Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

Gazetecilik ekmek kavgasıdır. Ama öyle değil…

Yazının Giriş Tarihi: 23.01.2026 17:55
Yazının Güncellenme Tarihi: 23.01.2026 18:20

Ekmek kavgası, insanlık tarihinin en ağır ve en köklü tabirlerinden biridir.
Öyle rastgele harcanacak, her önüne gelenin ağzına alacağı bir söz değildir.
Ekmekle başladıysa insanın mücadelesi; eşitlikle, adaletle, onurla devam etmiş ve yaşam mücadelesinin hep önünde olmuştur.

Bir de “ekmeğini bulmak” vardır. Halk arasında iyi bilinir. Yolunu bulmak demektir; kısa yoldan, zahmetsizce, çoğu zaman kirlenerek para kazanmak. O da bir tür ekmek kavgasıdır elbette. Ama o kavganın vicdanı yoktur.

Bu yüzden ekmek kavgası denince herkes aynı şeyi anlamaz. Kimi sadece karnını düşünür. Kimi demokrasiyi. Kimi adaleti. Kimi de cukkayı.

Gazetecilik de ekmek kavgasıdır. Ama öyle değil. Çünkü gazeteci için eşitlik, demokrasi, hak ve hukuk; ekmek gibi, su gibi yaşamsaldır. Gazetecinin kavgası, tam olarak bunun içindir.

Ne yazık ki bugün medyada bir de “ekmeğinde olanlar” var. Gazetecilikle medyayı hayatımda ayırdığım gibi, bu yazıda da ayırıyorum. Çünkü gazetecilik bir meslektir; medya ise artık çoğu zaman bir sektör.

Ne topluma faydası vardır bu insanların, ne insana, ne hayvana, ne doğaya.
Hiçbir değere temas etmeden, ama bir şekilde bu alanın içine sızmışlardır.

Sitesine baktığınızda ajans haberleri ve basın bültenleri dışında tek satır bulamazsınız. Bir gün belediye etkinliğinde, ertesi gün parti organizasyonunda boy gösterirler. Eskilerin deyimiyle; fanti insanlardır.

Bu yüzden “sektör” diyorum. Çünkü burada para döner.
Hem de çalışmadan, yorulmadan, hatta düşünmeden dönen para. Biraz tanınıyorsan,
bir “başkan”la ya da bir “parti”yle aran iyiyse, neden asgari ücretle muhabirlik yapasın?
Neden editörlük yapıp her gün yazı yetiştirme derdiyle boğuşasın?
Neden sabahın köründen gecenin bir yarısına kadar koşturup durasın?

Açarsın bir internet sitesi, bastırırsın bir tane mikrofon süngeri, alırsın bir oyuncak mikrofon. Kamera zaten yok. Ararsın başkanları. “Başkanım, ilanınızı bekliyorum,” dersin. Üç belediyeden yirmişer bin lira alsan, olur biter.
Ofis mi? Masraf.
Haber takibi mi? Zahmet.
Yapsan da para geliyor, yapmasan da.

Bu yazıyı okuyacak olan basın bürosu çalışanları, kimlerin ne kadar ücretler aldığını zaten aşağı yukarı biliyor. Ama bu yazının meselesi kim ne kadar aldı değil.
Bu yazının meselesi, bu düzenin nasıl normalleştirildiği.

Bu durum bu hale nasıl geldi?

Daha önce sosyal medyada benzeri serzenişlerde bulunmuştum, biliyorsunuz ki şu anda sosyal medya serzenişi yapabilecek bir imkanım maalesef yok. Bunun yerine biraz daha katmanlı bir yazı yazmak zorundayım.

Bursa’da Ocak 2026 itibariyle resmi reklam alma hakkına sahip olan internet haber sitesi sayısı 81. Bu sayı diğer büyük illerde çok daha düşük. Peki Bursa’da ne var da bu kadar çok bağımsız internet haber sitesi var? Bursa medyası çok güçlü olduğu için mi? Yeri göğü sarsan haberler üretebilen, her bir medyası cabbar cevval gazetecilerle dolu olduğu için mi? Net bir şekilde söylüyorum, hayır.

