Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

Savaşın görünmeyen mağdurları

Yazının Giriş Tarihi: 02.03.2026 13:37
Yazının Güncellenme Tarihi: 02.03.2026 13:40

2026 yılına sert ve sarsıcı bir giriş yaptık. 3 Ocak 2026’da Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro Amerika tarafından kaçırıldı. 21. yüzyılda bir devlet başkanının bu şekilde hedef alınması, artık güç siyasetinin hiçbir diplomatik örtüye ihtiyaç duymadığını gösteriyor. Uluslararası hukuk denilen mekanizmanın, güçlülerin çıkarına göre esnetilip askıya alınabildiğini açık biçimde gördük.

Donald Trump gibi ticaret merkezli ve sonuç odaklı siyasal figürler açısından demokrasi çoğu zaman stratejik bir araçtır. İnsan hakları söylemi gerektiğinde yükseltilir, çıkar dengeleri değiştiğinde geri çekilir. Maduro yönetimi eleştirilebilir; ancak bir ülkenin egemenliğinin bu şekilde hiçe sayılması meselenin demokrasi değil güç olduğunu ortaya koymaktadır.

İran’da artan iç gerilimler, Orta Doğu’da yıllardır adım adım örülen savaş senaryosunun yeni bir halkasıdır. Irak, Suriye, şimdi İran… Bölgesel istikrarsızlık artık tesadüf değil, küresel çıkar hesaplarının sonucudur.

Savaş çıkarmak kolaydır. Barışı inşa etmek zordur. Çünkü savaş korku üretir; korku ise iktidarı tahkim eder. Barış ise hesap verebilirlik, şeffaflık ve müzakere gerektirir. Bu yüzden savaş naraları her zaman daha yüksek sesle atılır.

Venezuela’nın petrolü, İran’ın yeraltı kaynakları ve ambargo politikaları… Tüm bu başlıklar bize şunu söylüyor: İnsan hayatı çoğu zaman ekonomik çıkarın gerisinde kalır. Kapitalist düzenin doymak bilmeyen kâr hırsı, savaşın en istikrarlı yakıtıdır. Demokrasi söylemi ise çoğu zaman bu müdahalelerin meşrulaştırma aracına dönüşür.

Türkiye açısından mesele daha da kritiktir. Yıllardır “bölgesel kuşatma” ve “sırada Türkiye var” söylemleri iç politikada bir mobilizasyon aracı olarak kullanıldı. Korku üzerinden siyaset üretmek kısa vadede sonuç verebilir; ancak uzun vadede toplumu güçlendirmez, yalnızca sessizleştirir.

Türkiye’de Ateistiyle, Müslümanıyla, Hristiyanıyla; Kürdüyle, Türküyle tüm kesimlerin net bir savaş karşıtı pozisyon alması tarihsel bir zorunluluktur. Savaşın bedelini hiçbir zaman karar vericiler ödemez; bedel her zaman halka kesilir.

2014–2015 yıllarında Musul ve Şengal’de Ezidî kadınlar, IŞİD barbarlığı tarafından sistematik biçimde kaçırıldı, köleleştirildi ve cinsel şiddete maruz bırakıldı. Dünya bu vahşeti izledi. Avrupa sustu. Amerika bekledi. İnsan hakları savunuculuğu yüksek perdeden dile getirildi; ancak sahada güçlü ve kararlı bir irade ortaya konulmadı. Bu çifte standart, uluslararası sistemin ahlaki krizini açıkça gösterdi.

Ben özellikle savaşın görünmeyen mağdurlarını hatırlatmak istiyorum: engelliler. Savaşlar yalnızca ölümler üretmez; kalıcı sakatlıklar, psikolojik travmalar ve kuşaklar boyu sürecek sosyal yıkımlar üretir. Mevcut engelli bireyler tahliye planlarında ve insani yardım süreçlerinde çoğu zaman hesaba katılmaz. Yeni engellilik durumları ise istatistiklere indirgenir. Oysa savaşın en kalıcı izi, bedende ve toplumsal yapıda kalır.

Bu nedenle barış, romantik bir ideal değil; sosyal adalet ve kamu politikası açısından zorunluluktur.

Savaş karşıtı düşüncenin kültürel alandaki en güçlü temsilcilerinden biri olan Bertolt Brecht, özellikle Cesaret Ana ve Çocukları eserinde savaşın kazananının olmadığını çarpıcı biçimde gösterir. Brecht’in sahnesinde savaş bir kahramanlık anlatısı değil; ekonomik çıkar uğruna sıradan insanların feda edilmesidir.

Bugün Türkiye’de siyaset kurumu savaş karşıtlığı temelinde toplumsal birlik üretemezse, yarın bu tarihsel sorumluluğun altında kalacaktır. Popüler sloganlarla değil, insan onurunu merkeze alan cesur bir siyasetle hareket edilmelidir.

Aksi takdirde tarih, ders alınmadığında tekerrür eder. Ve o gün geldiğinde, konfor alanından çıkmayan siyasetçiler, sendikalar ve sivil toplum kuruluşları yalnızca suskunluklarının değil, ihmallerinin de hesabını vermek zorunda kalacaktır.

Soru nettir: Güçten yana mı duracağız, insandan yana mı

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.