CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Meclis’te yaptığı basın toplantısında Türkiye’de derinleşen gıda krizine dikkati çekti. Dünya genelinde gıda fiyatları gerilerken Türkiye’de mutfaktaki yangının büyüdüğünü söyleyen Sarıbal, “Dünya genelinde gıda fiyatları son bir yılda yüzde 0,6 gerilerken, Türkiye’de artış oranının yüzde 31,6 oldu. Bu tablo; çiftçiyi üretimden koparan, ithalatı çözüm diye pazarlayan ve tarımı şirketlere teslim eden politikaların sonucudur. Gıda artık tarladan sofraya değil, limandan sofraya geliyor. Ortada gıda güvenliği değil, açık bir gıda bağımlılığı var” ifadelerini kullandı.
Hasat dönemlerinde ucuz ithal ürünlerin piyasaya sürülerek yerli üreticinin fiyatlarının çökertildiğini ifade eden Sarıbal, “Çiftçi zarar ederken ithalatçı büyük şirketler rekor karlar açıklıyor. Devlet politikaları fiilen şirketler tarafından yönlendiriliyor. Bu, küçük üreticiden büyük şirketlere doğrudan kaynak aktarımıdır” dedi. Sarıbal, çiftçi sayısının hızla azaldığını, köylerin boşaldığını ve Türkiye’nin stratejik gıda ürünlerinde dışa bağımlı bir ithalat kolonisine dönüştürüldüğünü vurguladı.
Tarımsal üretimin en yakıcı sorununun kontrolsüz biçimde artan girdi maliyetleri olduğuna vurgu yapan Sarıbal, tohum, gübre ve ilaç piyasalarında kamunun tamamen tasfiye edildiğini söyledi. KİT’lerin özelleştirilmesinin ardından piyasanın çoğunun yabancı sermayeli tekelci şirketlerin eline geçtiğini belirten Sarıbal, “Kamunun fiyat denetleme rolü ortadan kalktı. Artık girdi fiyatlarını şirketler ve döviz kuru belirliyor. Kur her yükseldiğinde üretim maliyetleri şişiyor” diye konuştu. Hububat ve bazı baklagiller dışında kalan ürünlerde fiyat politikalarının bütünüyle özel şirketlere bırakıldığını vurgulayan Sarıbal, özellikle fındık ve tütün piyasalarında yabancı tekellerin belirleyici olduğunu söyledi, “Üreticiye ya maliyetin altında ya da ancak başa baş fiyatlar dayatılıyor. Serbest piyasa adı altında üretici, yabancı sermayenin sömürü düzenine mahkûm ediliyor” dedi. Hayvancılık politikalarının da dışa bağımlılığı büyüttüğünü ifade eden Sarıbal, endüstriyel yeme dayalı modelin karma yem üretiminde ithalat oranını yüzde 50’nin üzerine çıkardığını vurguladı. Milletvekili Sarıbal, mısır, soya ve diğer yem hammaddelerinde artan ithalatın, meraların ranta açılmasıyla birlikte yerli üretimi daha da zayıflattığını söyledi.
Milletvekili Sarıbal, özel ticaret sistemine göre hububat, bakliyat, yağlı tohum ve küspeleri ile bitkisel yağ ithalatının 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 21 artarak 7,6 milyar dolardan 9,2 milyar dolara yükseldiğini açıkladı. 2025 yılının ihracat sıralamasında en dikkat çeken ürünün iç fındık olduğunu belirten Sarıbal, toplam 119 ülkeye 239 bin ton iç fındık ihracatı yapıldığını ve bu ihracat karşılığında 2 milyar 255 milyon dolar döviz geliri elde edildiğini ifade etti. Ancak fındık ve mamulleri ihracatında bir önceki yıla göre önemli bir gerileme yaşandığını vurgulayan Sarıbal, ihracatın miktar bazında 84 bin ton azalarak yüzde 26,2 gerilediğini, değer bazında ise 381 milyon dolarlık, yüzde 14,4’lük kayıp oluştuğunu kaydetti. Mevcut tarım ve ticaret politikalarıyla fındık ihracatının sürdürülebilir bir zeminde devam edemeyeceğini dile getiren Sarıbal, 2026 yılı için kapsamlı ve ivedi yeni politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi.
