Türkiye’de üç büyük futbol takımından, Trabzonspor’dan ve Başakşehir’den sonra Süper Lig’de şampiyon olan tek takım Bursaspor’dur; yeşil-beyaz renklerini Bursa Ovası’ndan, Uludağ’dan almıştır. Bursa yalnızca ovadan ve dağdan ibaret değildir; otomotiv sanayisi, tekstil, turizm ve tarım gelirleriyle Türkiye ekonomisinde ilk beş şehir arasında yer alır. Güçlü ekonomisi olan bu şehirde, her alanda olduğu gibi futbol takımında da dönem dönem hızlı yükselişler, hızlı inişler yaşanır. 2009-2010 sezonunda kazandığı lig şampiyonluğundan sonra 3. Lig’e kadar düşen Bursaspor, son üç yılda arka arkaya elde ettiği başarılarla 1. Lig’e çıkmayı başardı. Şehirdeki herkesin doğal Bursaspor taraftarı olduğu, tribünleri dolduran her kesimden insandan bellidir.
“Futbol sadece futbol değildir.” Bu 16 yıllık süre içindeki gelişmeler, Anadolu’daki birçok takımda yaşandığı gibi, yalnızca futbol başarısıyla değerlendirilemez. Yıllık bütçeleri milyarlarca TL’yi bulan bu takımlar, taraftar grupları üzerinden şehrin siyasetini, ekonomisini, hatta bazen “asayişini” bile domine edebiliyor. Elbette İstanbul için söylenen “İstanbul’u alan Türkiye’yi alır” sözü Bursa için geçerli değildir; ama milyonlarca işçi ve emekçinin yaşadığı bu sanayi şehrinde siyaseti, politikayı ve ekonomiyi belirleyip yön vermek, Türkiye açısından azımsanmayacak bir büyüklüktedir.
Taraftar grupları; Bursa Ovası’ndaki çiftçinin, fabrikadaki işçinin, öğrencilerin, beyaz yakalı çalışanların, sanayicilerin ve politikacıların tıklım tıklım doldurduğu 43 bin kişilik Timsah Arena’da —yeni adını, Bursa Ticaret Odası başkanlığını kazanan Özer Matlı’nın grup şirketlerinden alan Matlı Stadyumu’nda— Kurtlar Vadisi dizisinin jenerik müziği olan “Cendere”yi her maç öncesi büyük bir coşkuyla çalıyor.
Bursaspor’un son üç yılda kazandığı başarının altında yatan ana neden, hiçbir siyasi ayrım ve çıkar gözetmeden herkesin Bursaspor’un yelkenine rüzgâr taşıması oldu. Bu rüzgârın ne kadar süreceği ise tartışma konusudur.
Son dönemde Türkiye’de yaşanan siyasi ve ekonomik gelişmelerin izdüşümleri, Bursa futbolunda yavaş yavaş görünür hale gelmeye başladı.
Bursa’da yaşayan herkes gibi Türkiye’deki her yurttaş, ulusal ve uluslararası sportif başarılar karşısında gururlanmak, övünmek ister.
“Yerli ve milli” değerlere gönülden bağlı olduğunu her fırsatta gösterenler… 2009-2010 sezonunda elde edilen başarıya benzer bir başarının ayak seslerini hisseden genç çocuklar, her taraftar, coşkulu marşların eşliğinde sportif başarının keyfini çıkarırken; yavaş yavaş siyasi çekişmeler ve şike söylentileri açığa çıkıyor. “Cendere” müziği eşliğinde, futbolun yalnızca futbol olmadığı gerçeği karşımızda duruyor.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ali Aşkar
Bursaspor efsanesi
Türkiye’de üç büyük futbol takımından, Trabzonspor’dan ve Başakşehir’den sonra Süper Lig’de şampiyon olan tek takım Bursaspor’dur; yeşil-beyaz renklerini Bursa Ovası’ndan, Uludağ’dan almıştır. Bursa yalnızca ovadan ve dağdan ibaret değildir; otomotiv sanayisi, tekstil, turizm ve tarım gelirleriyle Türkiye ekonomisinde ilk beş şehir arasında yer alır. Güçlü ekonomisi olan bu şehirde, her alanda olduğu gibi futbol takımında da dönem dönem hızlı yükselişler, hızlı inişler yaşanır. 2009-2010 sezonunda kazandığı lig şampiyonluğundan sonra 3. Lig’e kadar düşen Bursaspor, son üç yılda arka arkaya elde ettiği başarılarla 1. Lig’e çıkmayı başardı. Şehirdeki herkesin doğal Bursaspor taraftarı olduğu, tribünleri dolduran her kesimden insandan bellidir.
“Futbol sadece futbol değildir.” Bu 16 yıllık süre içindeki gelişmeler, Anadolu’daki birçok takımda yaşandığı gibi, yalnızca futbol başarısıyla değerlendirilemez. Yıllık bütçeleri milyarlarca TL’yi bulan bu takımlar, taraftar grupları üzerinden şehrin siyasetini, ekonomisini, hatta bazen “asayişini” bile domine edebiliyor. Elbette İstanbul için söylenen “İstanbul’u alan Türkiye’yi alır” sözü Bursa için geçerli değildir; ama milyonlarca işçi ve emekçinin yaşadığı bu sanayi şehrinde siyaseti, politikayı ve ekonomiyi belirleyip yön vermek, Türkiye açısından azımsanmayacak bir büyüklüktedir.
Taraftar grupları; Bursa Ovası’ndaki çiftçinin, fabrikadaki işçinin, öğrencilerin, beyaz yakalı çalışanların, sanayicilerin ve politikacıların tıklım tıklım doldurduğu 43 bin kişilik Timsah Arena’da —yeni adını, Bursa Ticaret Odası başkanlığını kazanan Özer Matlı’nın grup şirketlerinden alan Matlı Stadyumu’nda— Kurtlar Vadisi dizisinin jenerik müziği olan “Cendere”yi her maç öncesi büyük bir coşkuyla çalıyor.
Bursaspor’un son üç yılda kazandığı başarının altında yatan ana neden, hiçbir siyasi ayrım ve çıkar gözetmeden herkesin Bursaspor’un yelkenine rüzgâr taşıması oldu. Bu rüzgârın ne kadar süreceği ise tartışma konusudur.
Son dönemde Türkiye’de yaşanan siyasi ve ekonomik gelişmelerin izdüşümleri, Bursa futbolunda yavaş yavaş görünür hale gelmeye başladı.
Bursa’da yaşayan herkes gibi Türkiye’deki her yurttaş, ulusal ve uluslararası sportif başarılar karşısında gururlanmak, övünmek ister.
“Yerli ve milli” değerlere gönülden bağlı olduğunu her fırsatta gösterenler… 2009-2010 sezonunda elde edilen başarıya benzer bir başarının ayak seslerini hisseden genç çocuklar, her taraftar, coşkulu marşların eşliğinde sportif başarının keyfini çıkarırken; yavaş yavaş siyasi çekişmeler ve şike söylentileri açığa çıkıyor. “Cendere” müziği eşliğinde, futbolun yalnızca futbol olmadığı gerçeği karşımızda duruyor.