Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

Solmayan Üç Fidan

Yazının Giriş Tarihi: 06.05.2026 22:10
Yazının Güncellenme Tarihi: 06.05.2026 22:11

Bundan tam 54 yıl önce Türkiye’de Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan bu ülkenin hafızasına silinmeyecek bir iz bıraktılar. Onları unutulmaz kılan yalnızca genç yaşta idam edilmeleri değil; halkçı düşünceleri, bağımsızlık ve eşitlik arayışları, her koşulda bireysel çıkarların önüne toplumsal çıkarları koymalarıydı.

1960’ların sonu, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de gençlik hareketlerinin yükseldiği, anti-emperyalist söylemlerin güç kazandığı bir dönemdi. Bu bağlamda Altıncı Filo’ya karşı gösterdikleri direniş, yalnızca bir protesto değil; aynı zamanda bağımsızlık fikrinin güçlü bir ifadesiydi. O günün koşullarında bir kesim tarafından “suçlu” ya da “tehdit” olarak görülen bu gençler, aslında kendi dönemlerinin adalet ve özgürlük arayışını temsil ediyordu.

Tarih bize şunu defalarca göstermiştir: Egemen söylemler değişir, iktidarlar dönüşür; ancak halkın vicdanında karşılık bulan mücadeleler kalıcı olur. Dün farklı konumlarda duranların bugün devletin en üst kademelerinde yer almış olması elbette tarihin ironilerinden biridir. Fakat tarih, kimin hangi makamda bulunduğunu değil, kimin hangi değerler uğruna mücadele ettiğini yazar.

“Denizler” olarak anılan bu üç isim, Marksizm ve bilimsel sosyalizm perspektifiyle daha adil bir dünyanın mümkün olduğuna inanıyordu. Bu, yalnızca teorik bir duruş değil; aynı zamanda dönemin küresel özgürleşme hareketlerinin Türkiye’deki bir yansımasıydı. Can Yücel’in dizelerinde ifade ettiği gibi: “En uzun koşuysa elbet Türkiye’de devrim, o onun en güzel yüz metresini koştu.” Belki o koşuyu tamamlayamadılar, ama bir başlangıcın sembolü oldular.

Bugün geçmişe baktığımızda, onların mücadelesini anlamak yalnızca bir anma değil; aynı zamanda geleceğe dair bir perspektif kurma çabasıdır. Çünkü tarih yalnızca kazananların değil, direnenlerin de hikâyesidir ve bu hikâyeler toplumların hafızasında yaşamaya devam eder.

Ve o gece, idam sehpasına yürürken Deniz Gezmiş’in son isteği, bireysel bir korkudan ya da geri çekilişten değil; inandığı değerlerle vedalaşan bir insanın vakur duruşundan izler taşır. İdamdan önce son olarak Rodrigo’nun “Concierto de Aranjuez” eserini dinlemek istemesi, belki de hayatın tüm sertliğine rağmen insanın içindeki estetik ve anlam arayışını simgeler.

Bugün saray rejimine yaslanarak gücünü sürdürenler şunu unutmamalıdır: Hiçbir dönem sonsuz değildir. Tıpkı geçmişte olduğu gibi, bugünler de geçecek; bu ülke ve bu dünya daha özgür, daha adil günleri mutlaka görecektir. Çünkü tarih, her zaman halkı için, insanlık için yan yana duranları hatırlar.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.