Hepimizin bildiği bir şeyden bahsedelim bugün; medeniyetten. Medeniyeti tanımlamak o kadar da zor değil.
Nedir mi medeniyet: elimizdeki veya yerdeki çöpü çöp kutusuna atabilmektir. Bu kadar basit. Bunu her seferinde yapmak, yapabilmek işte bu medeni olmak kültürlü olmaktır.
İşte çevremizde olan bitene “bakmak, görmek ve gerekeni yapmak” üçlemesi bizi medeni ve kültürlü yapar veya yapmaz.
Ne yani, ne demek bu şimdi? Evet, evet bakıyoruz, görüyoruz, gerekeni yapıyoruz ya da yapmıyoruz. Çoğu zaman da görmezden geliyoruz aslında. Neyi mi? Etrafımızdaki o yığınla çöpü... Umursamıyoruz hiç. Onlar orada yokmuş gibi davranıyoruz.
Ne acı bir durum değil mi? Gerçek şu ki, medeniyetten bir çöp kovası kadar yakınız ve uzağız.
Neden böyle davranıyoruz peki?
Oysa buna karşın yapılması gereken şeyi o kadar iyi biliyoruz ki. Sırf onu yapmamak için bilerek uzak duruyoruz, hatta kaçıyoruz. Bir nevi medeniyetten kaçıyoruz aslında. Medeni olmakla çöpü çöp kutusuna atmayı eş değer görmüyoruz nedense.
Çoğunlukla utanılacak, basitleşecek bir iş gibi algılıyoruz yerdeki bir çöpü almayı. "Onu birileri yapar nasılsa” algı tam olarak bu yönde işte. İşte bu yüzden, o büyük medeniyetten bir çöp kovası kadar uzağız.
Peki, o çöpleri düşüncesizce sağa sola atanlarla ilgili hiç içten bir şey düşünüyor musunuz gerçekten?
Ona dair bugüne kadar kaç kişiyi uyardık? Kaç kişiyi ayıpladık şu hayatta?
Yoksa, yoksa itiraf edelim. Bu kirli işin içinde olanlardan, yani yere o çöpü fırlatanlardan biri de sen misin?
Çöp atmak normal mi sahi? Derin derin düşünelim mi bunun üzerine?
Albert Schweitzer, "Medeniyetin ölçüsü, binaların yüksekliği değil, insan kalitesidir" demişti. Ne kadar doğru bir söz... Oysa bizim dünyamızda medeniyet, o süslü binaların, lüks arabaların, devasa AVM’lerin gölgesinde unuttuğumuz, önünden kibirle geçip gittiğimiz bir çöp kovasından ibarettir. Evet, yanlış duymadınız; medeniyet, bir çöp tenekesidir. Hani başta tanımını yaptık ya hatırlayalım mı?
“Medeniyet elimizdeki veya yerdeki çöpü çöp kutusuna atabilmektir.” O lüks binaların olması, oralarda yaşıyor olmamız, arabalarımızın olması bizi medeni, kültürlü ve kaliteli yapmıyor.
Boşuna uzağa gitmeye gerek yok. Medeniyeti Avrupa’da, Amerika’da aramaya da gerek yok. Bu durum tamamen kaliteli yaşamakla, kaliteyi yaşamayı istemekle alakalıdır. Kendi yaşam alanına saygı duymakla ilgilidir.
Düşünsenize, herkes kendini son derece aklı başında, son derece bilinç sahibi sanıyor bu düzende.
Bugün sokakta rastgele yüz insana çevirip sorsak, yere çöp atılmaması gerektiğini o yüz kişinin yüzü de büyük bir hevesle söyler. Okullardaki öğrencilere baksanız, hemen hepsi bu bilginin doğruluğundan emindir.
Madem herkes her şeyin bu kadar farkında, o halde iş neden medeni olmayı sıkı cezalar uygulanmasına bağlansın? Ağır yaptırımlara veya kameralarla tepemizden eksilmeyen zorlayıcı bir denetime neden ihtiyaç duyalım ki? Kanıksamak dediğimiz o tehlikeli, o sinsi uyuşma hali tam olarak bu olsa gerek.
Bildiğimiz doğrularla yaşadığımız hayatlar arasındaki maalesef derin uçurumlar oluşturmuşuz...
Ne yazık ki zihnimizdeki o medeniyetten bir çöp kovası kadar uzağız ve yakınız. Kendi beynini, kendi bedenini doğrular, gerçekler ve güzellikler çerçevesinde kontrol etmekten aciz bir topluluk olup çıktık.
