Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA

Güven aşınması ve kurumsal çözülme: Yolsuzluk algı endeksi ışığında Türkiye’nin sessiz krizi

Yazının Giriş Tarihi: 05.06.2026 11:49
Yazının Güncellenme Tarihi: 05.06.2026 11:51

2025 Yolsuzluk Algı Endeksi sonuçları, Türkiye'nin karşı karşıya olduğu en büyük sorunun yalnızca enflasyon, işsizlik veya büyüme performansı olmadığını; bunların da ötesinde derinleşen bir güven ve kurumlar krizi yaşadığını göstermektedir. Uluslararası Şeffaflık Örgütü'nün (Transparency International) verilerine göre Türkiye, son on yılda yolsuzluk algısında dünyanın en fazla gerileyen ülkelerinden biri hâline gelmiş, 2025 yılında tarihinin en düşük puanlarından birini alarak küresel sıralamada alt basamaklara düşmüştür. Bu tablo yalnızca kamu yönetimine yönelik bir eleştiri değil; hukukun üstünlüğünden liyakat sistemine, yatırım ortamından toplumsal adalet duygusuna kadar uzanan geniş bir kurumsal çözülmenin göstergesidir.

Çünkü yolsuzluk, sadece mahkeme salonlarını ya da mevzuat sayfalarını ilgilendiren teknik ve hukuki bir ihlal alanı değildir. Bir ülkenin ekonomik kalkınma potansiyelini, demokratik kurumlarının işlerliğini, kamu yönetiminin etkinliğini ve en önemlisi toplumu bir arada tutan temel harç olan toplumsal güveni doğrudan etkileyen ekonomik, siyasal ve sosyolojik bir olgudur. Bu nedenle her yıl yayımlanan Yolsuzluk Algı Endeksi, ülkelerin yalnızca itibarını ölçen bir sıralama değil; aynı zamanda kurumsal kaliteyi, hukukun üstünlüğünü, hesap verebilirliği ve yatırım iklimini değerlendiren önemli bir referans göstergesidir. Nitekim endeks sonuçları, küresel ölçekte yolsuzluğun arttığını, hatta geleneksel olarak güçlü demokratik kurumlara sahip ülkelerde dahi yolsuzluk algısının yükseldiğini ortaya koymaktadır. Transparency International, bu tablonun arkasında yolsuzlukla mücadelede cesur siyasi liderliğin zayıflaması ve reform iradesinin giderek güç kaybetmesinin bulunduğuna dikkat çekmektedir.

Türkiye'nin son yıllarda yaşadığı gerileme ise küresel eğilimin ötesinde, çok daha derin bir kurumsal aşınmaya işaret etmektedir. Çünkü yolsuzluk arttığında yalnızca kamu kaynakları israf edilmez; toplumun devlete, kurumlara ve birbirine duyduğu güven de aşınır. Güvenin aşındığı yerde ise sürdürülebilir kalkınma değil, rantın, kayırmacılığın ve kısa vadeli çıkarların beslediği bir ekonomik ve toplumsal düzen ortaya çıkar.

Yolsuzluk algı endeksi nedir ve bize ne anlatır?

Uluslararası Şeffaflık Örgütü (Transparency International) tarafından her yıl yayımlanan Yolsuzluk Algı Endeksi (Corruption Perceptions Index-CPI), kamu sektöründeki yolsuzluk algısını ölçen ve dünya genelinde en fazla referans gösterilen yönetişim göstergelerinden biridir. Endeks; bağımsız uzmanların, iş dünyası temsilcilerinin ve uluslararası derecelendirme kuruluşlarının değerlendirmelerinden hareketle ülkeleri 0 ile 100 arasında puanlamaktadır. Bu ölçekte 0 puan kamu sektörünün son derece yolsuz olarak algılandığı bir yapıyı, 100 puan ise yüksek düzeyde şeffaf ve hesap verebilir bir kamu yönetimini ifade etmektedir.

