Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

Bursa Barosu Başkanı Metin Öztosun, adli yıl açılış töreninde konuştu: Hukuk iktidarı sınırlıyorsa hukuk devletidir

Yeni adli yıl Yargıtayda düzenlenen törenle başladı. Bursa Baro Başkanı Metin Öztosun, “Cumhuriyet'in sorunlarının çözümü Cumhuriyet'i demokrasiyle tamamlamak, hukukla güçlendirmekten geçer” dedi.

Haber Giriş Tarihi: 01.09.2026 17:32
Haber Güncellenme Tarihi: 01.09.2026 17:48
Kaynak: Haber Merkezi
Bursa Barosu Başkanı Metin Öztosun, adli yıl açılış töreninde konuştu: Hukuk iktidarı sınırlıyorsa hukuk devletidir

Bursa Barosu, 2026-2027 adli yılı açılışını Adalet Sarayı tören alanında kutladı.

Meslektaşlarına hitaben konuşan Metin Öztosun, geçtiğimiz yıl da bu kürsüden Türkiye'de hukuk devletinin temel ilkelerinin ağır biçimde aşındığını; yargı bağımsızlığının, kuvvetler ayrılığının, hukuk güvenliğinin ve adalete duyulan toplumsal güvenin ciddi bir kriz içinde bulunduğunu söylediklerini hatırlatarak başladı.

Hukuk iktidarı sınırlıyorsa hukuk devletidir

Karşımızdaki asıl mesele, hukukun hangi devlet düzeni içinde, kimin için ve hangi amaçla kullanılacağı meselesidir diyen Öztosun, “Çünkü hukuk yalnızca kanun maddelerinden ibaret değildir. Hukuk iktidarı sınırlıyorsa hukuk devletidir. Güçsüzü güçlü karşısında koruyorsa adalettir. Herkese eşit uygulanıyorsa hukuktur. Can Atalay kararlarıyla yaşadığımız anayasal kriz hâlâ hafızalarımızdadır. Bir ülkede Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanıp uygulanmayacağı tartışılmaya başlanmışsa aslında tartışmaya açılan Anayasa Mahkemesi değildir. Anayasa'nın kendisidir. Aynı durum Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları için de geçerlidir. Selahattin Demirtaş hakkında verilen kararlar ortadadır. Ve henüz birkaç gün önce Osman Kavala hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi tarafından verilen yeni karar da önümüzdedir. Burada mesele kişilerin kimliği değildir. Onların siyasi görüşlerini paylaşmak veya paylaşmamak hiç değildir. Mesele çok daha basittir: "Türkiye Cumhuriyeti kendi Anayasasına ve taraf olduğu uluslararası sözleşmelere uyacak mıdır?" diye sordu.

İfade özgürlüğü iktidarı eleştirebilmek için vardır

Avukat susarsa savunma susar diyen Öztosun, “Savunma susarsa yargılama yalnızca iddia ve hükümden ibaret kalır. Savunmasız bir yargı ise adalet üretemez. Bu nedenle savunma hakkına yönelen her müdahale yalnızca avukatların mesleki sorunu değildir. Yurttaşın adil yargılanma hakkının sorunudur. Son bir yılda ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına yönelik müdahaleler de hukuk gündemimizin önemli başlıklarından biri ve yıl boyunca tüm bu hakların zedelendiği bir yıl oldu. Gazeteciler, sanatçılar, komedyenler, emekçiler, sendikacılar defalarca hukuka aykırı şekilde gözaltına alınıp tutuklandılar. Hatta bir suçtan serbest bırakılıp aynı dakikada tekrar tutuklandılar. Oysa demokratik toplumun ölçüsü, iktidarı övenlerin ne kadar özgür olduğu değildir. İktidarı eleştirenlerin ne kadar özgür olduğudur. İfade özgürlüğü yalnızca herkesin hoşuna giden düşünceler için gerekli değildir. Demokrasi esas olarak rahatsız eden, eleştiren ve itiraz eden düşüncenin korunmasına ihtiyaç duyar. İktidarı övmek için ifade özgürlüğüne ihtiyaç yoktur. İfade özgürlüğü iktidarı eleştirebilmek için vardır. Aynı şekilde barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü de idarenin yurttaşa verdiği bir izin değil, Anayasa'nın güvence altına aldığı temel bir haktır. Devletin görevi bu hakkı ortadan kaldırmak değil, kullanılmasını güvence altına almaktır” dedi.

