
Bursa'dan tekstil işçisi yazdı.
Her sabah fabrika kapısından içeri girerken sadece kart basmıyoruz. Ömrümüzden bir günü daha bırakıyoruz o fabrikanın içinde. Gençliğimizi, sağlığımızı o makinelerin başında tüketiyoruz. Ay sonunda aldığımız para yetmiyor. Ücret yattığı gün hesap başlıyor. Kira, fatura, mutfak… Hep açık veriyoruz. Ama bizden ne isteniyor? Sabır. Gece vardiyasından çıkıp ayakta zor durmak sabır değil, sömürüdür. Çocuğuna “Bu ay alamayız” demek sabır değil, yoksulluktur. Amirinin bakışıyla ezilmek, hedef baskısıyla sıkıştırılmak, mobbingle susturulmak sabır değil, zulüm. Ben artık şunu net görüyorum: Bu düzen bizim suskunluğumuzla ayakta duruyor. Biz dişimizi sıktıkça onlar rahatlıyor. Biz geri çekildikçe onlar ileri gidiyor. Ücretler eriyor ama onların kârı erimiyor. Fedakarlık hep bizden, güvence hep onlardan. “Kriz var” diyorlar. Ama kriz hep işçinin evinde. Kriz hep işçinin sofrasında. Kriz bahanesiyle bizi daha fazla çalıştırıp daha az vermeyi normalleştirdiler. Bu bilinçli bir sınıf tercihi. Saray’ın da patronun da tarafı belli.
Peki bizim tarafımız belli mi?Artık belli olmak zorunda. Tek tek homurdanarak değil. İçimizden söylenerek değil. Bizler yan yana geldiğimizde dengeler değişir. Aynı vardiyada çalışan, aynı baskıyı yaşayan insanlar bir araya geldiğinde korku yer değiştirir. Onların birliği bizi eziyor. Bizim birliğimiz onları durdurur. Kaybede kaybede buraya geldik. Şimdi yan yana durma zamanı. Şimdi birbirine güvenme zamanı. Şimdi “yeter” deme zamanı. Çünkü biz birlikte hareket ettiğimiz gün, bu düzen eskisi gibi işlemeyecek.