Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

Boş vakit, can sıkıntısı, yalnızlık ve felsefe

Yazının Giriş Tarihi: 28.02.2026 12:37
Yazının Güncellenme Tarihi: 28.02.2026 12:38

“In solis sis tibi turba locis”

“Boş zamanlarınızda neler yaparsınız?” Bir zamanların en popüler ve en klişe sorusuydu. Hâlâ soruluyor mu bilmiyorum; zira boş zamanımız pek kalmadı gibi bugünlerde. Buna da hemen cevap gelir: “Kitap okumak, müzik dinlemek, film izlemek…”

Boş zaman… Boş zaman ne demek peki? Ne zamandan beri var? Yani insan dünyaya fırlatıldığından beri zamanımızı ne doldurur ki? Mesela bir kediye sorabilir misiniz “Boş vakitlerinde ne yaparsın?” diye? Ne yapsın? Uyur muhtemelen. Ancak insanın boş vakti var.

Boş vakitten, satın alınmamış zamanı anlamamız gerekiyor sanırım. Çalışır, çalıştığımız saatler karşılığı ücret alırız. Ücret almadığımız, diğer bir deyişle para etmeyen vakitlerimize boş zaman deriz. Bazı zamanlarımızın boş kalmaması gerekirmiş gibi. Ama illa o boş zamanlarımızı da değerlendirmemiz beklenir. “Boş zamanlarımda düşünürüm.” Desek mesela? Bunu herkes garip karşılar. Çünkü düşünmek, dışarıdan bakınca haddizatında görünmez bir eylemdir.

Boş vakitlerin yanında bir de can sıkıntısı var. Bir arkadaşınıza “ne yapıyorsun?” diye sorarsınız ve mesela, gelen cevap şu olur: “Hiiç… Sıkılıyorum…” Yani boş zamanım var ve herhangi bir şey yapmıyorum. Hatta dahası, boş vaktimi değerlendiremediğim için -ve yapacak bir şey bulamadığım için- bunalıyorum. Sıkılmak…

Çevremizde hemen herkes yalnızlıktan şikâyet eder. “Çok yalnızım bu aralar…” yani, bana söyleyebiliyorsan pek de yalnız değilsin tahmin ediyorum. Nihayetinde yalnızlığın türlü biçimleri vardır. Kimi için yalnızlık, anlaşılmamaktır kalabalıklar içerisinde olsa da kimi için, romantik bir birlikteliğin olmaması, kimi için ise derin duygusal bağlar kuramamak…

Günümüzde bu üç kavramın insanın en büyük imtihanı olduğunu düşünüyorum. Boş zamanın, karşılığında para aldığımız vakitten neden daha değersiz görüldüğünü anlayamıyorum. Pandemi dönemini düşünüyorum örneğin; can sıkıntısından yeni bilimlerle tanışan, farklı kariyere yelken açan, yeni beceriler öğrenen insanlar var. Boş zaman o kadar da korkunç bir şey değil; hatta belki de mesai saatlerimizden kıymetli, kimse bize karşılığında para ödemese de. Arthur Schopenhauer’in “Seçkinlik ve Sıradanlık Üzerine” eserini okumuştum canımın sıkıldığı bir boş vaktimde. Canı sıkılan, kendini, yapacak hiçbir şey yokken bile, eğitip eğlendiremeyen zihnin sıradan bir zihin olduğunu söylüyordu. Ona göre seçkin bir zihin, en yalnız, en boş ve en sıkıldığı anda bile kendini eğlendirebilmeli ve eğitebilmeliydi.

Peki ya yalnızlık? İnsan zaten evrenin korkunç sonsuz siyahında tamamen yalnız değil mi? Kendimizle bir şekilde baş başa kalmayı öğrenmemiz gerekiyor. En kalabalık ve en keyifli ortamlarda da kendi başımıza kaldığımız yerlerde de alışmamız gereken şeydir yalnızlık.

