Bursa’da işçi durakları: Geçim her geçen gün daha da zorlaşıyor

Asgari ücretin 28 bin 75 lira olarak açıklanmasının ardından Bursa’daki gece vardiyası duraklarında konuştuğumuz işçiler, geçim derdinin büyüdüğünü, işten atılma ve güvencesizlik baskısının ise kalıcılaştığını anlattı.

Haber Giriş Tarihi: 02.01.2026 10:24
Haber Güncellenme Tarihi: 02.01.2026 10:24
Haberyazilimi.com

Asgari ücretin 28 bin 75 lira olarak açıklanması, metal sanayisinin merkezlerinden Bursa’da işçilerin hayatındaki sıkışmışlığı daha da görünür kıldı. Bir yanda MESS grup toplu iş sözleşmesi sürecinde eylemlerini sürdüren metal işçileri, diğer yanda hizmet sektöründe sendikasız ve güvencesiz çalışan işçiler, açıklanan ücretin “Geçinmeye yetmeyen” değil artık “Yoksulluğu derinleştiren” bir rakam olduğunu söylüyor. Gece vardiyasına giden servis duraklarında konuştuğumuz işçiler; işten atılma baskısını, ağır çalışma temposunu, borçları, faturalara yetişememeyi ve geleceksizlik duygusunu ortak bir kader olarak tarif ediyor. Sözleşmeli çalışan genç işçiler fabrikada yarını göremezken, emekli olduğu halde çalışmak zorunda kalanlar “Emekliliğin dinlenmek değil, düşük ücretle yeniden çalışmaya mecbur kalmak” anlamına geldiğini anlatıyor. İşçilerin anlattıkları, asgari ücret tartışmasının yalnızca bir rakam meselesi olmadığını; sendikasızlık, güvencesizlik, artan yaşam maliyetleri ve dağılan işçi birliğinin iç içe geçtiği bir geçim krizine işaret ettiğini ortaya koyuyor.

Sözleşmeli olarak Renault’da çalıştığını söyleyen genç bir işçi, “Sözleşme sürecindeyiz, bizleri tatmin edecek bir sonuç bekliyoruz. Ben sözleşmeli olduğum için fabrikaya dair bir gelecek göremiyorum. Kadroya geçtiğimde fabrikada bir gelecek görür müyüm, açıkçası bilemiyorum. Eski işçiler ‘Sabredeceksin’ diyorlar, bakalım sabredebilecek miyiz” dedi.

Arabaya parça yetiştirme baskısı işçinin rüyasına giriyor

İşlerin çok yoğun ve ağır olduğunu ifade eden işçi, “Ben bantta çalışıyorum. Sürekli önümden araba geçiyor ve sen o arabanın parçalarını takmak zorundasın. İşe ilk başladığım zaman rüyalarıma giriyordu, uyuyamıyordum. Uyurken kendimi fabrikada sanıp arabaya parça yetiştirmeye çalışıyor olarak görüyordum ve uyanıyordum. Ama dışarıdan bakınca ‘Renault’da çalışıyorsun, iyisin’ algısı var. Sen gel onu bir de bize sor. Bölümde bir adam eksildi mi pat diye arıyorlar, ‘Mesaiye geleceksin’ diye. Mecbur gidiyorsun ama aldığın ücrete bakınca birbirini karşılamıyor” diyerek gelen servise bindi.

"2026’da artık insanlar yaşadığına sevinecek"

Bir devlet kurumu kendi kurumunu ciddiye almıyor diyen hizmet sektöründe çalışan başka bir işçi ise şunları söyledi: “30 bin liranın altında alınan bir parayla kimse geçinemez. Zamlar gelmeye başladı. Kimse kafasını kaldıramıyor. Bir ay biz milletvekillerinin aldığı maaşı alalım, bir ay onlar bizim aldığımız maaşı alsın. Öyle meclis lokantasında 50 liraya yemek yemekle olmuyor. Bugün bir tavuk döner yiyorsun 150 lira. 2026’da artık insanlar yaşadığına sevinecek. Bakın gecenin bir vaktinde burada servis bekliyorum. Borçlar var, faturalar, kira bekliyor. Bana 2 bin 800 lira elektrik faturası geldi. Dört kişilik aileyiz, nasıl ödeyeceğiz?”