Çerçevenin dışına da bakmak gerekir

Terörün sona ermesini, silahların susmasını, bu ülkenin hiçbir evladının bir daha terör nedeniyle yaşamını kaybetmemesini elbette hepimiz istiyoruz diyen Öztosun, “Ama hukukçular olarak bunun yanında başka sorular da sormak zorundayız: Bunlar ne kadar Anayasaya uygundur? Bunlar için toplumun rızası ne için ve nereye kadar alınmıştır? Bundan sonra nasıl bir hukuk düzeni ve nasıl bir devlet düzeni hedeflenmektedir? Önümüze getirilecek hiçbir “hukuki çerçeve” yalnızca kendi maddeleri üzerinden okunamaz. Bazen hukuku anlayabilmek için çerçevenin içine değil, çerçevenin dışına da bakmak gerekir. Ve burada temel bir çelişkiyi görmezden gelemeyiz: Türkiye'nin bütünü demokratik hukuk devletinden uzaklaşırken yalnızca bir meselede demokratikleşmek mümkün değildir. Yargı bağımsızlığının tartışıldığı; kuvvetler ayrılığının zayıfladığı; ifade özgürlüğünün sınırlandırıldığı; seçilmişlerin yargı kararlarıyla görevlerinden uzaklaştırıldığı; Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarının uygulanmasının tartışıldığı bir ülkede, herkese ayrı bir demokratik istikamet çizilemez. Çünkü; Demokrasi parçalanamaz. Hukuk kişiye göre uygulanamaz. Cumhuriyet yurttaşlığı bölünemez. Egemenlik paylaştırılamaz” dedi.

Bursa Baro Başkanı Metin Öztosun açıklamanın devamında şunları söyledi;

Cumhuriyet'in eksiklerini gidermenin yolu Cumhuriyet'ten vazgeçmek değildir

“Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesinin temelinde son derece yalın bir ilke vardır: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Kurtuluş mücadelesinin ve Lozan'ın temelinde de bu egemenlik anlayışı vardır. O yüzden de Cumhuriyet'in geleceği; etnik veya dinsel toplulukların siyasal pazarlığı üzerine değil, özgür bireylerin anayasal haklarının güvencede olduğu bir yurttaşlık üzerine kurulmalıdır. Elbette Cumhuriyet bütün sorunlarımızı çözemedi. Bunu yarım asırdır bu ülkenin her yanındaki insanlarla aynı sofrada lokma yiyen, ellerine dokunan, gözleri gözlerine, yüreği yüreklerine değen; annesi batılı, babası doğulu; ve vardığı yeri Cumhuriyet'e borçlu bir marangoz evladı olarak biliyorum. Görüyorum. Hissediyorum. Ama Cumhuriyet'in eksiklerini gidermenin yolu Cumhuriyet'ten vazgeçmek değildir. Cumhuriyet'in eksiklerini tamamlamanın yolu; daha fazla demokrasi, daha güçlü hukuk devleti, daha bağımsız yargı, daha özgür toplum, daha güçlü Meclis ve anayasal haklarının güvencede olduğu ve bunların kullanabildiği bir yurttaşlıktır. Cumhuriyet'in demokratikleşmesi gerekir. Ama demokratikleşme, Cumhuriyet'i tasfiye ederek, emperyal baskı altında tüm taşıyıcı temel kolonlarını yıkarak gerçekleşemez. Bu yüzden de milli egemenlik; yurttaşlardan alınıp etnik veya dinsel topluluklara, Meclis'ten alınıp liderler arasındaki kapalı mutabakatlara, anayasal kurumlardan alınıp siyasal pazarlıklara, milletin elinden alınıp bir kişinin veya birkaç kişinin iradesine bırakılamaz. Çünkü egemenliğin sahibi millettir. İstisnasız bütün millettir.

Meslek sorunlarının kaynağı siyasal düzen

Bütün bunları konuşurken kendi mesleğimizin yaşadığı ağır sorunları görmezden gelemeyiz. Genç meslektaşlarımız büro açmakta zorlanıyor. Bağlı çalışan avukatlar düşük ücret ve iş güvencesi sorunlarıyla karşı karşıya. CMK ücretleri yapılan işin niteliği ve sorumluluğuyla bağdaşmıyor. Meslektaşlarımızın adliyelerde ve kamu kurumlarında görevlerini yerine getirmesini güçleştiren uygulamalar devam ediyor. Avukatlığın kamu hizmeti niteliği giderek aşındırılıyor. Oysa avukatın ekonomik bağımsızlığı ile mesleki bağımsızlığı birbirinden ayrılamaz. Geçinemeyen avukat bağımsız olamaz. Bağımsız olmayan avukat güçlü savunma yapamaz. Güçlü savunmanın olmadığı yerde adil yargılanmadan söz edilemez. Bu nedenle avukatların ekonomik ve mesleki sorunları yalnızca bizim sorunumuz değildir. Doğrudan yurttaşın hak arama özgürlüğü sorunudur. Ancak yine bakıldığında tüm bu meslek sorunlarının kaynağının da mevcut hukuksal ve siyasal düzen olduğu da asla gözden kaçırılmamalıdır. Temel bu sorun düzelmeden gerçekleşen düzenlemeler sadece kısa süreli ağrı kesici etkisi yaratır ancak gerçek bir iyileşme sağlanamaz.

