Yolu Bursa’dan geçen dünya şairi: Nazım Hikmet

Nazım Hikmet üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan yazar Güney Özkılınç hem Nazım’a hem de genişletilmiş haliyle yeniden baskıya alınan Nazım’ın Bursa Yılları kitabı hakkında BursaMuhalif’e konuştu.

Türkiye ve dünya edebiyatının en önemli şairlerinden Nazım Hikmet, ölümünün 58. yılında hem Bursa’da hem Türkiye’nin pek çok yerinde çeşitli etkinliklerle anıldı. Bursa’yı diğer illerden önemli kılan en önemli özelliği ise Nazım’ın bu şehre, bu şehrin de Nazım’a olan katkılarıydı. Nazım’ın bu şehirle kurduğu bağı sadece Bursalılar’a değil tüm Türkiye ve dünyaya anlatabilmenin yükünü omuzlarına alıp, bu meşakkatli süreci omuzlayan isim ise yazar Güney Özkılınç oldu. Nilüfer Belediyesi’nde görev yaptığı süreçte de Nazım’ın Bursa’daki yıllarına dair çalışmalar yapan Özkılınç’la Nazım’ı ve Nazım’ın Bursa Yılları’nı konuştuk. 

Ruhunu emekçilerle birleştiren paşa torunu

Nazım Hikmet’in 3 Haziran 1963’te hayatını kaybetmesinin üzerinden 58 yıl geçti. Ancak onun dizelerini dünyanın farklı yerlerinde hala görmek mümkün. Nazım bazen Atina sokaklarındaydı, bazen öğrenci direnişlerinde, bazen de Che Guevara’nın mektubunun son satırlarında. O’nun kendisi için anlamını bu şekilde açıklayan Özkılınç, “Nazım hayatının 13 yılını cezaevlerinde geçirdi. Ancak sesini taş duvarlar arkasından tüm dünyaya ulaştırmayı başarabildi.” dedi. Nazım’ı Özkılınç için bu kadar anlamlı kılan bir diğer noktası ise paşa torunu olmasına rağmen kendi sınıfını inkar ederek ruhunu emekçilerle birleştirmiş olmasıydı. 

Ruhunu emekçilerle birleştirmesinin bedelini cezaevleri ve sürgünle ödeyen Nazım, ödetilmeye çalışılan bu bedeller karşısında devrimci yaşamdan uzak durmak bir yana, gittiği yerleri de devrimcileştirmeyi kendine görev bildi. Çünkü Özkılınç’ın deyimiyle O, ‘düşündüğü gibi yaşayan bir şair ve insan’dı. Bu yüzdendir ki Bursa Cezaevi’ni adeta enstitüye dönüştürerek yolu onunla kesişen-kesişmeyen birçok kişiyi etkilemeyi başardı. Onunla cezaevinde tanışan adli mahkumlar birer sanatçı, yazar, ressam haline geldi. Yazar Orhan Kemal, Ressam İbrahim Balaban bunun sadece görünür kısmı. Sadece Nazım’la tanışan değil, onunla tanışanlarla tanışanlar bile yollarına artık eskisi gibi devam etmediler. Köylerine dönüp oraları devrimcileştiren, festivaller yapan, ölümsüz ağaçlar diken, Türkiye İşçi Partisi’nde görev yapan isimlerdi bunlar. Nazım’ın Bursa Yılları’nda bütün bu isimlere detaylarıyla yer veren Özkılınç, onların hayatının bu denli değişebilmesini Nazım’ın gerçek aydın kimliğiyle açıklıyor. Çünkü Nazım halkını küçümsemezdi. Bu yüzden cezaevine adli suçlar nedeniyle giren mahkumlarla saatlerce konuşabilecek, felsefe-tarih-politika anlatacak sabra, onları değiştirebilecek mücadele birikimine sahipti. 