Ancak CPI'nin önemi yalnızca bir sıralama üretmesinden kaynaklanmamaktadır. Endeks, kapalı kapılar ardında gerçekleşen yolsuzluk vakalarını doğrudan saymak yerine, o ülkede yaşayan, yatırım yapan ve kamu kurumlarıyla ilişki kuran aktörlerin kurumsal yapılara duyduğu güven düzeyini ölçmektedir. Bu yönüyle Yolsuzluk Algı Endeksi; bir ülkenin yargı bağımsızlığını, basın özgürlüğünü, sivil toplumun etkinliğini, kamu yönetimindeki hesap verebilirliği ve kamu kaynaklarının ne derece şeffaf yönetildiğini yansıtan güçlü bir gösterge niteliğindedir. Dolayısıyla endekste yaşanan her puan kaybı, aslında kurumsal yapının bağışıklık sisteminde meydana gelen bir zayıflamaya işaret etmektedir.

2025 yılı sonuçları ise yalnızca Türkiye açısından değil, küresel ölçekte de dikkat çekici bir tablo ortaya koymaktadır. Transparency International'ın verilerine göre yolsuzluk, dünyanın hemen her bölgesinde önemli bir sorun olmaya devam etmekte; demokratik denetim mekanizmalarındaki zayıflama ve hesap verebilir liderlik eksikliği, yolsuzlukla mücadeleyi giderek zorlaştırmaktadır. Kuruluş, özellikle demokratik denge ve denetim mekanizmalarının aşınmasının, bağımsız medya ve sivil toplum üzerindeki baskıların artmasının yolsuzluk risklerini büyüttüğüne dikkat çekmektedir.

Nitekim endeksin ortaya koyduğu küresel tablo da oldukça düşündürücüdür. 2025 yılında 182 ülke ve bölgenin değerlendirildiği endekste küresel ortalama puan 42'ye gerileyerek son yılların en düşük seviyesine inmiştir. Ülkelerin üçte ikisinden fazlası 50 puanın altında kalırken, yalnızca birkaç ülke 80 puanın üzerinde performans gösterebilmiştir. Danimarka 89 puanla üst üste sekizinci kez listenin zirvesinde yer alırken, Finlandiya ve Singapur onu takip etmektedir. Listenin en altında ise siyasal istikrarsızlığın, zayıf kurumların ve çatışma ortamlarının hâkim olduğu Güney Sudan, Somali ve Venezuela gibi ülkeler bulunmaktadır.

Daha da çarpıcı olan, son on yılda yaşanan küresel eğilimdir. Bir zamanlar yolsuzlukla mücadelede örnek gösterilen pek çok ülkede dahi gerileme yaşanırken, demokratik standartlardaki aşınma ile yolsuzluk algısındaki bozulma arasındaki ilişki giderek daha görünür hâle gelmektedir. 2012 yılından bu yana çok sayıda ülkenin puanı belirgin şekilde düşmüş; kurumsal kırılganlık, kayırmacılık ve hesap verebilirlik eksikliği birçok ülkede kalıcı bir sorun hâline gelmiştir. 2012’den bu yana, 50 ülkenin CPI puanı belirgin biçimde gerilemiştir. En sert düşüş yaşayan ülkeler arasında Türkiye (31), Macaristan (40) ve Nikaragua (14) yer almaktadır. Türkiye'nin de içinde bulunduğu bu grup, yolsuzluk algısındaki kötüleşmenin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda hukuki, siyasi ve toplumsal bir mesele olduğunu açıkça göstermektedir. Çünkü yolsuzluk, bir kez kurumsal yapılara yerleştiğinde, onu ortadan kaldırmak çok daha zor ve maliyetli hâle gelmektedir.

Türkiye'nin dip noktası: Tarihsel gerileme ve güncel tablo

2025 Yolsuzluk Algı Endeksi'nin Türkiye açısından ortaya koyduğu tablo, yalnızca bir puan veya sıralama değişikliğinden ibaret değildir. Açıklanan veriler, uzun yıllardır devam eden kurumsal aşınmanın ve güven kaybının ulaştığı boyutu gözler önüne seren ciddi bir uyarı niteliği taşımaktadır.

Türkiye, 2025 yılında bir önceki yıla göre üç puan daha kaybederek 31 puana gerilemiş ve endeks tarihindeki en düşük seviyelerden birine ulaşmıştır. Daha da çarpıcı olan ise küresel sıralamadaki düşüştür. 180'den fazla ülkenin değerlendirildiği endekste Türkiye, 124'üncü sıraya kadar gerileyerek birçok gelişmekte olan ülkenin gerisinde kalmıştır. Bu durum, yalnızca uluslararası algı açısından değil, ülkenin kurumsal kapasitesi ve yatırım ortamı açısından da dikkatle değerlendirilmesi gereken bir gelişmedir.

