Prof. Dr. Ertuğrul Aksoy: Salya kirliliği doğal süreçlerle yok olmayacak

Gemlik Körfezi’nde mart ayından bu yana giderek artarak Marmara Denizi’ne yayılan alg patlamaları ve müsilaja dair Bursa Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ertuğrul Aksoy, çalışmalarını ve gözlemlerini kaleme aldı.

2012 yılından itibaren elde edilen arşiv ve güncel görüntüler COPERNICUS* çevrimiçi veri sistemi üzerinden ücretsiz paylaşılmaktadır. Sentinel 2 uydusunun 07 Mayıs 2021 tarihli Cuma günü kaydettiği ve Bursa Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü Uzaktan Algılama ve CBS laboratuvarında işlenen Gemlik Körfezi’ne ait görüntü incelendiğinde (Şekil 1., Şekil 2.) alg patlamasının neden olduğu kirliliğin kıyılarımızda daha uzun bir süre etkili olacağını; kirlilik tehdidinin boyutunu ve ciddiyetini göstermiştir. 

Söz konusu alg patlamasının ve kıyılarımızda neden olduğu salgı (müsilaj) örtüsünün en temel birincil nedenleri arasında denizlerimizde ve karasal sularımızda son yıllarda aratarak devam eden ve önlenemeyen kirlilik ile deniz suyu sıcaklığının geçmiş yıllara göre 2-3 derece daha sıcak olması ve daha erken ısınmasıdır. Karsal su varlıklarımız(nehirler, göller, barajlar) hızlı nüfus artışı, şehirleşme ve sanayileşmeye ek olarak yetersiz önlemler ve denetimlerin katkılarıyla çok daha fazla kirlenerek, yenilenme kapasitelerinin üzerinde deşarjlarla foseptiğe dönüşen denizlerimize ulaşmakta kirliliğin boyutlarını artırmaktadır. Dolayısıyla artan kirlilik, özellikle sulardaki Azot ve Fosfor yükü ile uygun su sıcaklıkları buluşunca beslenme ve çoğalma koşulları oluşan bitki gibi davranan tek hücreli canlı olan algler çok hızlı ve aşırı çoğalarak alg patlaması veya alg çiçeği (Algal bloom) olarak adlandırılan olaya neden olurlar. Gemlik Körfezi’ne ait Sentinel-2 uydusunun görüntüleri söz konusu alg patlamasının boyutlarının kıyılarımızda gözlenen kirlilikten çok daha geniş ve ciddi olduğunu göstermektedir.  Ölen veya su durgunluğu nedeniyle birleşerek floküle olan alglerin yarattığı müsilaj olarak adlandırılan salgımsı kirlilik ise bütün kıyılarımızı kaplamış durumda. Yetkililer ise çaresizlik içerisinde söz konusu kirliliğin kendi kendine sönümlenmesini ve ortadan kalkmasını beklemekten, herkes tarafından bilinen alg patlamasının nedenlerini açıklamaktan başka bir şey yapamamakta veya strateji geliştirememektedirler.  

Resim1
Şekil 1. Gemlik Körfezi’nin SENTİNEL uydu görüntüsü (Gerçek Renk Bileşim; TCI RGB/432 bandları; 07 Mayıs 2021)
Şekil 2. Gemlik Körfezi’nin SENTİNEL uydu görüntüsü (FCC; RGB /832 bandları; 07 Mayıs 2021)

Marmara Denizi’nde ve göllerimizde suların ısınması ile özellikle 15 Mayıs – 15 Haziran tarihleri arasında periyodik olarak görülen ve kısa süren alg patlamasının Marmara Denizi’nde ve göllerimizde daha erken ve çok daha aşırı bir biçimde gerçekleşmesi küresel iklim değişikliğine bağlı mevsiminden önce ve daha yüksek su sıcaklığı ile su kirliliğinin ulaştığı boyutları göstermektedir. Uydu görüntülerindeki denizdeki su hareketleri incelendiğinde alg patlaması ve buna bağlı olarak ortaya çıkan salya, müsilaj kirliliğinin kıyılarımızı etkilemesinin ve Gemlik Körfezi’nde yoğunlaşmasının su kirliliği ve sıcaklığın dışında çok daha önemli bir başka nedeni olduğunu göstermektedir.  Şöyle ki Boğazdan Marmara Denizi’ne giren ve kıyılarımıza doğru gerçekleşen su akımının İmralı adasına çarptıktan sonra Susurluk Çayı’yla gelen kirliliği de alarak Gemlik Körfezi’ne doğru yönlenmesidir (Bkz. Şekil 1).  

