Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

Eğitim öğretim falan filan

Yazının Giriş Tarihi: 27.01.2026 10:53
Yazının Güncellenme Tarihi: 27.01.2026 10:55

“Docendo disco, scribendo cogito”

“Eğitim mi yoksa öğretim mi önce gelir?” çok uzun zamandır tartışılan bir konu... Şahsen, öğretimi, eğitimden biraz daha yukarı koymak gerektiğine inanıyorum. Bu konuda sayılabilecek pek çok gerekçeden bence en önemlisi, eğitimin, belirli bir kalıp doğrultusunda, neden – sonuç bağı kurma aşamasını atlayarak insan yetiştirmek olduğunu düşünmem. Ancak öğretim ise, teorik açıdan bir kişiye, bir davranışı neden yapması ya da yapmaması gerektiğini mantık ve etik çerçevesinde açıklamak olmalıdır.

Yani öğretimden, saf “bilimsel bilgi” değil, mantığa dayalı bir neden sonuç ilişkisi kurabilme becerisi vermek anlaşılmalıdır. Henry David Thoreau, Sivil İtaatsizlik’te şöyle der: “En büyük ve yaygın hataları, en bilinçsizce yapılmış iyilikler ayakta tutmaktadır.” (çev. Melis Olçum, s. 23). Bunu ufak bir örnekle açmak isterim: Bir trafik kazasında yardıma yetişen yurttaşlar, kazazedeye nasıl müdahale etmeleri gerektiğini bilmez ancak; yardım etmeleri gerektiğini bilirlerse, sonuçta sadece zarar vermiş olacaklardır. Niyet iyi, ödev ahlakı refleks olarak öğrenilmiş fakat netice facia…

Eğitim – öğretim ülkemizin en önemli konu başlıklarından biri. Bu konudaki sorunların ciddiyetle ele alınıp mümkün olan en kısa süre içerisinde çözüme kavuşturulması gerektiğine inanıyorum. Üniversite çağındaki gençlerimiz, “Okuyacağız da ne olacak?” sorusunu haklı olarak soruyorlar. Ülkemizdeki ekonomik sıkıntılar ve istihdamın düşmesi ile -maalesef - bu soru daha da haklı görünüyor. Ancak eğitim – öğretim, kişilerin istekleri, ülkemizin ihtiyaçları, ekonomik faaliyetleri ve hedefleriyle asla örtüşmüyor.

Yakın zamana dek üniversite okumak, sosyoekonomik olarak sınıf atlamanın temel yöntemiydi. Ancak arz-talepdengesindeki bu bozulma, üniversiteleri işlevsiz kıldı. Çok fazla üniversite mezunu, haliyle niteliğin de düşmesine sebep oldu. Bu eğitime de yansıdı. Ancak nitelik konusunu, tekrara düşmemek için pas geçiyorum.

Bugünlerde her şeyi kısa süreli işlevselliğiyle değerlendiriyoruz. Eskiden “Bu bilgi gerçek hayatta ne işimize yarayacak?” diye soran öğrenciler, bugün bilginin yalnızca sınavda ne işlerine yarayacağına odaklanıyorlar. Hülasa, öğrenciler bilgiyi merak etmiyor. Daha da acısı, bilginin ne işe yaradığını bile merak etmiyorlar. Eğitim (!) sistemimiz de öğrencileri meraka teşvik etmiyor. İşte öğretimin kıymeti de burada açığa çıkıyor. “Sen sınavda yap da ne işe yaradığını boşver!”lerle büyüdük biz nesil olarak. Bugün, 4 tane Akdeniz ülkesi sayamayan hukuk fakültesi öğrencilerini,Aristoteles’in eserlerini hangi dilde yazdığını bilmeyen felsefe yüksek lisansı yapan öğrencileri de buna borçluyuz. Bilimi, felsefeyi ve sanatı karikatür olarak lanse eden ve lümpenliği öven medyanın da burada etkisi yadırganamaz. Bunun tam tersi olması toplum açısından daha faydalı değil mi? Buna değer mi?

Gerçekten merak ediyorum, ortalama zekâ ve kabiliyette bir öğrenci; on iki senede İngilizce öğrenemez mi? On iki sene beden eğitimi gören bir genç nasıl olur da sporcu beslenmesini, kas gruplarını, hangi hareketlerin kendine ne gibi fayda sağladığını bilemez? Bütün bunları geçiyorum, Türkçenin en basit gramer kurallarını öğrenemez?! Hâlâ bağlaç olan “de/da” ile hal eki olan “-de/-da”yı nasıl yazacağımızı karıştırıyoruz. On iki sene boyunca Türkçe dersi görmüş olmamıza rağmen! “Dil varlığın evidir.” diyor Heidegger, en azından bir dilde kendini ifade edemeyen insan düşünebilir mi?

Peki üniversitede nasıl bir mucize olacak da biz on iki senede öğretemediğimizi gençlere dört senede öğreteceğiz? Doğru ya, derdimiz öğretmek değil eğitmek.

