
Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve adalet talebini yinelemek için 1086. kez Galatasaray Meydanı'nda bir araya geldi. Açıklamayı İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Oya Ersoy okudu. Ersoy, açıklamaya başlamadan önce geçtiğimiz günlerde katledilen Ali Aydın ile Cumartesi İnsanlarından Hasan Karakoç'u andı.
Ersoy, "Hukuk askıda, adalet yok: Abdullah Canan dosyasındaki 30 yıllık cezasızlık son bulmalıdır" diyerek başladığı açıklamada, 1086 haftadır aynı gerçeği dile getirdiklerini vurguladı. Adaletin yerini keyfiliğin almasının toplumda öfke, umutsuzluk ve dışlanmışlık duygularını derinleştirdiğini belirten Ersoy, kalıcı barış ve toplumsal huzurun ancak hukukun üstünlüğünün tesis edilmesiyle mümkün olduğunu söyledi. Ersoy, bu nedenle 1086. haftada hukukun açıkça hiçe sayıldığı Abdullah Canan dosyasını bir kez daha kamuoyuyla paylaştıklarını ifade etti.
Ersoy, 43 yaşındaki iş insanı Abdullah Canan'ın yaşadıkları hatırlatıldı. Ersoy, Yüksekova'da yaşayan Canan'ın, ailesini de hedef alan ağır hak ihlalleri nedeniyle savcılığa başvurduğu, Yüksekova Dağ Komando Tabur Komutanı Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul hakkında suç duyurusunda bulunduğu aktardı. Ersoy, bu başvurunun ardından Canan'ın, şikâyetinden vazgeçmesi için tabura çağrıldığı, bunu reddetmesi üzerine tehdit edildiği belirtti.
Açıklamada 17 Ocak 1996 sabahı Hakkâri'ye gitmek üzere evinden ayrılan Abdullah Canan'ın, Yüksekova–Van karayolunda askerler tarafından durdurularak gözaltına alındığı ve Yüksekova Dağ Komando Taburu'na götürüldüğü ifade edildi. Ailenin tüm kurumlara yaptığı başvuruların yanıtsız kaldığı, 21 Şubat 1996'da ise Canan'ın ağır işkence görmüş cansız bedeninin Yüksekova–Esendere Karayolu üzerindeki bir menfezde bulunduğu kaydedildi. Canan'ın ellerinin, ayaklarının ve ağzının bağlı olduğu hatırlatıldı.
Yargı sürecine de değinilen açıklamada, itirafçı Kahraman Bilgiç'in savcılığa verdiği ifadede Abdullah Canan'ın taburda işkenceyle sorgulandığını ve Binbaşı Yurdakul'un talimatıyla öldürüldüğünü anlattığı, Albay Kamber Oğur'un da Canan'ı tabur revirinde gördüğünü beyan ettiği aktarıldı. Buna rağmen sanıklar hakkında 1999'da beraat kararı verildiği, kararın Yargıtay tarafından onandığı ifade edildi.
Sorumluların yargılanması çağrısıAilenin başvurusu üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) 26 Haziran 2007'de verdiği kararda, Abdullah Canan'ın gözaltında öldürüldüğünün ve ağır işkence gördüğünün tespit edildiği, Türkiye'nin yaşam hakkını ve işkence yasağını ihlal ettiğine hükmedildiği hatırlatıldı. Ersoy, Canan'ın gözaltında kaybedilişinin 30. yılında dosyanın yeniden açılması, cezasızlık kalkanının kaldırılması ve sorumluların yargılanması çağrısını yineledi.
‘Buradan vazgeçmeyeceğiz’Açıklamanın ardından Abdullah Canan'ın oğlu Vahap Canan söz aldı. Babasının 17 Ocak 1996'da gözaltına alındığını ve kaybedildiğini hatırlatan Canan, 30 yıldır süren adalet mücadelesini anlattı. Babasının onurlu bir insan olduğunu, baskılara rağmen davasından vazgeçmediğini söyleyen Canan, AİHM kararına işaret ederek faillerin sorumluluğunun tescillendiğini ifade etti. Galatasaray Meydanı'nın Cumartesi Annelerine açılması çağrısında bulunan Canan, "Buradan vazgeçmeyeceğiz" dedi.
‘Cezasızlık politikası’na karşı mücadele vurgusuDaha sonra Hakkâri Baro Başkanı Ergün Canan konuştu. Abdullah Canan'ın yaşadıklarının bu ülkede adalet arayan birçok insanın karşılaştığı sorunların bir örneği olduğunu belirten Canan, Cumartesi Annelerinin yıllardır ‘sessiz, onurlu ve kararlı’ bir şekilde adalet talep ettiğini söyledi. Taleplerin hukuki ve meşru olduğunun altını çizen Canan, cezasızlık politikasına karşı mücadele etmeye devam edeceklerini vurguladı. Canan, Cumartesi Annelerinin hem insani hem hukuki hem de siyasi bir adalet mücadelesi yürüttüğünü ifade ederek, bu mücadelenin yanında duracaklarını dile getirdi.
Kaynak:Evrensel