Bu durum ayni oluşan yeni akıntı sistemi, kıyılarımızda çok önemli iki olumsuz etki yaratmaktadır;

1- Marmara Denizi’ndeki kirliliğe ek olarak Susurluk Çayı kirliliğinin ve oluşan alg bulutlarının tamamının Gemlik Körfezi çıkışına ve Mudanya ilçesi kıyılarına taşınmasına ve orada yoğunlaşmasına, 2- Gemlik Körfezi’ndeki kirliliğin Marmara Denizi’ne çıkışını engelleyerek körfezin daha kirli, yoğun ve kendi içerisinde dönen su akımına sahip kapalı su kütlesinin oluşmasına neden olmasıdır. 

Marmara Denizindeki söz konusu hidrolojik döngünün ve su akımlarının yönü dikkate alınarak sadece alg patlaması ve kirliliği açısından değil kıyılarımızda özellikle de Gemlik Körfezi’nde insan ve canlı yaşamı, sağlığı ve biyolojik çeşitliliğin sürdürülebilirliği açısından acil önlemler getirilmeli, denetimler artırılmalı, çok ciddi koruma kararları geliştirilmelidir.

2017’de kirlilik İznik Gölü’nde

2001 yılı 17 Mayıs tarihli Landsat görüntüsü Marmara Denizi, Gemlik Körfezi ve İznik Gölü’ndeki alg patlamalarının, İstanbul Boğazı’ndan geçerek kıyılarımıza doğru gelen su akımını ve Gemlik Körfezi’ne etkisini açık olarak göstermektedir. Ayrıca söz konusu tarihte en fazla ve yoğun alg patlaması ve kirliliğinin İznik Gölü’nde gerçekleştiği; Gemlik Körfezi’nde ve diğer kıyılarımızda ise kirliliğin fazla olduğu deşarj noktalarında yaşandığı görülmektedir (Şekil 3).

Resim3
Şekil 3. Marmara Denizi, Gemlik Körfezi Landsat 7ETM uydu görüntüsü (TCC; RGB:321; 18 Mayıs 2001)

Söz konusu kirlilik normal koşullarda su ve hava sıcaklığının artması, sudaki besin zincirinin kırılması nedeniyle aşırı alg çoğalmasına bağlı alg patlaması ve yarattığı kirlilik yok olmakta sular koşullara göre 20-30 günde veya daha kısa sürede normal duruma dönmektedir (Şekil 4.)

Şekil 4. Gemlik, İznik Gölü Landsat 7 ETM uydu görüntüsü
(FCC; RGB:543) 18 Mayıs 2001 / 12 Haziran 2001

18 Mayıs 2001 tarihli İznik Gölü’nün Landsat görüntüsünde olduğu gibi algler klorofil içeren tek hücreli canlılar olmaları nedeniyle uydu görüntülerinde bitki gibi yansıma verdiklerinden yeşil renkte görünürler.

25 gün sonra kaydedilen 12 Haziran 2001 tarihli İznik Gölü’nün Landsat görüntüsünde olduğu gibi alglerin aşırı çoğalmasının sona erdiğini oluşan kirliliğinin yani alg aktivitesinin ve canlılığının sona erdiğini göstermektedir. Bu durum su içerisindeki yeşil rengin kayboluşuyla ortaya çıkmaktadır (Şekil 4).

