
Doğasıyla, sularıyla verimli tarım arazileri ile bilinen Bursa yıllar içerisinde yerli yabancı şirketlerin işgali altında. Ormanları madenci şirketler tarafından, suları yerli ve yabancı su şirketleri tarafından hapsedilirken verimli tarım arazileri önce gıda tekelleri sonra ağır sanayi ile yok olmaya yüz tutmuş durumda.
Deprem bölgesinde olan Bursa’nın doğusundan batısına kuzeyinden güneyine şehirle iç içe geçmiş organize sanayi bölgeleri ile kuşatılmışken kimyasal fabrikaların yarattığı tehlike her geçen gün büyüyor.
Bursa’yı bekleyen kimyasal tehlikeyi Kimya Mühendisleri Odası Bursa Şube Başkanı Ali Uluşahin ile konuştuk.
Bursa’nın ciddi bir işgal altında olduğunu vurgulayan Uluşahin, “Yeni kurulan organize sanayiler, termik santraller bunları bir bütün olarak düşündüğümüzde toprağa, havaya ve su kaynaklarına verdiği zararlar her geçen gün artıyor. Organize sanayi bölgelerinin tamamı aslında patronların seçtiği yöneticiler gibi bir bağımsız denetim noktasından yoksun bir şekilde çalışıyorlar. Oradaki kirletici faktörler maalesef ki bağımsız denetimden yoksun ve dolayısıyla orada ciddi bir kirletici faktör var, işgal var. Bursa’da sanayi kentin merkezinde kalmış ve hala yeni sanayi bölgelerinin açılmaya çalışıldığını TEKNOSAB örneğinde gördüğümüz gibi ciddi bir işgalden bahsetmek mümkün” dedi.
“Zehir soluyoruz”“Gemlik tarafına baktığımızda hep depremi konuşuyoruz” diyen Uluşahin şöyle devam etti; “Orada büyük ölçekle üretim yapan sanayi tesisleri var. Çok ciddi kimyasal depolar, akaryakıt depoları var. Bunun dışından yüksek kapasiteli kimyasal kuruluşlar var. Marmara Denizi'ne etkisi ayrı, İznik Gölü'ne etkisi ayrı, Bursa'nın hava ve su kalitesine etkisi ayrı ayrı değerlendirmek lazım. Gemlik’ten Bursa'ya geliyorken gördüğün manzara artık şu, kentin üzerindeki o kahve rengi çökmüş bulut tabakası. Kimse diyemez ki alçak basınçlı, yüksek basınçlı meteorolojik verilerle açıklanabilir bir durum. Bursa zehir soluyor bu gözle görülebilir durumda.”
“Ne denetim var, ne de uygulama”Kentin doğusuna doğru gidilirken oldukça büyük kapasiteli bir tekstil fabrikası olduğunu ifade eden Uluşahin; “Bu tekstil fabrikasının Nilüfer çayını kirlettiğini biliyoruz. Baca gazlarıyla ilgili Bursamızı kirlettiğini biliyoruz. Ve ciddi bir şekilde atık su şarj ediliyor. Geçmiş büyükşehir belediye başkanlarından bir tanesi de gitmişti onlara en çevreci firma ödülünü vermişti. Komik bir şekilde. Gürsü ve Kestel'de tekstil fabrikalarının yoğunluğu var burada ne denetim var, ne uygulama. Ciddi anlamda sıkıntılı bir bölge. Hava kalitesi çok kötü bu bölgede. Yıllardır mücadele yürüttüğümüz bir çimento fabrikası var Kestel’de. Bursa Çimento artık ÇED raporunu dinlemiyor, binalarının yapı ruhsatları bile tam değil ve sanıyorum kentimizi idare edenler de göz yumuyor” dedi.