Nazım’ı Türkiye’de emek mücadelesinden iyi tanırız. Ancak Nazım’ı sadece biz değil, dünyanın bütün ezilen hakları tanır. Çünkü Nazım’ın kalbi Hiroşima’da ölen kız çocuğunda, Rusya’da Hitler faşizmine direnen partizanlarda, 1961 yazı ortalarında Küba’dadır. Nerede ezilen ve direnen varsa Nazım’ın kalbi tam da isyanın ortasında atmaktadır. Bu yüzdendir ki Che Guevara, 1956 yılında Mexico City cezaevinden annesine yazdığı mektubunu, “Nazım’ın da dediği gibi: Korkuyu görmek için mavi gözlerinde, boşuna bakacaklar Nazım’a.” sözleriyle sonlandırıyor. Nazım’ı bir dünya vatandaşı olarak yalnızca Che’nin mektubunda değil, dünyanın bir diğer ucu olan Ekvador’da hazırlanan dünya şiir antolojisinde de görebiliyoruz. İşte tam da bu yüzden Bursa Nazım’a saygı duymalı ve sahip çıkmalı diyor Özkılınç.

Nazım’ın Bursa Yılları

Daha önceki yıllarda Nazım’ın Bursa yıllarına dair çeşitli araştırmalar yapan ve tanıklarla konuşan Özkılınç, bu bilgileri “Nazım’ın Bursa Yılları” ismiyle kitaplaştırmıştı. Şimdi ise bu araştırmaları daha da genişleterek yeni baskıya hazırladı ve kitap Kor Kitap tarafından yayınlandı. Kapak tasarımı ve sayfa düzeni gibi biçim anlamında değişen kitap, yeni baskıda üç bölüme ayrıldı. Yeni baskısıyla beraber daha fazla fotoğrafa ve Nazım’la yolu kesişen insanların hikayelerine rastlamak mümkün. Bu kitaba baktığımızda aslında Nazım’ı Bursa’nın birçok yerinde görmenin mümkün olduğunu anlıyoruz. Ama şunu fark ediyoruz ki Nazım’ın şehirde bu kadar hatırası varken, Bursa onun hatrına -bütünüyle olmasa da- anılarını yaşatmayı bile çok görmüş. Üstelik Nazım’ın Bursa’da geçirdiği yıllar sadece Bursalılar’ın ve Türkiye’de yaşayanları değil Almanlar’ın da merak konusuyken. Kitabın Almanca baskısının yapılacak olması bunun göstergesi. Özkılınç bunu Bursa’nın tanıtımı olarak görüyor, ancak şunu da ekliyor: “Kitabı okuyan Almanlar Bursa’ya geldiklerinde kitapta bahsedilen mekanlarda yaşatılmadığını gördüğünde hayal kırıklığına uğrayacaklar.” Yine de dünyanın farklı ülkelerinde Nazım’ın Bursa’yla, Bursa’nın da Nazım’la anılacak olması mutluluk verici. Umarız farklı dillerde de Nazım’ı anlatmak mümkün olur. 

Bursa her ne kadar Nazım’a sahip çıkmasa da yine de Bursa’dan bir Nazım geçti. Bu şehrin cezaevinde yattı, bu şehrin insanlarına dokundu. Onu tanıyanlar O’nun sesini Bursa’nın köylerine götürdü, mücadelesinin bayrağını köy meydanlarında dalgalandırdı. Velhasıl biz O’nu anmışız anmamışız dert değil. Nazım, uğruna bedel ödediği halkının ve acısını yüreğinde taşıdığı dünya halklarının mücadelesinde her gün yeniden doğuyor. Her 3 Haziran’da köyler, kentler, sokaklar, meydanlar onu yeniden bağrına basıyor. Tepesine bir çınar konduramadığımız büyük şairimiz, yüzyıllara meydan okuyacak dallarıyla kavgamızın içinde yanı başımızda bizimle beraber yürüyor. 

BursaMuhalif.com/Zehra Değirmenci

escort izmir

izmir escort

izmir escort bayan

türk porno

porno izle

escort antalya

antalya escort

tiktok takipçi paketleri

buca escort

fake taxi

escort eskişehir