Sonuç olarak: İçinde bulunduğumuz koşullar (Şekil 1., 2.) hem alg patlamasının hem de yarattığı salya kirliliğinin geçmişe oranla çok daha uzun süre kalacağını, kıyılarımızı olumsuz etkileyeceğini göstermektedir. Bu nedenle doğal süreçlerle kolay kolay etkisinin azalmayacağı gerçeğine uygun olarak çevrenin sularımızın korunmasından ve sürdürülebilir kullanımından birinci derece sorumlu kurum ve kuruluşların laf değil kalıcı ve iyileştirici önlem almaları, kıyılarımızdaki fiziksel kirliliğin temizlenmesi için acil olarak önlem almaları gerekmektedir

*COPERNICUS: arazi izleme hizmeti arazi örtüsü ve bitki örtüsü durumu veya su döngüsü gibi konularla ilgili değişkenler hakkında coğrafik bilgiler sağlamak amacıyla 2012’de faaliyete konmuştur.  Konumsal planlama, orman yönetimi, su yönetimi, tarım ve gıda güvenliği gibi çeşitli uygulamaları desteklemektedir. Bu hizmetin en önemli aracı ise Avrupa Çevre Ajansı ile Avrupa Uzay Ajanslarının insanlığın hizmetine sunduğu yer yüzeyinden 780 km yukarıda güneşle eş zamanlı dönecek biçimde yörüngeye oturtulmuş takım uydularının adıdır SENTİNEL.  Kısaca Avrupa’nın uzaydaki dünyayı izleme  gözleri diye de  adlandırılabilir. SENTINEL-2 uydu sistemi, Astrium GmbH (Almanya); Astrium SAS (Fransa) liderliğindeki endüstriyel bir konsorsiyum tarafından geliştirilmektedir. Söz konusu şirketler çok bandlı görüntüleme(MSI) aracının geliştirilmesi görevini üstlenmişlerdir.

SENTINEL-2 misyonu, arazi izleme hizmetlerine destek sağlayacak ve ikiz uydu kapasitesi ile arazi örtüsünün haritalanmasını, sınıflandırma ve değişim haritalarını ve Yaprak Alan Endeksi(LAI) ve Yaprak Klorofil İçeriği(LCC) gibi biyojeofiziksel parametrelerin doğru değerlendirilmesini  desteklemek amacıyla sık ve sistematik görüntü kaydetme işlemlerini kapsamaktadır. 

SENTİNEL-2 uydusu  83° Kuzey – 56° Güney  enlemleri  arasındaki tüm kıta yüzeyleri(iç sular dahil) çok bandlı(görünür ve kızılötesi dalga boylarında 13 bandlı spektral; 10m*10m; 20m*20 m; 60*60 m yersel çözünürlüğe sahip) görüntü alma görevini  gerçekleştirmek amacıyla üretilmiş ESA-Avrupa Uzay Ajansına bağlı bir uydudur. İki uydu ile (Sentinel -2A/B olmak üzere 2 takım uydusu), yukarıda belirtilen tüm alanlar aynı görüntüleme koşulları altında her beş günde bir yeniden ziyaret edilerek görüntü almaktadır. Yani her beş günde bir verilen koordinatlar arasında yer yüzeyine ait bir noktanın görüntüsünü kaydederek yer istasyonlarına göndermektedir.

İzlediği yörünge hattı üzerinde 25 km genişliğinde 23 km uzunluğunda bir görüntü kapsama alanı veya UTM/WGS84 projeksiyonunda 100 km*100 km genişliğinde karesel ortho-görüntü kapsama alanı seçeneği ile oluşturulan görüntüler kullanıcıların hizmetine sunulmaktadır. Çok bandlı görüntüleme modunda ‘veri alma’ olarak adlandırılan kesintisiz görüntü kaydetme işlemi ile maksimum uzunluğu 15.000 km yani Kuzey Rusya’dan Güney Afrika’ya kadar uzanan kesintisiz görüntü elde edilebilir. 

BursaMuhalif.com

escort izmir

izmir escort

izmir escort bayan

türk porno

porno izle

escort antalya

antalya escort

tiktok takipçi paketleri

buca escort

fake taxi

escort eskişehir

unf yapanları gör

instagram takipçi

tiktok jeton yükle

bsr sperrmüllabholung

erotik berlin dubai escorts Seks hikayeleri Seks hikayeleri porno izle bit ly