Gerçek medenilik; çevrende seni denetleyen hiç kimse yokken, bir kamera seni izlemiyorken yerde gördüğün o çöpü ait olduğu yere ulaştırmaktır. Yani çöp kutusuna ulaştırmak...
Eğer bu basit ama onurlu eylemi kimsenin gözlemi olmadan gerçekleştirebilmişsen, tebrikler; sen gerçekten medeni bir birey olmuşsun demektir. Bu kadar basit mi, evet bu kadar işte.
"Kimse görmüyor nasılsa" rahatlığına sığınarak elindeki çöpü doğaya fırlatıyorsan, karakterin ve kişiliğin ciddi şekilde zayıf demektir. Çünkü sen kendi iradeni, kendi ahlakını başkalarının gözlemesine adamış bir kölesindir.
İnsanın kalitesi, kimse bakmadığında ne yaptığıyla ölçülür çünkü. Bu kaliteye ulaşamadığımız sürece medeniyetten bir çöp kovası kadar uzağız demektir. Doğamızı çöpten kurtarıp medeniyete yani çöp kutusuna ulaştırmak, bizi gerçekten kaliteli yapar. Kaliteli ve onurlu bir hayat yaşamak istediğimizi en net şekilde yansıtır bu basit hareket.
Çöplükte, pisliğin içinde yaşamak istemediğinin, en önemlisi de böyle bir hayatı asla hak etmediğinin açık bir belirtisidir.
Üstelik sadece çevreyle de sınırlı kalmaz bu bilinç. Çevreni kirletenlere karşı yapacağın küçük bir uyarı, senin gelecekte hangi insanlarla birlikte yürüyüp, kimlerle dostluk kurup kurmayacağının da en büyük göstergesidir.
Kendine değer veren insan, çevresine de dostuna da aynı kaliteyle yaklaşır çünkü. Biz ise kalitenin bir o kadar uzağında durmakta ısrar ediyoruz. Dışarı çıktığımızda bakınca etrafımıza göreceğiz.
Sokaklara bakın, sınıflara, okul bahçesine, kantini etrafına bakın. Her gün yürüdüğünüz koridorlarınıza, parklarınıza bakın. Nefes aldığınız o piknik alanlarına bakın. Ne görüyorsunuz? Tabii bir de hemen yanlarında duran medeniyeti yani çöp kutularını göreceksiniz. İşte tam o an, medeniyetle, kültürle yüzleşeceğiz aslında. Kendimizi orada test edeceğiz işte. Sözle değil davranışımızla ya var olacağız ya da yok…
Mehmet Akif’in dediği o "tek dişi kalmış canavar" falan değildir medeniyet. O, hemen yanı başımızda duran bir samimiyet testidir. Mesafe fiziksel olarak beş metredir, on metredir belki. Ama zihnen çok çok uzağız ve uzak duruyoruz ondan.
Tek yapmamız gereken ne, biliyor musunuz? Elimizdeki o çöp olarak gördüğümüz şeyi, o medeniyetin kutusuna ulaştırmak. Bu kadar da kolay değil mi?
Kolay olduğu kadar da zorlu ve zahmetli bir yol gibiymiş gibi duruyor gibi. Çünkü o basit hareketin içinde koca bir felsefe barındırıyor insan. Duyarlılık barındırıyor, bilgi barındırıyor. “Ahlak ve derin bir insanlık” barındırıyor.
Düşünsenize, elindeki çöpü yere atıp atmamak ne demektir. İçinde yetiştiğimiz ailenin kültürü, saygısı da saklıdır, empati saklıdır. Geleceğe dair kurduğun hayaller ve umutlar saklıdır. Bir karakter göstergesidir.
Bu basit zahmete katlanamayanlar için medeniyet sadece süslü bir kelimedir.
Herkes için çok kolay gibi geliyor uzaktan bakınca, değil mi? "Ne var canım, altı üstü bir çöp" deyip geçiveriyoruz. Ama bunu bir yaşam felsefesi haline getirmek, buna kalpten inanmak ve alışkanlığa dönüştürmek; işte asıl mesele orada düğümleniyor.
Bakıyorsunuz etrafa, her yer sigara izmaritinden, plastik atıklardan geçilmiyor. At doğaya, fırlat yere, nasılsa birileri toplar! Ne kadar büyük bir medeniyetsizlik, cahillik, ucuzluk… Terbiyesizlik veya ahlaksızlık denebilir mi buna? Cevabı kesinlikle sizdedir.
İnsan gölgesinde oturduğu o ağacın altına değer vermediği an, kendi varlığını da hor kullanıyor demektir. Peki, bir insan neden değer vermez üzerinde yaşadığı dünyaya?
