Dilek İmamoğlu: Ağır bedeller ödüyoruz ama doğru yolda yürüyen biri için 'Keşke mücadele etmeseydi' diyemezsiniz

Dilek İmamoğlu, İBB davasıyla başlayan yargı sürecini, parçalanan aile rutinlerini ve ödedikleri bedelleri anlattı. Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarının maruz kaldığı süreci değerlendirerek, "Bu sadece bizim değil, Türkiye'nin adalet sınavıdır" dedi.

Haber Giriş Tarihi: 14.05.2026 14:56
Haber Güncellenme Tarihi: 14.05.2026 14:56

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun eşi Dilek İmamoğlu, 19 Mart 2025'te başlayan ve İBB davasıyla derinleşen yargı sürecinin, bir aile olarak hayatlarını nasıl değiştirdiğini ve ödedikleri bedelleri anlattı.

Gazeteci Candan Yıldız'ın sorularını yanıtlayan Dilek İmamoğlu, "19 Mart darbesi" olarak anılan süreçten bu yana günlük rutinlerinin tamamen değiştiğini söyledi.

Hayatın yeni rutini: Cezaevi görüşleri

Artık yaşamlarının cezaevi görüş saatleri, telefon hakları ve duruşma takvimine göre şekillendiğini vurgulayan İmamoğlu, "Hayatımızın dili bile değişti. Eskiden hiç kullanmadığımız kelimeler günlük hayatımızın parçası oldu: açık görüş, kapalı görüş, duruşma günü, telefon hakkı… İnsan bir süre sonra hayatını görüş saatlerine göre planlamaya başlıyor. Günler ve haftalar, normal bir takvim gibi değil de bir sonraki görüşe kalan süre gibi akıyor" diye konuştu.

"Silivri aileleri" ve dayanışma: Yorgun ama birbirine tutunan insanlar

Bu süreçte dışarıda kalanların taşıdığı yükün çoğu zaman göz ardı edildiğine dikkat çeken İmamoğlu, çocukların düzenini korumaya çalışırken bir yandan da özlemle baş ettiklerini ifade etti. Silivri'deki duruşma salonlarını bir dayanışma alanı olarak tanımlayan İmamoğlu, "Yıllar sonra o salonu nasıl hatırlayacaksınız?" sorusuna "Yıllar sonra o salonları düşündüğümde aklımda önce gerginlik değil, insanların dayanma hali kalacak. Çok yorgun ama birbirine tutunmaya çalışan insanlar… Sanırım hafızamda en çok bu kalacak" diye yanıt verdi.

"Bedeli sadece Ekrem değil, tüm ailemiz ödüyor"

Dava sürecinde yalnızca Ekrem İmamoğlu'nun değil; oğlunun, kayınbiraderinin, iki kardeşinin ve yeğeninin de taraf olduğunu hatırlatan Dilek İmamoğlu, bu durumun bir anne, eş ve kardeş olarak kendisini duygusal olarak parçaladığını ifade etti. Kardeşi Ali Kaya’nın uyuşturucu testinin negatif çıkmasına rağmen tutukluluğunun devam etmesi gibi hukuksuzluklara değinerek, suçun şahsiliği ilkesinin ihlal edildiğini ve aileler üzerinden bir baskı kurulmaya çalışıldığını savundu.

"Yeter artık" çığlığının perde arkası: Adalet gecikmesin

İmamoğlu, İBB davasında tahliye kararlarının ardından yaptığı "Yeter artık" açıklamasının nedenini ise şu sözlerle açıkladı.

"Yeter artık derken kastettiğim biraz da buydu: İnsanların hayatı belirsizlik içinde daha fazla tüketilmesin. Adalet bu kadar gecikmesin. Çünkü geciken adalet, insanların hayatında gerçekten çok derin yaralar bırakıyor."

"Ağır bedeller ödüyoruz ama korkuya teslim olmayacağız"

"Ekrem İmamoğlu keşke aday olmasaydı diyor musunuz?" sorusuna net bir cevap veren İmamoğlu, hiçbir zaman pişmanlık duymadığını belirterek, "Aile olarak ağır bedeller ödüyoruz, çocuklarımızdan büyüklerimize kadar herkes bu yükü taşıyor. Ama doğru olduğuna inandığınız bir yolda yürüyen bir insan için 'Keşke mücadele etmeseydi' diyemiyorsunuz. Çünkü o zaman korkunun hayatlarımızı belirlemesine izin vermiş oluruz" ifadelerini kullandı.

Dilek İmamoğlu, yaşadıkları süreci sadece kendi aileleri için değil, Türkiye’de adaletsizliğe uğrayanlar (gazeteciler, siyasetçiler, hak arayanlar) için bir mücadele olarak gördüğünü ve toplumun ancak birbirinin acısını duyarak iyileşebileceğini vurguladı.