Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

Mekke Anlaşması komisyondan geçti

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması, Meclis Dışişleri Komisyonunda görüşüldü. Anlaşmaya dair kanun teklifi komisyondan geçti. Teklifin yasalaşması için TBMM Genel Kurulu'nda da kabul edilmesi gerekiyor.

Haber Giriş Tarihi: 27.10.2026 17:57
Haber Güncellenme Tarihi: 27.10.2026 18:01
Kaynak: Evrensel
Mekke Anlaşması komisyondan geçti

Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması'nın onaylanmasına ilişkin kanun teklifi, TBMM Dışişleri Komisyonunda kabul edildi.

AKP Ankara Milletvekili Fuat Oktay başkanlığında yapılan görüşmelerde, anlaşmanın Türkiye'yi Yemen başta olmak üzere bölgesel çatışmalara dahil etme riski ve Meclis onayı alınmadan askeri kararlar verilmesi tartışıldı. Anlaşmanın ayrıntılı incelenmesi için alt komisyon kurulması ve Milli Savunma Komisyonunun görüşünün alınması yönündeki önergeler reddedildi.

Kanun teklifi daha sonra Komisyon'da yapılan oylamada AKP, MHP ve CHP’nin oylarıyla kabul edildi. Yeni Parti, İYİP ve DEM Parti ise tercihini 'Hayır'dan yana kullandı.

'Ne işimiz var Yemen çöllerinde'

Komisyon görüşmelerinde söz alan Yeni Parti Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, anlaşmanın Türkiye'nin güvenlik ihtiyaçlarından çok Suudi Arabistan'ın çıkarlarına hizmet ettiğini savundu. Çakırözer, "Suudileri koruyacağız diye, Husilerle mücadele için Yemen'e gideceğiz. Ne münasebet. Ne işimiz var Yemen çöllerinde" dedi. Çakırözer, anlaşmanın arkasında Suudi sermayesinden finansman sağlama ve savunma sanayisi alanında ortaklıklar kurma hesabı bulunduğunu ileri sürdü.

Yemen ve Husiler konusunda Erdoğan'ın değişik zamanlardaki açıklamalarını anımsatan Çakırözer, "Şimdi soruyorum bu iktidarın ve başındaki Erdoğan’ın aynı konuda 180 derece değişebilen görüşleri varken, böylesine savrulmalar içindeyken biz şimdi nasıl bu görüşlere güvenip de böyle bağlayıcı bir askeri ittifaka gireceğiz, Husilere karşı Mehmetçiği Yemen çöllerine göndereceğiz" dedi.

"Millet iradesi hiçe sayıldı"

Anlaşmanın 7 Ağustos'ta imzalanmasına rağmen 20 Ekim'de Meclise sunulduğunu hatırlatan Çakırözer, bu süreçte TBMM'nin onayı olmadan askeri ve siyasi kararlar alındığını belirtti.

Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesinin İstanbul ve Riyad'da toplandığını, toplantılara Dışişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanının katıldığını aktaran Çakırözer, Suudi Arabistan'a askeri kuvvet konuşlandırılması için hazırlık kararı alındığını hatırlattı.

Anlaşma henüz Mecliste görüşülmeden yapılan hamlelere dikkat çeken Çakırözer, "Oysa buna karar verecek yer Gazi Meclisimizdir. Henüz biz anlaşmayı dahi görmeden Pakistanlı bir general Genel Sekreter olarak ataması yapıldı. Bunların hepsi elinizde yetki olmadan yapıldığı için gayrimeşru değil midir?" diye sordu.

Çakırözer, Meclisin onayına sunulan anlaşmanın fiilen yürürlükteymiş gibi işletildiğini savunarak "Millet iradesi hiçe sayıldı. Bu, Anayasamıza yasalarımıza aykırıdır" dedi.

2003 yılında Irak'ın işgaline yönelik 1 Mart Tezkeresi'nin TBMM tarafından reddedilmesini de hatırlatan Çakırözer, Meclisin iktidarın aldığı kararları yalnızca onaylayan bir kurum olmadığını vurguladı. Çakırözer, "Bu Meclis ve milletvekillerimizin iradesi sadece biz muhalefetin değil, siz iktidar partisindeki milletvekili arkadaşlarımızın da iradesi, saraylarda önceden alınmış kararların sorgusuz sualsiz tescil yeri değildir" ifadelerini kullandı.