Yine de modern insanın yalnızlığını daha farklı görüyorum. Bu yalnızlık, atomize olmak, kırılgan bir tek başınalık hali aslında. Kalabalıklara karışıyoruz; çoğu zaman birilerine para kazandırmak için. Bir dünya iş arkadaşımız var ama kendileriyle ilgilenmiyoruz, gerekmezse soyadlarını bile bilmiyoruz. Belki de en yakın arkadaşlarımızın, soyadlarını, burçlarını, en sevdikleri renkleri, tuttukları takımları biliyoruz ama en derin tutkularını, en büyük korkularını bilmiyoruz. Geçtiğimiz günlerde çok kıymetli bir dostum benim farelerden korktuğumu öğrendi, 16 yıl sonra… Bu da bir anlamda yalnızlık değil mi?

Hiç kimse bir diğer insan yerine var olamaz, başka bir insan yerine yaşayamaz: Bu, mantıksal ve ontolojik zorunluluktur. Ancak hepimiz birilerinin yerinde olmayı istemişizdir. O kişi olsak sıkılmayacağız ya da yalnızlık yaşamayacağız gibi… Tüm bunlar zaten bizi köle yapan basit noktalar değil mi? Sosyal medya elimizin altında, hepimizin yüzlerce arkadaşı var, harika! Ancak en derin yalnızlıklarımız? Boş zamanlarımız?

Çok soru sordum bu sefer yazımda, çünkü bu soruların yanıtlarını inanın ben de bilmiyorum ancak sık sık bu soruların etrafında dönerken buluyorum kendimi. Toplu bir şekilde cinnet getiriyor, topluca üzülüyor, az da olsa seviniyoruz. Ancak gerçek, en derin, karanlık yalnızlığımızı kimseyle paylaşamıyoruz.

Boş vakit, can sıkıntısı ve yalnızlığın insana korkunç hatalar yaptırabileceğini de unutmamak gerekir. İşte Schopenhauer’in sıradan zihin derken kastettiği de budur. Dolayısıyla seçkin zihni, üstün bir pozisyona konumlandırmak yerine işlevsellik üzerinden ele aldığını burada belirtmek gerekir. Boşluk ya yaratım ya da yıkım üretecektir. Yalnızlık; çürüme, kendine kapanma ve takıntı da üretebilir. Ancak endişelenmeyin, karşınıza şikâyet etmeye gelmedim. Güzel haberlerim var: en üstün becerilerimizi keşfetmenin, en güzel eserleri yaratmanın ve en ilginç buluşların ortaya çıkmasının yakıtı, yalnızlık, boş zaman ve can sıkıntısıdır.

Dünyayı anlamak ve anlamlandırmak, yapacak işi olmayan ve canı sıkılanların mesaisidir. Canı sıkılmayan biri, mevcut olanakların sınırlarını zorlamaz, çünkü buna ihtiyaç duymaz. Tekerleği icat eden de Mona Lisa’yı çizen de senfoni besteleyen de bu konuda aynı yerden dünyaya bakar; bu bir anlamda mevcut gerçeği aşma arzusudur. Çünkü bizim gerçekdediğimiz, tekrar tekrar yıkılıp inşa edilebilen bir şeydir. Gerçekten memnun olanların ise sınırları zorlama ihtiyacı olmaz. Bunun için ise yalnızlık, bol bol boş vakit ve can sıkıntısı gerekir. Büyük eser ve icatlar, kalabalıklardan çıkmaz; ancak kalabalıklarla test edilebilir. Ya da çok uzağa gitmeyin, aşk hikayelerini düşünün: en başarısız aşkların edebî karşılığı olur. Mutluluklar yaşanır, mutsuzlukların anlatıları vardır.

Belki de konuya yanlış bakıyoruz. Çok geç olmadan boş zamanlarımızla, can sıkıntılarımızla ve yalnızlığımızla barışıp güzel bir dünya için yakıt olarak kullanmamız gerekmiyor mu? Belki de boş zaman, insanın kendisiyle yaptığı en dürüst anlaşmadır. Kim bilir?

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.