Aslında bugün karşı karşıya olduğumuz tablo ani bir bozulmanın sonucu değildir. Türkiye'nin yolsuzluk algısındaki gerilemesi uzun yıllara yayılan yapısal bir sürecin ürünüdür. Nitekim 2013 yılında 50 puanla dünyanın 53'üncü sırasında yer alan Türkiye, geçen on iki yılda yaklaşık yirmi puan kaybederek yetmişten fazla basamak gerilemiştir. Bu süreçte yaşanan düşüşler geçici dalgalanmalar olmaktan çıkmış, kalıcı bir eğilime dönüşmüştür.

Daha da dikkat çekici olan husus, Türkiye'nin yalnızca kendi geçmiş performansının değil, küresel ve bölgesel ortalamaların da gerisinde kalmış olmasıdır. Küresel ortalamanın 42 puan olduğu bir dönemde Türkiye'nin 31 puanda kalması, kurumsal kalite, hukukun üstünlüğü, hesap verebilirlik ve kamu yönetimi alanlarında ciddi sorunlar yaşandığını göstermektedir. Benzer şekilde Türkiye'nin içinde yer aldığı Doğu Avrupa ve Orta Asya bölgesinin ortalamasının da altında bulunması, sorunun konjonktürel değil yapısal olduğunu ortaya koymaktadır.

Yolsuzluk Algı Endeksi'nin en önemli özelliği, yalnızca mevcut durumu göstermesi değil, geleceğe ilişkin önemli sinyaller de vermesidir. Çünkü yatırımcılar, uluslararası kuruluşlar ve küresel sermaye hareketleri açısından bu tür göstergeler, ekonomik veriler kadar belirleyici olabilmektedir. Kurumlarına güven duyulmayan, hukuki öngörülebilirliği zayıf ve hesap verebilirlik mekanizmaları aşınmış ülkeler, uzun vadeli yatırımları çekmekte zorlanmakta; yüksek risk primi, düşük yatırım iştahı ve zayıflayan büyüme performansıyla karşı karşıya kalmaktadır.

Bu nedenle Türkiye'nin endeksteki gerilemesi yalnızca bir itibar sorunu değildir. Aynı zamanda ekonomik kalkınma kapasitesini, yatırım ortamını, toplumsal güveni ve demokratik kurumların işleyişini doğrudan etkileyen çok boyutlu bir kurumsal çözülme göstergesidir. Asıl soru artık Türkiye'nin neden gerilediği değil; bu gerilemeyi durduracak ve tersine çevirecek reform iradesinin nasıl ortaya konulacağıdır.

Kurumsal iktisat literatürünün de sıklıkla vurguladığı üzere, ülkelerin uzun dönemli başarısını belirleyen temel unsur doğal kaynakları ya da kısa vadeli büyüme performansları değil, kurumlarının kalitesidir. Kuralları güçlü, denetim mekanizmaları etkin ve hukukun üstünlüğünü tesis etmiş ülkeler sürdürülebilir kalkınma konusunda önemli avantajlar elde ederken; kurumsal yapıları zayıflayan ülkeler zamanla ekonomik ve toplumsal maliyetlerle karşı karşıya kalmaktadır.

Türkiye'nin son yıllarda yaşadığı gerileme de tam olarak bu çerçevede değerlendirilmelidir. Çünkü yolsuzluk algısındaki bozulma, aslında daha büyük bir sorunun; kurumsal güven kaybının, hesap verebilirlik eksikliğinin ve yönetişim kalitesindeki düşüşün dışa vurumudur. Bu tablo ise bizi yalnızca bir yönetim sorununa değil, aynı zamanda ekonomik ve ahlaki bir dönüşümün sonuçlarına götürmektedir.

Neden buradayız? Yolsuzluk algısındaki çöküş, kurumsal aşınma ve ahlâksız büyüme

Türkiye'nin Yolsuzluk Algı Endeksi'ndeki sürekli gerilemesini yalnızca ekonomik dalgalanmalarla veya dönemsel siyasi gelişmelerle açıklamak mümkün değildir. Ortaya çıkan tablo, çok daha derin ve yapısal bir soruna işaret etmektedir. Son on yılda yaşanan puan ve sıralama kayıpları, yolsuzluğun münferit olayların ötesine geçerek kurumsal yapıyı etkileyen sistemik bir karakter kazandığını göstermektedir.

