"Ölü taklidi yapmak" en basit tanımıyla; sorumluluk anında vücuttaki tüm hayati fonksiyonları minimuma indirmektir. Biyolojik bir mucizedir aslında! Kişi sohbet masasında dünyayı kurtarırken ya da grupta geyik yaparken %100 canlıdır.
Fakat ne zaman ki elini taşın altına koyması gereken hayati bir mesaj atılır; cihaz anında kapsama alanı dışına çıkar bünye, vücut, beyin, akıl, ruh otomatik olarak "kaskatı kesilme" moduna geçer. Kalp atar, nabız vardır ama o mesajı yanıtlayacak kadar bile bir yaşam belirtisi gösterilemez.
Edebiyatta bildiğini bilmezden gelme sanatına tecahül-i arif deriz. Hani içinde zarafet, nükte accık da ince bir zekâ barındıran o güzel anlatım... Ama günümüzün sosyal ve mesleki ilişkilerinde, bilip de susmanın ya da göz göre göre kafayı çevirmenin adı ne yazık ki zarafet falan değil. Bunun güncel adı artık “ölü taklidi yapmak” olmuştur.
Sorunları yok saymak, görmezden gelmek, insan yerine konulduğunu unutup mesajları cevapsız bırakmak, tek kelime yorum yapmamak… İşte tüm bunlar ölü taklidi yapmaktır. Yani aslında varmış gibi yapıp hakikatte hiç olmamak. Bedenen oradasın, bir karşılığın var görüyorsun hatta gölgen bile çıkıyor güneşte amma ve lakin aklen, fikren ve ruhen ortalıkta yoksun.
Günlük hayatta ya da mesleki ortamlarda bakıyorsunuz; herkes acayip duyarlı, idealist, her şeyin en doğrusunu biliyor. Masalarda çaylar, kahveler yudumlanırken o entelektüel havayla sağa sola mesajlar veriliyor; bu işin ehli tavırlarıyla “Doğrusu aslında şudur, sistem şöyle olmalı” cümleleri havalarda uçuşuyor.
Dışarıdan baktığınızda bu tipitiplerde müthiş bir canlılık, yüksek bir bilinç görürsünüz. Ama iş laftan çıkıp icraata, bir duruş sergilemeye ya da bir sorumluluğa el uzatmaya geldiğinde ortalığı ani bir sessizlik kaplıyor. Müthiş bir tiyatro yeteneğiyle herkes aynı anda ölü taklidi yapmaya başlıyor. Bu yabana atılacak bir yetenek değildir aslında. Bahsettiğimiz durum koca koca okumuş yazmış kelli felli adamlar, hanım hanımcık accık sosyete edalı insancıklardan bahsediyorum.
Aslında “Vay beee!” dedirten kendi küçücük konfor alanını memleketin de, çocukların geleceğinin de, hatta "insan olmanın" da üstünde tutan müthiş bir kadroyla karşı karşıyayız. Dışarıdan baksanız hepsi zeki, çevik, ahlaklı, vatan millet aşkıyla yanıp tutuşan strateji uzmanları! Ama eylemsellik boyutunda ise; "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın", "Aman nasılsa büyüklerimiz bizden iyi bilir"havasındalar.
Bu devekuşları kafayı kuma gömünce, açıkta kalan kıçlarını fark edemeyecek kadar da zekiler. Gandi "Bir millet uyuyorsa uyandırmak kolaydır. Ama uyumuyor da uyuyor gibi yapıyorsa ne yapsanız nafile, uyandıramazsınız." sözü tam da bu ölü taklidi yapan kitleye uygundur. Kendilerince sıyrıldıklarını, görünmez olduklarını sanıyorlar ama dışarıdan bakınca ne kadar aptal ve komik durduklarının farkında bile değiller.
Peki, kimdir bu ölü taklidi sanatını icra edenler? En başta konfor alanına sıkı sıkıya sarılanlar gelir; düzenleri bozulmasın diye yanı başlarında dünya yansa parmaklarını kıpırdatmazlar. Ardından ihale başkasına kalsıncılar gelir; "Aman, birileri nasılsa halleder" ya da "Büyüklerimiz daha iyi bilir" deyip kenara çekilmeyi pek severler.
