Ekmek kadar ihtiyaç: Mücadeleci sendikacılık

Sermaye politikalarına karşı mücadeleci sendikacılık ekmek kadar ihtiyaç. 1 Mayıs’ın da gösterdiği gibi bu ihtiyaç ancak işçilerin kendi fabrikalarından başlayarak büyüteceği bir mücadeleyle karşılanabilir.

Haber Giriş Tarihi: 05.05.2026 13:38
Haber Güncellenme Tarihi: 05.05.2026 13:38

Aydın Yiğit Bursa'da gerçekleşen iki ayrı 1 Mayıs'ı izledi ve izlenimini yazdı.

2026 1 Mayıs’ı geride kaldı. Maden işçilerinin Ankara’daki eylemleri, DİSK’e bağlı çeşitli sendikaların daha yüksek sesle dile getirmeye başladıkları konfederasyon eleştirileri, Birleşik Tekstil, Dokuma, Deri İşçileri Sendikası (BİRTEK-SEN) Genel Başkanı Mehmet Türkmen’in tutukluluğu, Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan’ın ‘grevsiz sendika’ çıkışı ve daha pek çok başlık bu 1 Mayıs’a giderken işçi sınıfı cephesinde tartışıldı. Bursa’da 1 Mayıs günü ortaya çıkanlar üzerinden bu tartışmalara bir göz atmak da faydalı olacaktır. Öncelikle Bursa’da iki ayrı 1 Mayıs mitingi düzenlendiğini söyleyelim. Bunlardan birincisi Hak-İş’in Türkiye geneli olarak Bursa’nın Gökdere Meydanı’nda düzenlediği miting olurken, ikincisi ise kentteki emek ve meslek örgütlerinin ortak kutladığı Osmangazi Meydanı’ndan başlayarak eski stadyuma doğru yürüyüş ve miting şeklinde gerçekleşen kutlama oldu.

Kentte ilk önce saat 11.00'da Hak-İş’in düzenlediği, Türkiye’nin her yerinden katılımın olduğu ve yaklaşık 6-7 bin işçinin yer aldığı 1 Mayıs mitingi düzenlendi. Ne kadar çok kutlanabildiği, İşçi Sınıfının Uluslararası Birlik, Mücadele Günü olarak düzenlendiği aşikar olan 1 Mayıs! Evrensel okurları, Hak-İş’in ve bağlı sendikaların işçilerin hak ve çıkarlarını korumak, yeni haklar elde etmek için ne kadar çok çabaladığına(!) yakından şahittir. Bu 1 Mayıs da tam olarak böyle oldu. Sahneden Kur’an tilaveti ile başlayan kutlama, Hak-İş yöneticisinin Filistin’e yardım taşıyan Sumud Filosu’ndan canlı bağlantısı ile devam etti. Miting alanı aynı zamanda Filistin halkının yanında olunduğunu anlatan ve İsrail siyonizmini lanetleyen çok sayıda materyal ile de desteklenmişti. Elbette işçi sınıfının savaşlar ve katliamlar karşısında antiemperyalist bir tutum alması gereklidir ve bu konu en önemli mücadele konularından biridir. Ancak Hak-İş’in bu konuda yaptığı hamasetin ötesinde midir? Hak-İş bu konuda da Saray rejiminin ve AKP’nin İsrail ile olan ilişkileri ve Filistin konusunda hamaseti yüzünden işçiler içerisinde kaybettiği itibarını kazanmak için çabalamaktan başka bir şey yapıyor mudur?