Milletvekili Sarıbal, ihracatta ikinci sırayı ayçiçeği yağının aldığını belirtti, bu üründe ihracatın bir önceki yıla göre yüzde 21 artış göstererek 1 milyar 76 milyon dolar olarak kaydedildiğini açıkladı. İhracatta üçüncü sırada mandalinanın yer aldığını ifade eden Sarıbal, mandalina ihracatının 892 milyon dolar değerine ulaştığını ve söz konusu üründe yüzde 107 oranında artış yaşandığını söyledi. 2025 yılında buğday unu ihracatının dördüncü sıraya gerilediğini belirten Sarıbal, yıl içerisinde uygulanan ithalat kısıtlamaları, Irak’ta yaşanan gelişmeler, Kızıldeniz’deki olaylar ve konteyner krizinin un ihracatını olumsuz etkilediğini ifade etti. Bu gelişmeler nedeniyle un ihracatının 3 milyon tondan 2,3 milyon tona düştüğünü aktaran Sarıbal, değer bazında ise ihracatın 1,2 milyar dolardan yüzde 25 gerilemesine rağmen 871 milyon dolar seviyesinde gerçekleştiğini kaydetti.
Sarıbal’ın paylaştığı bilgilere göre, 2025 yılında toplam hububat ithalatı bir önceki yıla göre yüzde 22 artarak 8,5 milyon tondan 10,4 milyon tona yükseldi. Bakliyat ithalatı ise yüzde 23’lük artışla 834 bin tondan 1 milyon 29 bin tona çıktı. Yağlı tohumlar ithalatının da dikkat çekici biçimde arttığını belirten Sarıbal, bu kalemde ithalatın yüzde 31 artışla 4,3 milyon tondan 5,6 milyon tona yükseldiğini ifade etti. Bitkisel yağlar ithalatının 1,8 milyon ton seviyesinde sabit kaldığını aktaran Sarıbal, yağlı tohum küspeleri ithalatının ise rekor düzeyde gerçekleşen soya ve ayçiçeği tohumu ithalatından elde edilen küspeler nedeniyle 2,3 milyon tondan 2,1 milyon tona gerilediğini kaydetti.
Ürün bazında ithalat verilerine de değinen Sarıbal, en yüksek ithalat tutarının soya fasulyesinde gerçekleştiğini belirtti. Buna göre, soya fasulyesi ithalatı yaklaşık 1,8 milyar dolar ile ilk sırada yer aldı. Soya fasulyesini 1,3 milyar dolarla ayçiçeği yağı, 1,2 milyar dolarla dane mısır ve 1,2 milyar dolarla buğday ithalatı izledi. Miktar bazında ise dane mısır ve soya ithalatında tarihi rekor kırıldığına dikkat çeken Sarıbal, 4,7 milyon ton dane mısır ve 4,1 milyon ton soya ithalatı gerçekleştirildiğini açıkladı.
Ürünlere göre ithalattaki artış oranları arpada yüzde 1.445, ayçiçeği tohumunda yüzde 391, nohutta yüzde 242, pirinçte yüzde 34, dane mısırda yüzde 32 ve ayçiçeği yağında yüzde 25 olarak gerçekleşti. İthalatın belirli ülkelere yoğunlaştığına dikkati çeken Sarıbal, 2025 yılı itibarıyla Türkiye’nin buğday ithalatının yüzde 95’ini Rusya’dan, mercimeğin yüzde 45’ini Kazakistan’dan, yüzde 30’unu Kanada’dan, soyanın yüzde 49’unu Brezilya’dan, yüzde 24’ünü Ukrayna’dan karşıladığını ifade etti. Ayçiçeği tohumu ithalatının yüzde 50’sinin Romanya, yüzde 29’unun Moldova kaynaklı olduğunu belirten Sarıbal, ayçiçeği yağında ise ithalatın yüzde 60’ının Rusya, yüzde 25’inin Ukrayna menşeli olduğunu söyledi. Sığır ithalatında da benzer bir yoğunlaşma olduğunu vurgulayan Sarıbal, bu ithalatın yüzde 52’sinin Brezilya, yüzde 45’inin Uruguay kaynaklı gerçekleştiğini kaydetti. Küresel ölçekte tahıl ve yağlı tohum ticaretinin giderek birkaç çok uluslu şirketin kontrolüne girdiğine dikkat çeken Sarıbal, Archer Daniels Midland (ADM), Bunge, Cargill ve Louis Dreyfus gibi şirketlerin dünya tahıl ticaretinin önemli bir bölümünü elinde bulundurduğunu belirtti. Bu şirketlerin fiyat oluşumu ve arz akışında belirleyici hale geldiğini ifade eden Sarıbal, ithalata dayalı tarım politikalarının Türkiye’yi hem ülkelere hem de bu çok uluslu şirketlere bağımlı hale getirdiğini söyledi.
Kaynak: Haber Merkezi