Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

Şehirler Kimin İçin Tasarlanır?

Yazının Giriş Tarihi: 24.02.2026 16:09
Yazının Güncellenme Tarihi: 24.02.2026 16:10

İki haftadır sizlere sağlamcılığı hem soyut hem de somut örneklerle anlatmaya çalıştım. Artık sizleri fazla sıkmadan konuyu daha da somutlaştırarak bu yazıyla seriyi sonlandırmak istiyorum. Elbette konuşulacak daha çok şey var; ancak bundan sonra farklı alanlarda yazmaya devam edeceğim.

Şehirler kimler için tasarlanır? İlk akla gelen cevap genellikle “insanlar için” olur. Peki gerçekten öyle mi? Bir şehir yalnızca insanların mı şehridir? Oysa yaşadığımız alanlar tüm canlılarla paylaştığımız ortak yaşam alanlarıdır. Sokak hayvanları için güvenli alanların oluşturulmadığı, ağaçların plansız şekilde kesildiği, dere yataklarının betonla kapatıldığı şehirler yalnızca insanlara değil, tüm canlılara zarar verir. Yağmur yağdığında su baskınlarının yaşandığı mahalleler, yazın gölge bulamadığımız kaldırımlar ve nefes alınamayan meydanlar; doğayla uyumlu olmayan şehir planlamasının somut sonuçlarıdır. Oysa hayvan barınma merkezlerine önem verildiğinde, yeşil alanlar korunduğunda, parklar sadece süs değil gerçek yaşam alanı olarak tasarlandığında şehirler gerçekten yaşanabilir hâle gelir.

Şehir planlamasında engelli bireylerin deneyimi ise çoğu zaman görmezden gelinir. Oysa günlük hayatta karşılaşılan sorunlar çok nettir. Örneğin Bursa’da birçok kaldırımda hissedilebilir yüzeyler ya kesintiye uğrar ya da direk, ağaç veya tabela ile son bulur. Tekerlekli sandalye kullanan bireyler için yapılan rampalar ya aşırı dik olur ya da araçlar tarafından işgal edilir. Yeni yapılan bazı kamu binalarında bile girişte basamak bulunurken rampanın arka kapıya yapılması, aslında erişilebilirliğin hâlâ bir “ek özellik” olarak görüldüğünü gösterir. Toplu taşıma araçlarında sesli anons sistemlerinin ya hiç çalışmaması ya da düzensiz olması, görme engelli bireylerin bağımsız hareketini doğrudan kısıtlar. Parklarda bulunan spor aletleri çoğu zaman yalnızca engelsiz bireyler düşünülerek tasarlanır; çocuk oyun alanlarında ise engelli çocukların kullanabileceği ekipmanlar neredeyse yoktur.

Bu noktada alanında uzman kişilerle birlikte engelli bireylerin karar süreçlerine aktif katılımı hayati önem taşır. Çünkü bir projeyi masa başında tasarlamakla, o şehri deneyimleyen bireylerin gözünden görmek arasında büyük fark vardır. Örneğin bir meydan projesinde sadece estetik kaygılarla yapılan geniş merdivenler, yaşlı bireyler ve engelliler için ciddi bir engel oluşturabilir. Oysa aynı alan baştan itibaren evrensel tasarım ilkeleriyle planlansa hem estetik hem erişilebilir bir çözüm üretmek mümkündür. Bir otobüs durağının yüksekliği, bir yaya geçidindeki sesli sinyalizasyon, bir parkın zemin malzemesi gibi küçük görünen detaylar aslında binlerce insanın günlük yaşamını doğrudan etkiler.

Karar alma süreçlerinde “ben bilirim” anlayışı ve sağlamcı bakış açısı hâkim olduğunda, birilerinin yerine karar verilir ve kapsayıcılık yalnızca hamasi bir söylem olarak kalır. Sayın yöneticiler; sizler yalnızca bugünü değil, yarını da şekillendiriyorsunuz. Bugün yanlış planlanan bir kaldırım, yarın tekrar kırılıp yapılmak zorunda kalır; bugün erişilebilir düşünülmeyen bir bina, yarın ek maliyetlerle dönüştürülmeye çalışılır. Bu durum hem kamu kaynaklarının israfına hem de toplumun zaman kaybetmesine neden olur. Üstelik sağlamcı yaklaşım yalnızca bugünün engellilerini değil, yaşlanan nüfusla birlikte yarının engellilerini de görmezden gelir.

Unutmamak gerekir ki engellilik yalnızca belirli bir grubun sorunu değildir; hepimizin hayatının bir döneminde karşılaşabileceği bir durumdur. Bebek arabası süren bir ebeveyn, geçici sakatlık yaşayan bir birey ya da yaşlı bir vatandaş da erişilebilir şehirlerden fayda görür. Evrensel tasarım anlayışı aslında herkes için daha konforlu, güvenli ve adil bir şehir demektir. Gelişen teknolojiye rağmen ilerlemeyen şehirler, sadece bugünü değil geleceği de kaçırır. Oysa kapsayıcı, erişilebilir ve doğayla uyumlu şehirler tasarlamak elimizde; yeter ki karar süreçlerine gerçekten yaşayanların sesini dâhil edelim. Barok dönemi müziği gibi inişli çıkışlı kararlar kulağa estetik gelebilir; ancak şehir planlamasında bu dalgalı yönetim anlayışı çoğu zaman bir sanat eseri değil, kentte yaşayanların omzuna yüklenen yeni sorunlara dönüşür.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.