Bu sorulara ve başka tartışmalara sahnenin dışında miting alanının içerisinden cevap verelim. Sahne üzerinden her ne kadar alanda işçilerin katılımı canlı tutulmak istense de işçiler neredeyse hiçbir slogana eşlik dahi etmedi. Adeta Hak-İş’in kendi meşruiyetinin sorgulandığı bir 1 Mayıs ortaya çıktı. Mitingden ziyade AKP mitingi görüntüsünün olduğu alanda yer yer taleplere rastlamak da mümkün oldu. ‘Vergide adalet’ ve ‘Herkese kadro, taşerona son’ öne çıkan iki talep olarak alanda yer aldı. Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan’ın da kürsüden ‘Başta kamu iktisadi teşekkülleri olmak üzere tüm işçilere kadro alana kadar mücadeleye devam edeceğiz’ demiş olmasına biz de şu soruyu soralım. Yıllar önce yine bir 1 Mayıs’ta taşeron yasasının çıkması, belediye ve sağlık iş kolunda taşeronun adı değişerek şirket işçileri olmalarına ‘Taşeron bizim sayemizde kalktı, Hak-İş mücadele ederek’ kazandı dememiş miydiniz? Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Hem taşeron meselesi hem Hak-İş’e bağlı sendikaların imzaladıkları sözleşmeler göz önüne alındığında bu meşruiyetin nasıl sorgulandığı da ortaya çıkmış oluyor.

Hak-İş 1 Mayıs’ıyla bir tutmamak ve mücadele birikimini reddetmemekle birlikle Bursa’da kutlanan diğer 1 Mayıs’ta tablo nasıldı? DİSK’e bağlı Genel-İş ve Birleşik Metal-İş, Türk-İş’e bağlı TÜMTİS, Kristal-İş, Yol-İş ve TOLEYİS sendikalarının katıldığı bu 1 Mayıs’ta ise sendikaların toplam katılımı bini zor buluyordu. Kendi üyelerini dahi 1 Mayıs’a taşıyamayan, kendi iş yerlerinde kutlama yap(a)mayan sendikacılık, işçilerin yaşam koşullarını nasıl ileriye taşıyabilir?

Gelelim şu sıralar devam eden Hak-İş'e bağlı sendikalar olan Özçelik-İş'in yetkili olduğu Bekaert grevi, Öz Ağaç-İş'in yetkili olduğu Kelebek Mobilya promosyon eylemlerine ve ortak kutlanarak örnek teşkil eden Gebze 1 Mayıs’ına. Bu örnekler yukarıda sıraladığımız eleştirilere karşı çözümün nerede olduğunu göstermiyor mu? Bu örneklerdeki en önemli ortak ve ayırt edici özellik nasıl örgütlendiğidir. İş yeri, fabrika temelli örgütlenmeler bize sendikal hareket konusunda konfederasyon farkı gözetmeksizin doğru noktayı gösteriyor. Burada mücadeleci sendikacılık kadar fabrikalarda ileri işçilerin sorumluluk alarak elini taşın altına koyması da bir o kadar önemli. Aksi takdirde sendikal hareketteki sorunlar kimin daha çok Ankara’ya gidip geldiği, kimin yukarıda bir araya gelip açıklamalar yaptığı ile sınırlı bir şekilde tartışılacak. Bununla birlikte zaten her iş kolunda onlarca baraj altında sendikanın olduğu, barajı geçenlerin ise yetkili oldukları fabrika ve iş yerlerinde etkisiz olduğu (patronların çıkarını savunan) Türkiye’de sendikal hareket iş yerlerinden daha fazla kopmaya aday hale gelecek. Sonuç olarak, 2026 yılında işten atmaların ve iş kazalarının yaygınlaştığı Türkiye’de (1 Mayıs günü biri çocuk 6 işçinin hayatını kaybetmesi ve 1 Mayıs arifesinde Bosch fabrikalarında 1400 işçinin 2027 sonuna kadar işten çıkarılacağının açıklanması yeterince çarpıcı örnekler) Saray rejiminin politikalarına karşı mücadeleci sendikacılık ekmek kadar ihtiyaç haline geldi. Bu ihtiyacın ise -en çok üyesinin bulunduğu şehir olan Bursa’da 1 Mayıs kutlamayan Türk Metal başta olmak üzere- işçilerin kendi fabrikalarından başlayarak büyüteceği bir mücadele ile karşılanacağını bu 1 Mayıs olumlu ve olumsuz örnekleriyle bunu yeterince bizlere anlattı.