"Türkiye başkalarının savaşının tarafı haline getirilmemelidir"

Anlaşmanın ikinci maddesine göre taraflardan birine yönelik saldırı, diğer iki ülkeye de yapılmış sayılacak. Taraflar, saldırıya uğrayan ülkeye askeri ve lojistik destek sağlamakla yükümlü olacak.

Bu düzenlemenin Türkiye açısından taşıdığı risklere değinen Çakırözer, üç ülkenin güvenlik önceliklerinin birbirinden farklı olduğunu belirtti. Pakistan'ın Hindistan ve Afganistan'la, Suudi Arabistan'ın ise İran ve Yemen'deki çatışmalarla bağlantılı güvenlik sorunları bulunduğunu hatırlatan Çakırözer, Türkiye'nin bu ülkelerin askeri gerilimlerine taraf olabileceğini söyledi.

Çakırözer, "Hal böyleyken bu anlaşma ile biz Suudi Arabistan'ın, Pakistan'ın güvenlik risklerini üstlenmekteyiz. Türkiye'nin güvenlik önceliği bu değil ki" dedi.

Türkiye'nin Yemen'deki savaşa dahil edilmesinin İran'la ilişkilerini de olumsuz etkileyebileceğini belirten Çakırözer, "Ya da İran gibi Hindistan gibi önemli bir ülkeyi karşımıza alacağız. Ve tam da mücadele etmemiz gereken Türkiye karşıtı ittifaklara bu ülkelerin girmelerinin önünü kendi elimizle açacağız" ifadelerini kullandı.

Askeri ittifakların çatışmaları önlemek amacıyla barış dönemlerinde kurulması gerektiğini savunan Çakırözer, Suudi Arabistan'ın halihazırda Yemen'de savaşın tarafı olduğuna dikkat çekti. Ortak savunma hükmünün bu koşullarda Türkiye'yi doğrudan çatışmalara sürükleyebileceğini belirtti.

"Amaç Suudi hanedanını ve petrol tesislerini korumak"

Çakırözer, anlaşmanın ekonomik ve siyasi boyutuna ilişkin de eleştirilerde bulundu. Mekke Anlaşması'nın Suudi Arabistan'ın güvenliğini sağlamaya yönelik olduğunu savunan Çakırözer, iktidarın bunun karşılığında ekonomik kaynak ve askeri sanayisi yatırımları elde etmeyi hedeflediğini ileri sürdü.

Çakırözer, "Bu Anlaşma'nın amacı Suudi hanedanını, petrol tesislerini koruma anlaşmasıdır. Bunun karşılığında ise kendi bozduğunuz ekonomimize Suud finansmanı sağlamak, mümkün olursa savuna sanayi projelerimize ortak etmektir" dedi.

Türkiye'nin ekonomik kaynak sağlamak veya askeri sanayisini geliştirmek için askerlerini başka ülkelerin çatışmalarına dahil etmek zorunda olmadığını belirten Çakırözer, "Türkiye Cumhuriyeti'nin güvenlik politikası, başka ülkelerin güvenlik ihtiyaçları üzerinden şekillendirilemez" ifadelerini kullandı.

Anlaşmanın ABD ve İsrail'in bölgesel çıkarlarına hizmet edebileceğini de savunan Çakırözer, Türkiye'nin Yemen'deki Ensarullah hareketine karşı askeri faaliyetlere katılmasının ABD yönetiminin bölgesel politikalarıyla örtüşeceğini ileri sürdü. Çakırözer, "Çünkü Türk askerini Yemen'e göndermek, Türkiye'nin planı, Türkiye'nin programı değildir. Trump'ın planıdır. ABD ve İsrail'in çıkarlarına hizmet etmektedir" dedi.

"Gelecek hükümetlerin iradesini ipotek altına alacak"

Anlaşmanın 16'ncı maddesinde yer alan çekilme koşullarını da eleştiren Çakırözer, tarafların anlaşmanın yürürlüğe girmesinden itibaren 10 yıl boyunca çekilme hakkı bulunmadığını hatırlattı.

Bu sürenin gelecekteki hükümetleri de bağlayacağına dikkat çeken Çakırözer, "Ama bu anlaşma, gelecek Cumhuriyet hükümetlerini on yıl boyunca bağlayacak. Onların iradesini ipotek altına alacak" dedi.