Bir de laf çok icraat yok tayfası vardır ki, en tehlikelileri bunlardır. Çay kahve masasında dünyayı kurtarır, sistem eleştirisi yapar, her şeyi en iyi kendileri biliyormuş gibi hava atarlar; ama iş somut bir adım atmaya, bir imza vermeye ya da elini taşın altına koymaya geldiğinde anında arazi olurlar. Fikri çok, cesareti hiç olmayan; konuşurken var, iş yaparken sırra kadem basan herkestir ölü taklidi yapanlar.
Nefes alınıyor, işe gidilip geliniyor, sosyal çevrede caka satılmaya devam ediliyor ama hayati bir meselede parmak ucu kadar sorumluluk alınmıyor. İnsan ayırt etmekte zorlanıyor gerçekten: Bu kadar canlı görünen bir kitle, nasıl olur da mesele çocuklarımız, geleceğimiz ve çalışma koşullarımız olduğunda bir anda yokluğa bürünebilir? Bu zat-ı muhteşemler canlı mı, var mı, yok mu, gerçekten belli değil. Hatta ortalık öyle bir hal almıştır ki kim dahi iyi ölü taklidi yapar yarışmasına dönmüştür.
Bu zat-ı muhteremlerin arka planda mazeret fısıltıları hep aynı tondadır. "Aslında çok haklısın da...", "Biz de istiyoruz ama...", "Şu konjonktürde şöyleydi de... Nasılsa bir halt olmaz,"serzenişlerini duyarsın. Hele de kimi söylemleri oldukça büyüktür. Ama icraat tarafı kocaman bir hiç. Bireysel konforunu bozmak istemeyen, sorumluluktan kaçan ama entelektüel itibarını da kimseye kaptırmak istemeyen, ağzından değil de karnından konuşan sinsi bir edilgenlik durumu.
İnsanın zihnini ve vicdanını kurcalayan asıl soru: Gerçekten ölü taklidi yapanlara bundan sonra "ölü muamelesi" mi yapmak gerekiyor?
İşin en acı tarafı da bu zaten: Sadece nefes alıp vermeyi "yaşamak" sanmak. Kalbin atması, sabah işe gidip akşam eve dönülmesi insanı canlı yapmaya yetmiyor. Bir fikri olmayan, bir duruş sergilemeyen, çocukların geleceği göz göre göre kararırken susmayı seçen insan kâğıt üstünde hayatta görünse de ruhen çoktan gömülmüştür. Yaşarken ölmek tam olarak budur. Kendi hayatında bile bir figüran gibi kenarda beklemek, eylemsizliğin içinde kaybolup gitmektir. Sırf konforu bozulmasın diye sesini çıkarmayanlar bilmeli ki; hayat bir varoluş iddiasıdır. O iddiayı kaybettiğinizde, geriye kalan canlılık sadece kendinizi kandırmaktır.
Fiziksel olarak aramızda olan ama ruhu, sorumluluğu ve vicdanıyla hiçbir ortak taşın altına elini koymayan insanları "var" kabul etmek, belki de yaptığımız en büyük hata. Kendini "bulunmaz Hint kumaşı" sanan, her konuda fikri olup hiçbir konuda adımı olmayan bu yaklaşımı belki de artık "yok" saymak gerekiyor.
Çünkü susmak bir tercihtir. Ve ne yazık ki en tehlikeli şey var olduğu halde yok kendini yok saydırmak… Ve de bunu bilerek isteyerek yapmak. Maalesef bu durum olsun temiz görünmenin masumane bir hali olarak kanıksanmıştır. Birey şikâyet ettiği düzenin konforuna sığınarak ölü taklidi yapar. Belki de herkesin ölü taklidi yaptığı bir yerde canlı görünmek size de absürt gelebilir.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Mesut Akça
Tecahül-i Arif Değil, "Ölü Taklidi"
"Ölü taklidi yapmak" en basit tanımıyla; sorumluluk anında vücuttaki tüm hayati fonksiyonları minimuma indirmektir. Biyolojik bir mucizedir aslında! Kişi sohbet masasında dünyayı kurtarırken ya da grupta geyik yaparken %100 canlıdır.