“İnegöl’de maske takmadan çıkmayın uyarısı yapılıyor”Her şeye yerli ve milli demenin alışkanlık haline geldiğini belirten Uluşahin, “Uludağ'ın su kaynaklarını sömürüyorlar ve dünyanın her yerine Bursa’dan su satıyorlar. Bir firma değil, bir sürü firma var orada. Bursamızı işgal etmiş ve Bursamıza zarar veren bir sürü firma var. Bursa bu kadar susuzluk yaşarken bunlara diyecek söz bulamıyoruz. Hemen ilerisinde İnegöl ilçemiz var artık maske takmadan sokağa çıkmayın uyarıları yapılıyor. Orada üretim yapan bir tekstil fabrikasının kendisine ait bir kömürlü termik santrali var. Oldukça yüksek kapasitede kömür yakarak elektrik üretiyor. Dolayısıyla İnegöl sanayisindeki düzensiz birçok firmanın da etkisini bunların üzerine ilave ettiğinizde İnegöl bölgesindeki insanlar nefes alamıyorlar. Nereden baksak, ne tarafına dönsek kentimizin hakikaten ciddi bir işgalini görüyoruz. Doğaya, çevreye ve yaşam alanına insana saldırı görüyoruz” dedi.
“Bursa kimyasal risk altında”Türkiye'de kimya sanayisinin Kocaeli Dilovası olarak bilindiğini ancak Bursa'nın hava kalite değerlerinin Kocaeli'yi 6'ya 7'ye katladığı dönemleri yaşadığını söyleyen Uluşahin “Bursa kimyasal risk altında, kimyasallar Bursa'nın üstüne çökmüş durumda ve günden güne halkımızı zehirlemeye devam ediyorlar maalesef” diye belirtti.
“Osman Gazi Köprüsü'nü yaptık, işte şu kadar zamandan tasarruf ettik Bursa-İzmir otoyolunu yaptık aradaki mesafeleri yaklaştırdık, Çanakkale Köprüsü'nü yaptık, işte şu kadar zamandan tasarruf edecek halkımız, halkımıza konfor getiriyoruz gibi süslü cümlelerle, Yenişehir’de yapılan hızlı tren projesi, Yenişehir’den geçecek olan otoyol projesi de aslında bunlara dahil etmek lazım diyerek devam eden Uluşahin, “Bunlar halkın refahı için yapılan çalışmalar değil. Aksine bölgenin sanayileşmesi için yapılan lojistik çalışmalar. Sanayiciler için bir de üstüne ciddi paralar veriyoruz yap işlet devret modeliyle, geçen veriyor, geçmeyen iki veriyor böyle de bir durum var. Ama bunların hepsi ülkenin üstüne çökmüş, kimyasal bulutu ülkenin üstüne çekmiş, zehirli bulutu ülkenin üstüne çekmiş, zehirli yöneticilerden ibaret. Halka da güzel güzel kılıflarla yutturmaya çalışıyorlar maalesef ki. Bizim paramızla Patronları besleyip bizi zehirliyorlar. Çünkü üçüncü köprü inşaatı Kuzey ormanlarının çok önemli bir kısmını yok etmedi mi?” diye sordu.
“Deprem olduğunda bu kentin kimyasal riskleri ne olacak?”Deprem denildiği zaman hep yapı stoğunun konuşulduğuna işaret eden Uluşahin “İnşaat sektörü konuşuluyor ve ona hizmet eden diğer sektörler konuşuluyor. Peki deprem olduğunda bu kentin kimyasal riskleri ne olacak? Sanayi bölgelerinde çıkacak kimyasal yangınlar ne olacak? Sanayi bölgelerindeki depolardan açığa çıkan yanıcı, parlayıcı, patlayıcı, toksik ve boğucu kimyasallar ne olacak? Eğer ki rüzgarın Bursa’ya doğru estiği bir günde depreme yakalanırsak vay halimize. Diğer tarafa esti İstanbul'un vay haline, Marmara Denizi'nin, doğanın, çevrenin vay haline” ifadelerini kullandı.
Beklenen Marmara depreminin gerçekleşmesi halinde, yapı stoğu açısından çok büyük bir hezimetin, kayıp ve yıkıntının beklendiğine işaret eden Uluşahin şunları söyledi; “Umarım yaşamayız, umarım böyle bir şey olmaz ama bütün uzmanlar, yerbilimciler olacağını iddia ediyorlar. Bir de biz söylüyoruz ki buna ilave Bursa'yı ve Marmara bölgesini çok ciddi olursa öyle bir deprem, o depremin tetikleyeceği kimyasallara maruz kalmanın etkisi bekliyor. Ki bence deprem kadar yakıcı bir etki beklemek lazım, deprem kadar ciddi bir etki beklemek lazım o açıdan.”
Uğur Ökdemir
Fotoğraflar: Aykut Güngör