"2025 aile yılıydı ama aile görüşemiyor"

Eşinin de çalıştığını belirten işçi, “Eşim vardiyadan dönerken bu sefer ben gidiyorum ama sorsan 2025 ‘aile yılıydı’. Ama aile görüşemiyor. Bu nasıl aile yılı? ‘Silivri soğuktur’ diyorlar ya, emin olun bu saatte burada servis beklemekten soğuk değildir ya da sabah vardiyasındaki çıkıştan soğuk değildir. Sendikasız bir yerde çalışıyorum. Fabrikada sendikanın adı geçtiği zaman o arkadaşı bir daha fabrikada göremiyoruz. SGK’den haber geliyor, fabrika sahibine denetim var diye; Suriyeli işçileri başka bir yere kaçırıyorlar, denetim bitince geri işbaşı yaptırıyorlar. Böyle bir ortamda insanın nasıl bir gelecek beklentisi olur ki?” ifadelerini kullandı.

Asgari ücretin kimsenin beklentisini karşılamadığını söyleyen başka bir işçi de şunları dile getirdi: “Ben kıdemli olduğum için biraz daha yüksek alıyorum ama yetmiyor. Sekiz yıldır aynı fabrikada çalışıyorum, ortalama 35 bin lira alıyorum mesaisiz. Sendika yok fabrikamızda. Fabrikada birlik olmaya çalıştığımızda bu hemen duyuluyor, patron da hemen baskıyı ve işten çıkarmaları getiriyor. Şu an ne kadar zam alacağım belli değil, şubat ayında netleşecek. Maaşa zam yapılıyor ama her şeye de zam geliyor. Temel tüketim mallarına zam gelmesin, biz yüksek zam beklemiyoruz. 2026 yılı da diğer seneler gibi yine geçim derdiyle geçecek. Daha da sıkıntılı bir süreç bizi bekliyor.”

"Çalışmazsam geçinemem"

Emekli olduğu halde hâlâ çalışmak zorunda olan bir işçi ise şöyle konuştu: “Emeklilikte katsayıyı düşürdüler. 50-60 bin lira emekli maaşı alacağım yerde 25 bin alıyorum. 9 bin günün üzerinden emekli oldum. Çalışmasam bu parayla nasıl geçinebilirim? Ben de evimde olmak isterdim ama koşullar buna izin vermiyor. Çalışıyorsun, asgari ücret veriyorlar; ‘Sen zaten emeklisin, yeter bu sana’ diyorlar. Biz birlik olmadığımız sürece hiçbir şey değişmez. Nasıl birlik olacağız, onu da bilmiyorum.”

"Emekli oldum hâlâ soğukta servis bekliyorum"

TOFAŞ’tan emekli olan ve halen çalışmak zorunda kalan bir işçi ise şu ifadeleri kullandı: “Artık zengin çok daha fazla zengin oldu, fakir daha fakir. Arada kimse kalmadı. Bizim kaderimiz bu galiba; emekli olmadan önce de soğukta servis bekliyorduk, emekli olduk yine bekliyoruz, değişen bir şey yok. Ben 2015’te yaşanan metal direnişinde TOFAŞ’ta işçiydim. Kısa süreli bir birlik sağlandı, sonra bir şekilde dağıldı. Bizler kendi haklarımızı bilmiyoruz, okumuyoruz. Bunlar olmayınca dışarıdan gelen her şeye açık halde duruyoruz ve birliğin dağılması hızlı oluyor. Günün sonunda halimize şükrediyoruz. Grev hakkın var, greve çıkamıyorsun. Sözleşmen var, sana sorulmadan sözleşme imzalanıyor. Sorunları görüyorsun ama bir süre sonra ses çıkarmıyorsun. Borçlar seni bekliyor. İşten çıkarıldığımda 25 bin lira olan kiramı kim ödeyecek, faturalarımı kim ödeyecek? Bunlar karşımızda büyük engeller olarak duruyor.”

Uğur Ökdemir