Fakat ne zaman ki elini taşın altına koyması gereken hayati bir mesaj atılır; cihaz anında kapsama alanı dışına çıkar bünye, vücut, beyin, akıl, ruh otomatik olarak "kaskatı kesilme" moduna geçer. Kalp atar, nabız vardır ama o mesajı yanıtlayacak kadar bile bir yaşam belirtisi gösterilemez.
Edebiyatta bildiğini bilmezden gelme sanatına tecahül-i arif deriz. Hani içinde zarafet, nükte accık da ince bir zekâ barındıran o güzel anlatım... Ama günümüzün sosyal ve mesleki ilişkilerinde, bilip de susmanın ya da göz göre göre kafayı çevirmenin adı ne yazık ki zarafet falan değil. Bunun güncel adı artık “ölü taklidi yapmak” olmuştur.
Sorunları yok saymak, görmezden gelmek, insan yerine konulduğunu unutup mesajları cevapsız bırakmak, tek kelime yorum yapmamak… İşte tüm bunlar ölü taklidi yapmaktır. Yani aslında varmış gibi yapıp hakikatte hiç olmamak. Bedenen oradasın, bir karşılığın var görüyorsun hatta gölgen bile çıkıyor güneşte amma ve lakin aklen, fikren ve ruhen ortalıkta yoksun.
Günlük hayatta ya da mesleki ortamlarda bakıyorsunuz; herkes acayip duyarlı, idealist, her şeyin en doğrusunu biliyor. Masalarda çaylar, kahveler yudumlanırken o entelektüel havayla sağa sola mesajlar veriliyor; bu işin ehli tavırlarıyla “Doğrusu aslında şudur, sistem şöyle olmalı” cümleleri havalarda uçuşuyor.
Dışarıdan baktığınızda bu tipitiplerde müthiş bir canlılık, yüksek bir bilinç görürsünüz. Ama iş laftan çıkıp icraata, bir duruş sergilemeye ya da bir sorumluluğa el uzatmaya geldiğinde ortalığı ani bir sessizlik kaplıyor. Müthiş bir tiyatro yeteneğiyle herkes aynı anda ölü taklidi yapmaya başlıyor. Bu yabana atılacak bir yetenek değildir aslında. Bahsettiğimiz durum koca koca okumuş yazmış kelli felli adamlar, hanım hanımcık accık sosyete edalı insancıklardan bahsediyorum.
Aslında “Vay beee!” dedirten kendi küçücük konfor alanını memleketin de, çocukların geleceğinin de, hatta "insan olmanın" da üstünde tutan müthiş bir kadroyla karşı karşıyayız. Dışarıdan baksanız hepsi zeki, çevik, ahlaklı, vatan millet aşkıyla yanıp tutuşan strateji uzmanları! Ama eylemsellik boyutunda ise; "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın", "Aman nasılsa büyüklerimiz bizden iyi bilir" havasındalar.
Bu devekuşları kafayı kuma gömünce, açıkta kalan kıçlarını fark edemeyecek kadar da zekiler. Gandi "Bir millet uyuyorsa uyandırmak kolaydır. Ama uyumuyor da uyuyor gibi yapıyorsa ne yapsanız nafile, uyandıramazsınız." sözü tam da bu ölü taklidi yapan kitleye uygundur. Kendilerince sıyrıldıklarını, görünmez olduklarını sanıyorlar ama dışarıdan bakınca ne kadar aptal ve komik durduklarının farkında bile değiller.