Patron medyalarını ve buralarda çalışan meslektaşlarımı elbette anlayışla karşılıyorum. Eleştirebileceğim yanları kesinlikle var fakat meslektaşlarım işlerini, görevlerini yapıyorlar. Yapabilecekleri, onlara sunulan olanaklar ve izinler dahilinde. Bu konuda şunu söylemeliyim ki gazetecilik; tüm belediyelerden de ilan alsanız, kamu ilanları da alsanız, özel ilanlar da alsanız (eğer gazetecilik yapıyorsanız) kar edebileceğiniz bir iş değil. Neden bu kadar patron medyası olduğu konusuna da gelince tamamen duygusal.

Gazetecilikten kar edemezsiniz fakat onu bir araç olarak kullanarak siyasi ya da ekonomik rant elde edebilirsiniz. Tetikçilik yapabilirsiniz örneğin, şantaj yapabilirsiniz, bir siyasi aktörü öne çıkarabilirsiniz ya da imar/rant ilişkilerinde koz olarak kullanabilirsiniz.

AKP döneminin hediyesi tam olarak budur!

Gelelim neden bu kadar çok internet haber sitesi olduğuna. AKP’nin Türkiye’de üzerinde en çok durduğu alan en başından beri medyaydı. Sağ medyalardan liberal medyalara geniş bir alanı hakimiyeti altına aldı ve halen de bu hakimiyetini sürdürmekte. Bursa’da da AKP’li belediyeler yıllarca devletin malı deniz diyerek belediyelerden kendi yandaşlarına bu internet siteleri üzerinden paralar dağıttı. Bunu duyan koştu, duyan koştu. Neden koşmasın ki? Yan gelip yattığın yerden ilan almak varken, çalışsın mıydı? Ne yazık ki Cumhuriyet Halk Partisi dönemi bunun önüne geçmedi, daha da körükledi. AKP’liler yetmedi bir de CHP yanlıları doldurdu BİK listelerini. BİK listesi şiştikçe şişti, şiştikçe şişti.

Bu dönem mesleğimiz için o kadar aşındırıcı bir dönem oldu ki gazetecilerin mamayla beslenen insanlar olduğu algısı yerleşti hem kamu kurumlarında hem de STK’larda. Kahvaltısız basın açıklaması düzenlenmez oldu, akşam yemekleri gazetecilerle doldu taştı, eşantiyonlar havada uçuştu. ‘Gazeteciler eşantiyon vermeyince gelmiyor’ algısı oluştu.

Bu yazıyı birilerini tükakalamak için değil, mesleğimin onuruna halel getirenlerin bizden olmadığını söylemek için yazıyorum. O çok aldı, bu az aldı diye yazmıyorum; bu işin tek başına para için değil, yan gelip yatmak için değil, en başta söylediğim ekmeğinde olanlarla birlikte değil, onlarla mücadele edilmesi gerektiğini düşündüğüm için yazıyorum.

Bu yazıyı ‘gazeteciler eşantiyon vermeyince gelmiyorlar’ diyenlerle de, bunu dedirtenlerle de mücadele edilmesi gerektiğini düşündüğüm için yazıyorum. Dostlar, emek gibi, eşitlik gibi, hak ve hukuk gibi, demokrasi gibi gazeteciliğin de, mesleğimizin de korunması gereken bir şey olduğunu anlatmak için yazıyorum.

Evet tekrar yazıyorum. Gazetecilik ekmek kavgasıdır

Bu yazıyı neden yazıyorum? Belediyeleri, STK’ları basın toplantılarını kahvaltılı-yemekli hatta eve paket yaptırmak zorunda bırakan zihniyete karşı, eşantiyon dağıtmak zorunda bırakan zihniyete karşı yazıyorum. ‘Suşi muşi bir şey yok mu?’ diyen medyadaki temsillere karşı yazıyorum. Belediyelerin basın bürolarında çalışan birçoğu eski meslektaşım olan arkadaşlarımın, ablalarımın ve abilerimin bunu kesinlikle iyi niyetleriyle düşünerek gerçekleştirdiklerine adım gibi eminim. Ancak şunu da söylemem gerekir ki; bunun bireysel olarak gazeteciyi değil, gazetecilik mesleğini aşağılayacak bir durum olduğu, gazetecilerin eşantiyon kuyruğunda bekleyenler değil; hür, adil ve onurlu bir mesleğin taşıyıcıları olduğu unutulmamalıdır.

Bursa medyası, eşantiyonculardan, fantilerden, ekmeğinde olanlardan kurtulacaksa; bunu ancak o hür, adil ve onurlu meslektaşlarım sayesinde yapacaktır.

Saygılarımla…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.