1983 doğumluyum. Bizim kuşak, televizyonun o sınırlı ama renkli dünyasında büyüdü. O zamanlar televizyon başındaki çocuklara "ekran bağımlısı" gözüyle bakılırdı belki ama bugün geriye dönüp baktığımda çok başka bir şey görüyorum: Biz aslında bir çeşitlilik denizindeymişiz.
Bugün her çocuğun elinde bir tablet, her evde bir dijital platform. YouTube, Netflix ve diğerleri hayatımızın merkezine kurulmuş durumda. Ancak burada sessiz sedasız işleyen bir tehlike var:
Algoritma kuşatması
Dijital platformlar bizi bir çırpıda analiz ediyor. Ne izlediğimizi, neyi sevdiğimizi saniyeler içinde çözüp önümüze hep "aynı şeyi" koyuyorlar. Çocuk bir çizgi film mi beğendi? Sistem ona bin tane benzerini getiriyor. Çocuk aynı espri kalıplarıyla, aynı görsel dünyayla, aynı kurguyla, hatta aynı şeyi defalarca izleyerek saatlerini geçiriyor.
Mesele, çocukların çizgi film izlemesi ya da eğlenmesi değil. Burada kalıp olarak çizgi film izlemesinler, belgesel ya da sanat programı izlesinler demiyorum.
Elbette eğlenecekler, elbette çocukluklarını yaşayacaklar. Benim asıl itirazım, eğlencenin bile tek tipleşmesine. Bizim dönemimizde bir program biterdi, mecburen kanalı değiştirirdik. Hiç aklımızda yokken bambaşka bir macera çıkar, farklı bir kurgu ufkumuzu açardı. Yani o "mecburi kanal değiştirme" hali, aslında zihinlerimizi besleyen en büyük zenginliklerden biriydi.
Bugün ise çocuklar sevdikleri şeylerin içinde hapsoluyor. Sürekli aynı dondurmayı yiyen birinin meyvenin tadını bilmesine imkan var mı? Akıl, "benzer olanı" izlemekle değil, "farklı olanla" tanışmakla gelişir. Algoritmalar bize konfor alanı sağlarken, aslında keşfetme duygumuzu elimizden alıyor; zihinsel bir tembelliğe sürüklüyor.
Çocuklara merak etmeyi, ekranın önermediği yollara sapmayı öğretmek zorundayız. Çünkü zihinsel gelişim güvenli limanlarda değil, bilinmez sulara yelken açmakla mümkündür.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ahmet Keskin
Ekranın ötesindeki labirent
Ben 1983 doğumluyum. Bizim kuşak, televizyonun o sınırlı ama renkli dünyasında büyüdü. O zamanlar televizyon başındaki çocuklara "ekran bağımlısı" gözüyle bakılırdı belki ama bugün geriye dönüp baktığımda çok başka bir şey görüyorum: Biz aslında bir çeşitlilik denizindeymişiz.
Bugün her çocuğun elinde bir tablet, her evde bir dijital platform. YouTube, Netflix ve diğerleri hayatımızın merkezine kurulmuş durumda. Ancak burada sessiz sedasız işleyen bir tehlike var:
Algoritma kuşatması
Dijital platformlar bizi bir çırpıda analiz ediyor. Ne izlediğimizi, neyi sevdiğimizi saniyeler içinde çözüp önümüze hep "aynı şeyi" koyuyorlar. Çocuk bir çizgi film mi beğendi? Sistem ona bin tane benzerini getiriyor. Çocuk aynı espri kalıplarıyla, aynı görsel dünyayla, aynı kurguyla, hatta aynı şeyi defalarca izleyerek saatlerini geçiriyor.
Mesele, çocukların çizgi film izlemesi ya da eğlenmesi değil. Burada kalıp olarak çizgi film izlemesinler, belgesel ya da sanat programı izlesinler demiyorum.
Elbette eğlenecekler, elbette çocukluklarını yaşayacaklar. Benim asıl itirazım, eğlencenin bile tek tipleşmesine. Bizim dönemimizde bir program biterdi, mecburen kanalı değiştirirdik. Hiç aklımızda yokken bambaşka bir macera çıkar, farklı bir kurgu ufkumuzu açardı. Yani o "mecburi kanal değiştirme" hali, aslında zihinlerimizi besleyen en büyük zenginliklerden biriydi.
Bugün ise çocuklar sevdikleri şeylerin içinde hapsoluyor. Sürekli aynı dondurmayı yiyen birinin meyvenin tadını bilmesine imkan var mı? Akıl, "benzer olanı" izlemekle değil, "farklı olanla" tanışmakla gelişir. Algoritmalar bize konfor alanı sağlarken, aslında keşfetme duygumuzu elimizden alıyor; zihinsel bir tembelliğe sürüklüyor.
Çocuklara merak etmeyi, ekranın önermediği yollara sapmayı öğretmek zorundayız. Çünkü zihinsel gelişim güvenli limanlarda değil, bilinmez sulara yelken açmakla mümkündür.