Yolsuzluk Algı Endeksi doğrudan yolsuzluk vakalarını ölçmez; yatırımcıların, iş dünyasının, uzmanların ve uluslararası kuruluşların kamu yönetimine ilişkin değerlendirmelerini yansıtır. Bu nedenle endeksteki gerileme, aslında Türkiye'nin hukukun üstünlüğü, hesap verebilirlik, şeffaflık ve kurumsal güven alanlarında yaşadığı aşınmanın uluslararası ölçekteki yansımasıdır.

Peki neden buradayız?

Bu sorunun cevabı büyük ölçüde demokratik denetim mekanizmalarının zayıflamasında, güçler ayrılığı ilkesinin aşınmasında ve kurumsal bağımsızlığın gerilemesinde yatmaktadır. Kamu kaynaklarının kullanımında şeffaflığın azalması, kamu ihale sisteminin giderek daha fazla istisna uygulamasına konu olması ve liyakat esaslı yönetim anlayışının yerini sadakat ilişkilerine bırakması, devlet ile toplum arasındaki güven bağını zedeleyen temel gelişmeler olmuştur.

Daha da önemlisi, düzenleyici ve denetleyici kurumların etkinliklerini kaybetmeleri, yargı bağımsızlığına ilişkin tartışmaların derinleşmesi ve hesap verebilirlik mekanizmalarının zayıflaması, yolsuzlukla mücadelede en önemli koruma kalkanlarını aşındırmıştır. Nitekim Dünya Adalet Projesi'nin Hukukun Üstünlüğü Endeksi'nde Türkiye'nin alt sıralarda yer alması, hukukun üstünlüğü ve kurumsal güven alanlarında yaşanan sorunların uluslararası düzeyde de teyit edildiğini göstermektedir. Nitekim Dünya Adalet Projesi’nin (WJP) Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde de Türkiye’nin alt sıralarda (142 ülke içinde 118. sırada) yer alması, yolsuzlukla mücadelenin en büyük kalkanı olan hukukun nasıl bir koruyucu zırh olmaktan çıktığını doğrulamaktadır. Hukukun zayıfladığı, denetimin etkisizleştiği ve hesap sorulabilirliğin ortadan kalktığı bir ortamda yolsuzluk, bireysel bir sapma olmaktan çıkarak sistemin doğal bir parçası hâline gelmektedir.

Tam da bu noktada Türkiye ekonomisinin geçirdiği dönüşüm dikkat çekmektedir. Ekonomi zamanla üretim, verimlilik ve yenilikçilik ekseninden uzaklaşarak; rantın, ayrıcalıkların ve kısa vadeli çıkarların daha belirleyici olduğu bir yapıya evrilmiştir. Böylece bireylerin, firmaların ve çeşitli çıkar gruplarının kısa dönemli kazançlar uğruna eklemlendiği, giderek genişleyen bir çıkar ağı ortaya çıkmıştır.

Bu yapının merkezinde üretimden çok rantın, rekabetten çok ilişkilerin, liyakatten çok sadakatin ödüllendirildiği bir düzen bulunmaktadır. Liyakate dayanmayan atamalar, partizanca işe alımlar, kamu kaynaklarının tahsisinde yaşanan adaletsizlikler, rekabetçi olmayan ihale süreçleri, çeşitli vergi istisnaları, teşvikler ve hazine garantileri bu düzenin en görünür unsurlarıdır. Kısa vadede bazı kesimlere kazanç sağlayan bu mekanizmalar, uzun vadede hem ekonomik verimliliği hem de toplumsal adalet duygusunu aşındırmaktadır.

Daha tehlikeli olan ise bu sürecin zamanla toplumsal davranış kalıplarını dönüştürmesidir. Kurallara uyanların dezavantajlı, kuralları esnetenlerin avantajlı olduğu algısının yaygınlaştığı bir ortamda etik dışı davranışlar normalleşmekte, bireyler ve kurumlar kendilerini koruyabilmek adına aynı yöntemlere yönelmeye başlamaktadır. Böylece yolsuzluk yalnızca hukuki bir sorun olmaktan çıkmakta; toplumsal kültürü ve ekonomik davranışları şekillendiren bir yapıya dönüşmektedir.

