İşçilerin büyük çoğunluğu böyle gitmeyeceğinin farkında. Peki değiştirmek için ne bekleniyor? Bir grup azınlığın kendi çıkarlarından vazgeçerek işçilere haklar vermesi mi? Demokrasi ve insan haklarının gereklerine uyan bir burjuva demokrasisi mi? Sanata, emeğe, doğaya ve insana saygı duymaları mı? Yoksa birilerinin bizim yerimize haklarımız için mücadele etmesini mi bekleyeceğiz?
İşçiler diyor ki: “İşten çıkarsak iş bulamayız.”, “Ortalık çok kötü.” Bunu söyleyen işçilerin bir kısmı borçlu, evli, kumar oynuyor... Hakların nasıl kazanılacağını bilen, sendikal bürokrasinin türlü ayak oyunları ve patronlarla tam iş birliği halinde çalıştığını gören belirli yaş grubundaki işçiler arasında büyük bir güvensizlik var. Hayatın zorunlulukları onları yalnızlaştırıyor. 20-35 yaş aralığında çalışan işçiler için ise korkulu rüya işsizlik.
Yarını, hatta akşamı bile açlık ve yoksulluk korkusuyla geçiren milyonlarca işçiden, emekçiden, kadından, gençten bahsediyoruz. Mühendisinden işçisine herkes işini kaybetme korkusu nedeniyle patronların istediği gibi bir çalışan olmakla onurlu bir yaşam isteği arasındaki çelişkiyle yaşıyor. Çözüm farklı kelimelerle ifade edilse de bir kelimede ortaklaşıyor: Birleşmek.
Peki aldığı ücretten memnun olmayan sağcı, solcu, cemaatçi, taraftar, milliyetçi işçilerin birleşmesi nasıl sağlanacak? Tam bu soruda Kadir İnanır’ın sözü ile devam edelim: “İnsan bu kadar zulmü görüp rahat uyuyabilir mi?”
2015’te Renault’da başlayan ve tüm metal fabrikalarına yayılan Metal Fırtınayı hatırlamakta fayda var. İşçileri birleştiren o üç talep şunlardı:
- Hiçbir işçi işten atılmayacak.
- Bosch sözleşmesinin şartlarıyla eşit sözleşme (Bosch’ta işçiler sendika değiştirmek istemiş, geçen sürede sözleşme imzalanamamıştı. Patronun müdahalesi ile Türk Metal geri getirilmiş, imzalanan sözleşmeyle aynı kıdeme sahip işçiler içinde Bosch işçileri daha yüksek ücret alır hale gelmişti.)
- Sendika seçme özgürlüğü.
Bosch işçisinin sözleşmesi tüm metal işçileri için insanca bir yaşama, en azından bir adım daha anlamına geliyordu. Bugün bu talebin bu isteğin çok uzağında işçiler.
Ülkedeki tüm ücretlere ek zam şarttır, çünkü enflasyon ve vergi yükünü işçi sınıfı çekiyor. Hiçbir işçinin işten atılmaması talebi yakıcılığını sürdürüyor. Sendikal bürokrasi bu acımasız çalışma düzeninin hâlâ baş dayanaklarından.
Ülke gündemi hakkında umutsuz, karamsar yorumlar ve gelecek kaygısı işçilerin önce fabrikasındaki yönetimsel süreçlere katılmasıyla değişebilir. Bunun en somut örneği bugünden baktığımızda yenilgiyle sonuçlanmış olsada 2015'te Renault işçilerinin bizim hakkımızda verlicek kararları biz alırız diyerek sendikal bürokrasiyi fabrikadan söküp atmasıdır. İşçiler fabrika içerisinde sayısız eylem yapmasına ve 13 gün resmi grev ilanı olmamasına karşın fiili mucadeleleriyle hem ek zammı almış hem kimse işten atılmadan süreci tamamlamıştı. Daha sonra işçi arasındaki fikir ayrılıkları ve rekabeti körükleyen patron, sendikal bürokrasinin ve doğrudan devletin gücünü arkasina alarak reno işçilerinin iradesini bölmüş ve Türk Metal'in yeniden örgütlenme süreci başlamıştır. O günden bugüne önce 'atamalar' ile kendi temsilcilerini seçemez hale getirilmiş. Sonra 2015 eylemini örgütleyen bütün öncü kuşağının fabrikadan atılmasını seyretmek zorunda kalmıştır. 2018'den beridir sözleşme zam oranları, delege seçimleri vs. söz yetki karar tamamı patron ve onun aparatı konumundaki sendikal bürokrasinin eline geçmiştir. Bu tablo yenilgi olarak tarif edilebilecek tabloda bakılması gereken yer kazanımların nasıl kaybedildigi değil nasıl kazanıldığıdır. Yani 2015 örneğinde olduğu gibi işçiler aslında işçileri birbirinden uzaklaştıracak değil, tam tersine acilen birleştirecek bir anlama geliyor. İşçilerin taleplerini zincir altına alıp kilitleyen patron, iktidar ve sendikal bürokrasi ise, anahtar da işçilerin elindedir. Topyekûn sömürü ve yaşam koşullarına karşı topyekûn birleşmekten başka çıkar yolu yoktur. Elini taşın altına koymadan, bekleyerek ve idare ederek ilerleme sağlanmayacağı gün gibi ortada.
Bu sebeple bugün ücretlere ek zam mücadelesine girebilmek için üç temel talep etrafında hareket etmek gerekiyor:
- Ücretlere ek zam!
- İşten atmalar durdurulsun!
- Sendikal hak ve özgürlükler tanınsın!
- Bu üç talep işçi sınıfının biriken sorunları karşısında bağımsız politik bir sınıf olarak örgütlenmesini sağlayacak temeldir.
Eren Öner