"Ben medeniyim, doğayı çok severim" diye gösteriş yapmanın hayatta bir karşılığı olmalı. Mahatma Gandhi, "Bir milletin medeniyeti, hayvanlarına ve çevresine nasıl davrandığıyla ölçülür" derken tam da bu sahte maskeleri aşağı indiriyordu.
Belki konuşmaktan çekiniyoruz, belki de görmezden geliyoruz ama gerçek şu ki; medeniyete açılan ikinci kapımız da tuvaletlerdir. Orada, o küçücük alanda kendimizle tamamen baş başa kalırız.
Hatta kendi içimizdeki medenilikle, kendi ahlakımızla yüzleştiğimiz tek yerdir orası diyebiliriz. Bizden önce oraya giren veya bizden sonra o kapıdan içeri girecek olan insan hakkında, medenilik adına asıl kararı verdiğimiz gizli bir sınav alanıdır burası.
Hele de toplu kullanıma açık alanlarda; ibadet yerlerinde, okullarda, alışveriş merkezlerinde, çarşılarda ve statlarda... Hemen her yerde, başımızda bizi denetleyen hiçbir güç yokken, hiçbir kamera bizi izlemiyorken o tuvaletleri nasıl bıraktığımız, bizim gerçek kalitemizi ve insanlığımızı çırılçıplak ortaya döker. Çünkü gerçek medeniyet, kimse bakmadığında takındığın o temizlik ahlakıdır.
Evet, medeniyet o kadar yakınımızda, o kadar içimizde ki aslında... Ama biz, kendi tembelliğimiz ve vurdumduymazlığımız yüzünden bir o kadar uzağında duruyoruz onun. Kulaklarımızda hep o asil medeni olma nutukları yankılansa da gözlerimiz yerdeki o çirkin gerçekliğe takılıp kalıyor.
Medeniyetle aramızdaki o beş metrelik mesafeyi yürüyüp insanlığımızı o kutuya mı ulaştıracağız? Yoksa kendi çöplüğümüzde sahte medeniyet rüyalar görmeye devam mı edeceğiz?
Unutmayalım, medeniyetten bir çöp kovası kadar uzağız ve bu mesafeyi kapatacak olan tek şey bizim kendi kalitemizdir. Kaliteli olmayı hak ediyor musun, etmiyor musun? Cevabı sen de…
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Mesut Akça
Çöp kutusu deyip geçmeyin
Hepimizin bildiği bir şeyden bahsedelim bugün; medeniyetten. Medeniyeti tanımlamak o kadar da zor değil.
Nedir mi medeniyet: elimizdeki veya yerdeki çöpü çöp kutusuna atabilmektir. Bu kadar basit. Bunu her seferinde yapmak, yapabilmek işte bu medeni olmak kültürlü olmaktır.
İşte çevremizde olan bitene “bakmak, görmek ve gerekeni yapmak” üçlemesi bizi medeni ve kültürlü yapar veya yapmaz.
Ne yani, ne demek bu şimdi? Evet, evet bakıyoruz, görüyoruz, gerekeni yapıyoruz ya da yapmıyoruz. Çoğu zaman da görmezden geliyoruz aslında. Neyi mi? Etrafımızdaki o yığınla çöpü... Umursamıyoruz hiç. Onlar orada yokmuş gibi davranıyoruz.
Ne acı bir durum değil mi? Gerçek şu ki, medeniyetten bir çöp kovası kadar yakınız ve uzağız.
Neden böyle davranıyoruz peki?
Oysa buna karşın yapılması gereken şeyi o kadar iyi biliyoruz ki. Sırf onu yapmamak için bilerek uzak duruyoruz, hatta kaçıyoruz. Bir nevi medeniyetten kaçıyoruz aslında. Medeni olmakla çöpü çöp kutusuna atmayı eş değer görmüyoruz nedense.
Çoğunlukla utanılacak, basitleşecek bir iş gibi algılıyoruz yerdeki bir çöpü almayı. "Onu birileri yapar nasılsa” algı tam olarak bu yönde işte. İşte bu yüzden, o büyük medeniyetten bir çöp kovası kadar uzağız.
Peki, o çöpleri düşüncesizce sağa sola atanlarla ilgili hiç içten bir şey düşünüyor musunuz gerçekten?
Ona dair bugüne kadar kaç kişiyi uyardık? Kaç kişiyi ayıpladık şu hayatta?
Yoksa, yoksa itiraf edelim. Bu kirli işin içinde olanlardan, yani yere o çöpü fırlatanlardan biri de sen misin?
Çöp atmak normal mi sahi? Derin derin düşünelim mi bunun üzerine?