Peki, kimdir bu ölü taklidi sanatını icra edenler? En başta konfor alanına sıkı sıkıya sarılanlar gelir; düzenleri bozulmasın diye yanı başlarında dünya yansa parmaklarını kıpırdatmazlar. Ardından ihale başkasına kalsıncılar gelir; "Aman, birileri nasılsa halleder" ya da "Büyüklerimiz daha iyi bilir" deyip kenara çekilmeyi pek severler.
Bir de laf çok icraat yok tayfası vardır ki, en tehlikelileri bunlardır. Çay kahve masasında dünyayı kurtarır, sistem eleştirisi yapar, her şeyi en iyi kendileri biliyormuş gibi hava atarlar; ama iş somut bir adım atmaya, bir imza vermeye ya da elini taşın altına koymaya geldiğinde anında arazi olurlar. Fikri çok, cesareti hiç olmayan; konuşurken var, iş yaparken sırra kadem basan herkestir ölü taklidi yapanlar.
Nefes alınıyor, işe gidilip geliniyor, sosyal çevrede caka satılmaya devam ediliyor ama hayati bir meselede parmak ucu kadar sorumluluk alınmıyor. İnsan ayırt etmekte zorlanıyor gerçekten: Bu kadar canlı görünen bir kitle, nasıl olur da mesele çocuklarımız, geleceğimiz ve çalışma koşullarımız olduğunda bir anda yokluğa bürünebilir? Bu zat-ı muhteşemler canlı mı, var mı, yok mu, gerçekten belli değil. Hatta ortalık öyle bir hal almıştır ki kim dahi iyi ölü taklidi yapar yarışmasına dönmüştür.
Bu zat-ı muhteremlerin arka planda mazeret fısıltıları hep aynı tondadır. "Aslında çok haklısın da...", "Biz de istiyoruz ama...", "Şu konjonktürde şöyleydi de... Nasılsa bir halt olmaz," serzenişlerini duyarsın. Hele de kimi söylemleri oldukça büyüktür. Ama icraat tarafı kocaman bir hiç. Bireysel konforunu bozmak istemeyen, sorumluluktan kaçan ama entelektüel itibarını da kimseye kaptırmak istemeyen, ağzından değil de karnından konuşan sinsi bir edilgenlik durumu.
İnsanın zihnini ve vicdanını kurcalayan asıl soru: Gerçekten ölü taklidi yapanlara bundan sonra "ölü muamelesi" mi yapmak gerekiyor?
İşin en acı tarafı da bu zaten: Sadece nefes alıp vermeyi "yaşamak" sanmak. Kalbin atması, sabah işe gidip akşam eve dönülmesi insanı canlı yapmaya yetmiyor. Bir fikri olmayan, bir duruş sergilemeyen, çocukların geleceği göz göre göre kararırken susmayı seçen insan kâğıt üstünde hayatta görünse de ruhen çoktan gömülmüştür. Yaşarken ölmek tam olarak budur. Kendi hayatında bile bir figüran gibi kenarda beklemek, eylemsizliğin içinde kaybolup gitmektir. Sırf konforu bozulmasın diye sesini çıkarmayanlar bilmeli ki; hayat bir varoluş iddiasıdır. O iddiayı kaybettiğinizde, geriye kalan canlılık sadece kendinizi kandırmaktır.
Fiziksel olarak aramızda olan ama ruhu, sorumluluğu ve vicdanıyla hiçbir ortak taşın altına elini koymayan insanları "var" kabul etmek, belki de yaptığımız en büyük hata. Kendini "bulunmaz Hint kumaşı" sanan, her konuda fikri olup hiçbir konuda adımı olmayan bu yaklaşımı belki de artık "yok" saymak gerekiyor.
Çünkü susmak bir tercihtir. Ve ne yazık ki en tehlikeli şey var olduğu halde yok kendini yok saydırmak… Ve de bunu bilerek isteyerek yapmak. Maalesef bu durum olsun temiz görünmenin masumane bir hali olarak kanıksanmıştır. Birey şikâyet ettiği düzenin konforuna sığınarak ölü taklidi yapar. Belki de herkesin ölü taklidi yaptığı bir yerde canlı görünmek size de absürt gelebilir.