Çakırözer, Türkiye'nin İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmesini de hatırlatarak iktidarın temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası yükümlülüklerden vazgeçerken Suudi Arabistan'ın güvenliğini ilgilendiren bir anlaşmayla uzun süreli askeri taahhüt altına girmesini eleştirdi.

Anlaşmada yer alan terörle mücadele hükümlerinin nasıl uygulanacağının da açıklığa kavuşturulmadığını söyleyen Çakırözer, Türkiye'nin Suudi Arabistan'ın terör örgütü olarak kabul ettiği yapıları aynı şekilde tanıyıp tanımayacağını sordu. Çakırözer, "Örneğin Husileri ve onların siyasi partisi Ensarullah'ı terörist ilan edecek miyiz? Hükümetin böyle bir planı var mı?" sorularını yöneltti.

Türkiye'nin Suudi Arabistan ve Pakistan'la ilişkilerini geliştirmesine karşı olmadıklarını ancak belirsiz askeri yükümlülükler içeren anlaşmaya destek vermeyeceklerini belirten Çakırözer, "Bu nedenle, hem usule hem esasa ilişkin bu itirazlarımız nedeniyle bu Anlaşma'ya hayır diyeceğiz" dedi.

"Şirketlerin kazancı ile devletin maliyeti hesaplandı mı?"

Komisyon görüşmelerinde DEM Parti Bitlis Milletvekili Semra Çağlar Gökalp de anlaşmanın Türkiye'yi bölgesel çatışmalara sürükleyebileceğine dikkat çekti. Askeri ittifakların güvenlik sağlamaktan çok yeni gerilimler yaratabileceğini belirten Gökalp, Türkiye'nin Yemen'de ateşkesi ve diplomatik müzakereleri desteklemesi gerektiğini söyledi.

Anlaşmanın ekonomik boyutuna da değinen Gökalp, savunma sanayisi alanındaki ortak üretim ve teknoloji paylaşımından şirketlerin elde edeceği gelir ile devletin üstleneceği askeri maliyetlerin açıklanmasını istedi.

Gökalp, "Peki şirketlerin elde edeceği kazanç ile devletin üstleneceği maliyet ayrı ayrı hesaplandı mı? Konuşlanmanın, lojistiğin, silah ve mühimmat desteğinin bedelini kim ödeyecek diye sormak istiyoruz" dedi.

Ekonomik kriz koşullarında dış finansman ve silah ihracatı arayışının halkın geleceğini uzun vadeli askeri yükümlülüklere bağlamaması gerektiğini belirten Gökalp, "Ticaret koridorlarında söz sahibi olmanın bedeli başka savaşların riskini üstlenmek olmamalıdır" ifadelerini kullandı.

DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Ceylan Akça Cupolo da anlaşmanın caydırıcılık iddiasını sorguladı. Türkiye'nin Suudi Arabistan'a hangi askeri kapasiteyle güvenlik sağlayacağını soran Cupolo, İsrail'le istihbarat paylaşımı yapılıp yapılmadığının açıklanmasını istedi.

İYİP Muğla Milletvekili Metin Ergun ise anlaşmanın Türkiye açısından hangi somut savunma ihtiyacını karşılayacağının belirsiz olduğunu belirterek askeri yükümlülüklerin kapsamı ve uygulanma koşullarının hukuki güvenceye kavuşturulması gerektiğini söyledi.

Meclisin asker gönderme yetkisi tartışılıyor

Komisyondaki itirazların ortak noktalarından biri de anlaşmanın TBMM'nin anayasal yetkileri bakımından doğuracağı sonuçlar oldu.

Anayasa'nın 90'ıncı maddesi uluslararası anlaşmaların onaylanmasına, 92'nci maddesi ise Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine ilişkin Meclis yetkilerini düzenliyor.

Anlaşmanın Mecliste kabul edilmesinden önce Suudi Arabistan'a askeri kuvvet konuşlandırılması yönünde hazırlık kararı alınması, bu yetkilerin nasıl kullanılacağı tartışmasını gündeme getirdi. Türkiye'nin ortak savunma yükümlülüğünün hangi koşullarda işletileceği ve askeri müdahale için ayrıca Meclis kararı gerekip gerekmeyeceği konusunda komisyonda açıklama istendi.

Komisyonda kabul edilen teklifin yasalaşması için TBMM Genel Kurulunda da kabul edilmesi gerekiyor.

Kaynak: Evrensel

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.