Albert Schweitzer, "Medeniyetin ölçüsü, binaların yüksekliği değil, insan kalitesidir" demişti. Ne kadar doğru bir söz... Oysa bizim dünyamızda medeniyet, o süslü binaların, lüks arabaların, devasa AVM’lerin gölgesinde unuttuğumuz, önünden kibirle geçip gittiğimiz bir çöp kovasından ibarettir. Evet, yanlış duymadınız; medeniyet, bir çöp tenekesidir. Hani başta tanımını yaptık ya hatırlayalım mı?
“Medeniyet elimizdeki veya yerdeki çöpü çöp kutusuna atabilmektir.” O lüks binaların olması, oralarda yaşıyor olmamız, arabalarımızın olması bizi medeni, kültürlü ve kaliteli yapmıyor.
Boşuna uzağa gitmeye gerek yok. Medeniyeti Avrupa’da, Amerika’da aramaya da gerek yok. Bu durum tamamen kaliteli yaşamakla, kaliteyi yaşamayı istemekle alakalıdır. Kendi yaşam alanına saygı duymakla ilgilidir.
Düşünsenize, herkes kendini son derece aklı başında, son derece bilinç sahibi sanıyor bu düzende.
Bugün sokakta rastgele yüz insana çevirip sorsak, yere çöp atılmaması gerektiğini o yüz kişinin yüzü de büyük bir hevesle söyler. Okullardaki öğrencilere baksanız, hemen hepsi bu bilginin doğruluğundan emindir.
Madem herkes her şeyin bu kadar farkında, o halde iş neden medeni olmayı sıkı cezalar uygulanmasına bağlansın? Ağır yaptırımlara veya kameralarla tepemizden eksilmeyen zorlayıcı bir denetime neden ihtiyaç duyalım ki? Kanıksamak dediğimiz o tehlikeli, o sinsi uyuşma hali tam olarak bu olsa gerek.
Bildiğimiz doğrularla yaşadığımız hayatlar arasındaki maalesef derin uçurumlar oluşturmuşuz...
Ne yazık ki zihnimizdeki o medeniyetten bir çöp kovası kadar uzağız ve yakınız. Kendi beynini, kendi bedenini doğrular, gerçekler ve güzellikler çerçevesinde kontrol etmekten aciz bir topluluk olup çıktık.
Gerçek medenilik; çevrende seni denetleyen hiç kimse yokken, bir kamera seni izlemiyorken yerde gördüğün o çöpü ait olduğu yere ulaştırmaktır. Yani çöp kutusuna ulaştırmak...
Eğer bu basit ama onurlu eylemi kimsenin gözlemi olmadan gerçekleştirebilmişsen, tebrikler; sen gerçekten medeni bir birey olmuşsun demektir. Bu kadar basit mi, evet bu kadar işte.
"Kimse görmüyor nasılsa" rahatlığına sığınarak elindeki çöpü doğaya fırlatıyorsan, karakterin ve kişiliğin ciddi şekilde zayıf demektir. Çünkü sen kendi iradeni, kendi ahlakını başkalarının gözlemesine adamış bir kölesindir.
İnsanın kalitesi, kimse bakmadığında ne yaptığıyla ölçülür çünkü. Bu kaliteye ulaşamadığımız sürece medeniyetten bir çöp kovası kadar uzağız demektir. Doğamızı çöpten kurtarıp medeniyete yani çöp kutusuna ulaştırmak, bizi gerçekten kaliteli yapar. Kaliteli ve onurlu bir hayat yaşamak istediğimizi en net şekilde yansıtır bu basit hareket.
Çöplükte, pisliğin içinde yaşamak istemediğinin, en önemlisi de böyle bir hayatı asla hak etmediğinin açık bir belirtisidir.
Üstelik sadece çevreyle de sınırlı kalmaz bu bilinç. Çevreni kirletenlere karşı yapacağın küçük bir uyarı, senin gelecekte hangi insanlarla birlikte yürüyüp, kimlerle dostluk kurup kurmayacağının da en büyük göstergesidir.
Kendine değer veren insan, çevresine de dostuna da aynı kaliteyle yaklaşır çünkü. Biz ise kalitenin bir o kadar uzağında durmakta ısrar ediyoruz. Dışarı çıktığımızda bakınca etrafımıza göreceğiz.