Sonuç olarak karşımızda yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda kurumsal ve ahlaki bir kriz bulunmaktadır. Çünkü ekonomik kayıplar belirli ölçüde telafi edilebilir; ancak aşınan kurumsal güvenin, zedelenen adalet duygusunun ve yozlaşan toplumsal değerlerin yeniden inşası çok daha uzun ve maliyetli bir süreçtir. Bu nedenle mesele yalnızca ekonomik büyüme değildir. Asıl mesele, büyümenin hangi kurumsal ve ahlaki zeminde gerçekleştiğidir. Sürdürülebilir kalkınmanın temelinde sermayeden önce güven, yatırımdan önce hukukun üstünlüğü, büyümeden önce adalet ve ekonomiden önce ahlak bulunmaktadır. Türkiye'nin Yolsuzluk Algı Endeksi'ndeki gerilemesi de bize tam olarak bunu hatırlatmaktadır.

Toplumsal sözleşmenin çöküşü: Kayıt dışı ekonomi, vergi adaletsizliği ve güven erozyonu

Yolsuzluğun en yıkıcı etkilerinden biri, devlet ile vatandaş arasında var olan görünmez toplumsal sözleşmeyi aşındırmasıdır. Devletin adil, şeffaf ve hesap verebilir şekilde yönetileceğine inanan vatandaşlar vergi öder, kurallara uyar ve kamusal sorumluluklarını yerine getirir. Ancak kamu kaynaklarının belirli çıkar gruplarına tahsis edildiği, fırsatların eşit dağılmadığı ve hesap verebilirliğin zayıfladığı yönündeki algı güçlendikçe, vatandaşların devlete ve kurumlara olan güveni de zedelenmektedir.

Bu güven kaybının ekonomik alandaki en somut yansımalarından biri kayıt dışı ekonominin büyümesi ve vergiye gönüllü uyumun zayıflamasıdır. Vergi yükünün adil paylaşılmadığına inanan bireyler ve işletmeler, zamanla kayıt dışı faaliyetleri meşrulaştırmaya başlayabilmektedir. Böylece yolsuzluk algısı yalnızca kamu yönetimine duyulan güveni azaltmakla kalmamakta, vergi ahlakını da aşındırmaktadır.

Kayıt dışılığın büyümesi ise kamu maliyesi üzerinde yeni baskılar yaratmaktadır. Vergi tabanı daraldıkça devlet gelir ihtiyacını karşılayabilmek için dolaylı vergilere daha fazla başvurmakta, bunun sonucunda vergi yükü gelir düzeyine bakılmaksızın toplumun tüm kesimlerine yayılmaktadır. Bugün Türkiye'de vergi gelirlerinin önemli bir bölümünün KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergilerden oluşması, vergi sisteminin adalet boyutuna ilişkin tartışmaları da beraberinde getirmektedir. Çünkü düşük gelirli bir vatandaş ile yüksek gelirli bir vatandaşın temel tüketim harcamaları üzerinden benzer oranlarda vergi ödemesi, gelir dağılımındaki eşitsizlikleri daha da derinleştirebilmektedir. Böylece yolsuzluk algısı, vergi adaletsizliğini beslerken; vergi adaletsizliği de yoksulluğun ve toplumsal eşitsizliklerin kalıcı hâle gelmesine zemin hazırlamaktadır.

Sorunun bir diğer boyutu ise yatırım ve girişimcilik iklimi üzerindeki etkileridir. Kurallara dayalı rekabetin zayıfladığı, ilişkilerin ve ayrıcalıkların belirleyici hâle geldiği ekonomilerde dürüst yatırımcılar ve üretici girişimciler uzun vadeli plan yapmakta zorlanmaktadır.

Ancak yolsuzluğun maliyeti yalnızca ekonomik göstergelerle sınırlı değildir. Daha derin ve kalıcı etki, toplumun adalet duygusu ve sosyal sermayesi üzerinde ortaya çıkmaktadır. Haksız kazancın emeğin önüne geçtiği, liyakatin yerini kayırmacılığın aldığı bir ortamda vatandaşların kurumlara olan güveni aşınmakta, ortak geleceğe ilişkin umutları zayıflamaktadır. Özellikle genç kuşaklar açısından çalışmanın, üretmenin ve eğitim yoluyla yükselmenin yeterli olmadığı yönündeki algının güçlenmesi, toplumsal aidiyet duygusunu zedelemektedir.