Adalet çökerse hukuk çöker

Adalet kudretini kaybettiğinde yalnızca mahkemeler zayıflamaz. Toplumun devlete olan güveni zayıflar. İnsanlar hukuka güvenmek yerine başka güç odaklarına yönelmeye başlar. Suç örgütleri, mafyatik yapılar, denetimsiz cemaat ve tarikat yapıları hukukun bıraktığı boşlukları doldurmaya başlar. İşte asıl toplumsal çürüme burada başlar. Çünkü devletin temeli gerçekten adalettir. Adalet çökerse hukuk çöker. Hukuk çökerse demokrasi çöker. Demokrasi çökerse toplumsal barış çöker. Bu nedenle hukuk mücadelesi yalnızca hukukçuların mesleki mücadelesi değildir. Bir ülkenin geleceği için verilen mücadeledir.

Biz tarihe karşı sorumluluğu olan hukukçularız

Biz avukatlar iktidarın da muhalefetin de avukatı değiliz. Biz hukukun tarafındayız. Çünkü hukuk seçerek savunulmaz. Adalet kişiye göre talep edilmez. Bugün başkasına yapılan hukuksuzluğa sessiz kalan kişi, yarın aynı hukuksuzluk kendi kapısına geldiğinde konuşacak kimse bulamayabilir. O yüzden gerçek avukat yalnızca dosya takip eden kişi değildir. Avukat; adaletsizliğe itiraz eden, güç karşısında hukuku savunan, yurttaşın hakkını koruyan, kadının, çocuğun, emekçinin, çevrenin, doğanın, güçsüzün yanında duran, iktidar kim olursa olsun hukuka aykırılık karşısında söz söyleyen kişidir. Biz tarihi yalnızca izleyen insanlar değiliz. Biz tarihe karşı sorumluluğu olan hukukçularız.

Türkiye'nin ihtiyacı daha fazla hukuk

Değerli meslektaşlarım, değerli yurttaşlarımız, Türkiye'nin ihtiyacı yeni bir otoriter düzen değildir. Türkiye'nin ihtiyacı daha fazla hukuk, daha fazla demokrasi ve daha fazla özgürlüktür. Hukuk istiyoruz. Özgürlük istiyoruz. Eşitlik istiyoruz. Bağımsız yargı istiyoruz. Güçlü Meclis istiyoruz. Ve hepsinden önemlisi, egemenliğin gerçekten kayıtsız şartsız millete ait olduğu demokratik, laik ve sosyal hukuk devletini istiyoruz. Ancak tekrar ediyoruz; Cumhuriyet'in sorunlarının çözümü Cumhuriyetin temel değerlerinden vazgeçmek değildir. Cumhuriyet'i demokrasiyle tamamlamaktır. Cumhuriyet'i hukukla güçlendirmektir. Cumhuriyet'in anayasal haklarının güvencede olduğu ve bunların kullanılabildiği yurttaşlık sözünü gerçekleştirmektir. O yüzden demokrasi parçalanamaz. Cumhuriyet yurttaşlığı bölünemez. Egemenlik paylaştırılamaz.

"Hak kuvvetten üstündür"

Ve hukuk... Güçlünün iradesi değil, gücün sınırıdır. Bizler buna "hukukun üstünlüğü" diyoruz. Biz Bursa Barosu olarak; avukatsız adalet olmayacağı bilinciyle, hiçbir adaletsizliğe boyun eğmeden, Susmadan, kimsenin ilikletemediği cübbelerimizi hiçbir gücün önünde iliklemeden, meslektaşlarımızla birlikte yılmadan, usanmadan, korkmadan, itaat ve biat etmeden, hukuku, Cumhuriyet'i ve adaleti savunmaya devam edeceğiz. Ve Cumhuriyet'in kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün yüz yılı aşan bir mesafeden bugüne ulaşan o yalın hukuk ilkesini söylemeye devam edeceğiz: "Hak kuvvetten üstündür." Yeni adli yılın ülkemize; adalet, demokrasi, eşitlik, özgürlük ve gerçek bir hukuk devletini getirmesini diliyor; hepinizi saygıyla selamlıyorum.”

Kaynak: Haber Merkezi

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.