Sokaklara bakın, sınıflara, okul bahçesine, kantini etrafına bakın. Her gün yürüdüğünüz koridorlarınıza, parklarınıza bakın. Nefes aldığınız o piknik alanlarına bakın. Ne görüyorsunuz? Tabii bir de hemen yanlarında duran medeniyeti yani çöp kutularını göreceksiniz. İşte tam o an, medeniyetle, kültürle yüzleşeceğiz aslında. Kendimizi orada test edeceğiz işte. Sözle değil davranışımızla ya var olacağız ya da yok…
Mehmet Akif’in dediği o "tek dişi kalmış canavar" falan değildir medeniyet. O, hemen yanı başımızda duran bir samimiyet testidir. Mesafe fiziksel olarak beş metredir, on metredir belki. Ama zihnen çok çok uzağız ve uzak duruyoruz ondan.
Tek yapmamız gereken ne, biliyor musunuz? Elimizdeki o çöp olarak gördüğümüz şeyi, o medeniyetin kutusuna ulaştırmak. Bu kadar da kolay değil mi?
Kolay olduğu kadar da zorlu ve zahmetli bir yol gibiymiş gibi duruyor gibi. Çünkü o basit hareketin içinde koca bir felsefe barındırıyor insan. Duyarlılık barındırıyor, bilgi barındırıyor. “Ahlak ve derin bir insanlık” barındırıyor.
Düşünsenize, elindeki çöpü yere atıp atmamak ne demektir. İçinde yetiştiğimiz ailenin kültürü, saygısı da saklıdır, empati saklıdır. Geleceğe dair kurduğun hayaller ve umutlar saklıdır. Bir karakter göstergesidir.
Bu basit zahmete katlanamayanlar için medeniyet sadece süslü bir kelimedir.
Herkes için çok kolay gibi geliyor uzaktan bakınca, değil mi? "Ne var canım, altı üstü bir çöp" deyip geçiveriyoruz. Ama bunu bir yaşam felsefesi haline getirmek, buna kalpten inanmak ve alışkanlığa dönüştürmek; işte asıl mesele orada düğümleniyor.
Bakıyorsunuz etrafa, her yer sigara izmaritinden, plastik atıklardan geçilmiyor. At doğaya, fırlat yere, nasılsa birileri toplar! Ne kadar büyük bir medeniyetsizlik, cahillik, ucuzluk… Terbiyesizlik veya ahlaksızlık denebilir mi buna? Cevabı kesinlikle sizdedir.
İnsan gölgesinde oturduğu o ağacın altına değer vermediği an, kendi varlığını da hor kullanıyor demektir. Peki, bir insan neden değer vermez üzerinde yaşadığı dünyaya?
"Ben medeniyim, doğayı çok severim" diye gösteriş yapmanın hayatta bir karşılığı olmalı. Mahatma Gandhi, "Bir milletin medeniyeti, hayvanlarına ve çevresine nasıl davrandığıyla ölçülür" derken tam da bu sahte maskeleri aşağı indiriyordu.
Belki konuşmaktan çekiniyoruz, belki de görmezden geliyoruz ama gerçek şu ki; medeniyete açılan ikinci kapımız da tuvaletlerdir. Orada, o küçücük alanda kendimizle tamamen baş başa kalırız.
Hatta kendi içimizdeki medenilikle, kendi ahlakımızla yüzleştiğimiz tek yerdir orası diyebiliriz. Bizden önce oraya giren veya bizden sonra o kapıdan içeri girecek olan insan hakkında, medenilik adına asıl kararı verdiğimiz gizli bir sınav alanıdır burası.
Hele de toplu kullanıma açık alanlarda; ibadet yerlerinde, okullarda, alışveriş merkezlerinde, çarşılarda ve statlarda... Hemen her yerde, başımızda bizi denetleyen hiçbir güç yokken, hiçbir kamera bizi izlemiyorken o tuvaletleri nasıl bıraktığımız, bizim gerçek kalitemizi ve insanlığımızı çırılçıplak ortaya döker. Çünkü gerçek medeniyet, kimse bakmadığında takındığın o temizlik ahlakıdır.
Evet, medeniyet o kadar yakınımızda, o kadar içimizde ki aslında... Ama biz, kendi tembelliğimiz ve vurdumduymazlığımız yüzünden bir o kadar uzağında duruyoruz onun. Kulaklarımızda hep o asil medeni olma nutukları yankılansa da gözlerimiz yerdeki o çirkin gerçekliğe takılıp kalıyor.
Medeniyetle aramızdaki o beş metrelik mesafeyi yürüyüp insanlığımızı o kutuya mı ulaştıracağız? Yoksa kendi çöplüğümüzde sahte medeniyet rüyalar görmeye devam mı edeceğiz?
Unutmayalım, medeniyetten bir çöp kovası kadar uzağız ve bu mesafeyi kapatacak olan tek şey bizim kendi kalitemizdir. Kaliteli olmayı hak ediyor musun, etmiyor musun? Cevabı sen de…