Son yıllarda artan beyin göçü de bu tablonun önemli sonuçlarından biridir. Nitelikli ve eğitimli gençlerin daha öngörülebilir, daha adil ve fırsat eşitliğinin daha güçlü olduğu ülkelere yönelmesi, yalnızca ekonomik bir kayıp değil; aynı zamanda toplumsal güven krizinin sosyolojik bir yansımasıdır. Çünkü insanlar yalnızca daha yüksek gelir için değil, emeklerinin karşılığını alabileceklerine ve geleceklerini güven içerisinde planlayabileceklerine inandıkları toplumlarda yaşamak istemektedir.

Sonuç: Güveni yeniden inşa etmek

Yolsuzluk yalnızca kamu kaynaklarının israfı değildir; bir toplumun geleceğe olan inancını, kurumlarına duyduğu güveni ve ortak yaşam iradesini aşındıran sessiz bir çöküştür. Türkiye'nin Yolsuzluk Algı Endeksi'nde yaşadığı gerileme de ekonomik göstergelerden çok daha önemli bir kayba işaret etmektedir: Kurumsal güven kaybına. Oysa sürdürülebilir kalkınmanın temelinde sermayeden önce güven, büyümeden önce adalet, yatırımdan önce hukukun üstünlüğü ve ekonomiden önce ahlak bulunmaktadır.

2025 Yolsuzluk Algı Endeksi'nin ortaya koyduğu tablo, artık görmezden gelinmesi mümkün olmayan güçlü bir uyarıdır. İçinde bulunduğumuz bu sarmaldan çıkış; günü kurtarmaya yönelik düzenlemelerle, geçici tedbirlerle veya algı yönetimi çabalarıyla sağlanamaz. İhtiyaç duyulan şey, kurumsal yapıyı yeniden güçlendirecek kapsamlı reformlar, güçlü bir siyasi irade ve toplumun tüm kesimlerini kapsayan bir zihniyet dönüşümüdür.

Bu dönüşümün yolu ise bellidir. Kamu yönetiminde şeffaflık ve hesap verebilirlik evrensel standartlara kavuşturulmalı; kamu kaynaklarının kullanımında tam denetim sağlanmalıdır. Kamu İhale Kanunu rekabeti güçlendirecek şekilde yeniden düzenlenmeli, Sayıştay denetimleri istisnasız tüm kamu harcamalarını kapsamalı ve denetim sonuçları etkin yaptırım mekanizmalarıyla desteklenmelidir. Kamu yönetiminde işe alım, atama ve yükselme süreçlerinde sadakat değil liyakat esas alınmalı; yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü ilkeleri hiçbir tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde güvence altına alınmalıdır.

Ancak unutulmamalıdır ki yolsuzlukla mücadele yalnızca hukuki veya idari bir reform meselesi değildir. Bu mücadele aynı zamanda kalkınmanın, demokratikleşmenin, adil bölüşümün ve toplumsal barışın ön şartıdır. Çünkü güvenin aşındığı yerde yatırım zayıflar, üretim geriler, adalet duygusu örselenebilir ve toplumsal dayanışma zarar görür. Buna karşılık güvenin yeniden tesis edildiği toplumlarda ekonomik refah da demokratik istikrar da çok daha güçlü temeller üzerinde yükselir.

Türkiye'nin bugün ihtiyaç duyduğu şey sadece daha fazla büyümek değil; daha adil, daha şeffaf ve daha güvenilir kurumlar inşa ederek yeniden güven üretmektir. Çünkü bir ülkenin gerçek zenginliği sahip olduğu doğal kaynaklarda ya da ekonomik büyüklüğünde değil, vatandaşlarının ve yatırımcılarının o ülkenin geleceğine duyduğu güvende saklıdır. Ekonomiler kaybettikleri sermayeyi zamanla yerine koyabilir; ancak toplumların kaybettiği güveni yeniden inşa etmek çok daha uzun ve zahmetli bir süreçtir. Güvenin bittiği yerde ne ekonomi dikiş tutar ne de toplum nefes alabilir.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.