Geçtiğimiz hafta karnelerden Atatürk ve Gençliğe Hitabe’nin kaldırılması konusu infial yaratmıştı. Sembolik açıdan maksatlı olsun olmasın, şahsen ben de şık bulmuyorum bunu. Ama ey bazı muhalifler, buraya kadar neden kimsenin sesi çıkmıyor? Çocuklar yaşadıkları ülkenin coğrafyasını bilmiyor, dillerini bilmiyor, basit aritmetik yapamıyor, mantık kurmakta zorlanıyor, analitik düşünemiyor, komşu ülkelerden, dünyadan bihaberler. Bilgiyi öğrenmeye, dimağlarına almaya ihtiyaç duymuyorlar. Nasılsa Google var, nasılsa yapay zekâ var… Yanlış anlaşılmasın, karne meselesine ses çıkarılmasın demeye çalışmıyorum, ancak eğitim öğretim sadece öğretmenlerin, velilerin ve öğrencilerin değil bütün bir toplumun ortak meselesidir! Eğer söz konusu olan Atatürk’ün manevi mirası ise, bu manevi mirasa en büyük ihanet; entelektüel, onu da geçtim en azından kendine yeten nesiller yetiştirememektir.

Müfredatta gerçekten ciddi problemler var. Öğrencilerin yükünü hafifletmek için bazı konular müfredattan çıkarıldı. Sonra tekrar geri getirildi. En son takip etmeyi bıraktığımda bazı konular yine çıkarılmıştı. Öğrencilerin bir önceki yıl öğrendikleri, müfredat değişince bir sonraki yıl anlamını yitirdi. Kendi lise öğrenciliğimden hatırladığım matematik konuları, karmaşık sayılar, matris ve determinant, toplam ve çarpım sembolleri, taban aritmetiği, integral hacim hesaplama, L’Hospital… vb. artık lisede öğretilmiyor. Ki bu sadece matematik dersi… Peki madem artık bunlar yoksa, benim jenerasyonum neye göre üniversiteye yerleşti? Sayısal bölümlerde okuyacak öğrenciler bunları müfredat gereği lisede öğrenmiyorlar ve üniversitede de biliyor kabul ediliyorlar. Yani herkes bir biçimde sorumluluğu üstünden atıyor. O halde gençleri nasıl suçlayabiliriz ki? Onlara da büyükleri olarak bizlerin yol göstermesi gerekmez mi?

Temel eğitimde çok fazla sistem denendi. Zorunlu eğitim sekiz yıldan on iki yıla çıkarıldı. Sonra 4 + 4 + 4 sistemi geldi. LGS, OKS, TEOG, AYT, TYT, LYS… diye sınavlar değişti -ki çok uzun zamandır oluyor bu değişiklikler- peki bu sınavlarda tam olarak ne ölçülüyor? Nasıl ölçülüyor? Öğrenciler pratik yöntemler ve taktiklerle sınav kazanmaya çalışıyorlar. Sınav sistemi bilgiyi değil, stratejiyi ödüllendiriyor. Öğrenci düşünmeyi değil, test çözmeyi öğreniyor. Zaten unutacakları pek çok sözde bilgi ile zihinlerini yoruyor, çocukluklarını, gençliklerini bir bakıma harcıyorlar.

Dahası, bu sınavlarda başarılı olabilmek için öğrencilerin yalnızca psikolojik bir mücadele vermesi yetmiyor aileler de; özel dersler, kurslar, deneme sınavları ve yardımcı kitaplar derken ciddi bir ekonomik yükün altına giriyor. Okulda verilmesi gereken öğretim, okul dışında satın alınan bir hizmete dönüşmüş durumda. Burada durup düşünmek gerekiyor: On iki yıl boyunca zorunlu olan bir eğitim, yalnızca okula devam ederek ve dersleri düzenli takip ederek nitelikli biçimde tamamlanamıyorsa, bu zorunluluk neden var? Eğer bir sistem, kendi sunduğu imkânlarla öğrencisini sınavlara ve hayata hazırlayamıyor; başarıyı dışarıdan alınan takviyelere bırakıyorsa, kamusal bir eğitimden değil, eksikleri ücretle kapatılan eşitsiz bir sistemden söz ediyor olmuyor muyuz? O halde, zorunlu olan eğitim kendi sağladığı olanaklarla nitelikli bir şekilde tamamlanamıyorsa hangi amaca hizmet ediyor? Buna kasten yanıt vermeyeceğim.

2014 yılı itibariyle dershaneler yasal statüde değil. Yasal olarak, derse yönelik kurslar ya da etüt merkezleri var sadece. Ancak, pratikte tek değişiklik, dershanelere artık “dershane” denmemesi. Kurala uymuyor etrafından dolaşıyoruz. Devlete atanamayan öğretmenler de bu kurumlarda çalışıyor. Bu kurumlarda çalışabilmek için öğretmen olmak gerekiyor mu ondan da emin değilim. Bir sene pedagojik formasyon alan birisi ile Anadolu öğretmen lisesi mezunu bir öğretmenin bir olması mümkün mü? Gerçi onlar da 2014 – 2015 eğitim öğretim yılı itibariyle kapatıldı.

Ülkemizde eğitimin sorunları bitmez maalesef… Ancak tekrar ve bastıra bastıra söylemek isterim ki: Eğitim ve öğretim hepimizin meselesidir! Çocuklarımıza, gençlerimize sıfat kazandırmak yerine insan şekillendirdiğimizi unutmamalı, eğitimi amaç olmaktan çıkarıp araç fetişi hâline getirmemeliyiz. Kapanışı yine Thoreau’dan yapalım: “Ben önce insan olmamız gerektiğini, daha sonra başka sıfatları edinmemiz gerektiğini düşünüyorum.”

Bu yazdıklarım size sert geldiyse üzgünüm. Düşündüğünüzden daha sıkı bir elekten geçirip yazdım. Bir de yazmadığım, yazamadıklarım var. Onları da varın siz hesap edin…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.