Son Haberler

Zagros’tan AKP’ye ‘iktidar, yolsuzluk ve din’ – Ozan Kaplanoğlu

31 Aralık 2013

Son zamanlarda sıkça kullanılan kelimeler bunlar. Anlaşılan bazı kelimelerin çok kullanılması aynı zamanda kavram kargaşalarına da sebep oluyor. İktidar, din ve yolsuzluk kavramlarına ve bunların arasındaki ilişkilere kısaca bir göz atsak iyi olur diye düşünüyorum.

Devlet insanlarının, bürokratların, bankacıların ve dindarların yolsuzluk yapmaması gereken insanlar olması gerektiği inancı nereden geliyor bilmiyorum, keza bu insanların yaptıkları işin adıdır hırsızlık. Kısaca kavramsal olarak konuya değinirsek anlamakta zorlanmayız. İktidar ve din kavramlarından başlayabiliriz mesela.

Sizi 8-9 bin yıl öncesine, Mezopotamya’ya götürmek istiyorum. Mezopotamya’nın halkları görece tarım üretimine geçmiş, ufak köyler halinde yaşamaktaydılar. Sulama tarımı yapamadıklarından nehir kenarlarında yerleşmiş, balıkçılık da yapmaktaydılar. Dönemin koşulları gereği yerleşik-göçebe ayrımı keskinleşmiş, göçebe/çoban toplulukları yiyecek bulamadıkları durumlarda yerleşiklerin ortak ambarlarını yağmalamaktaydılar. Anlaşılan o ki yağmaladıkları topluluklarda açlıktan ve hastalıktan nüfus düşüşü olduğunu farkeden göçebe toplulukları yağma ve talandan vazgeçip yerleşiklerin köylerine çöreklenmeye başladılar. Oppenhaimer’ın çöreklenme kuramı olarak adlandırdığı bu kuramda, ilkellikten uygarlığa geçiş, göçebe- çoban toplulukların tarımcı yerleşik toplulukların artı ürününe yağma, talan ve çöreklenme yöntemiyle el koymasıyla gerçekleşti.

İlkel sözcüğü toplumbilimlerinde “yalın yapılı” anlamına gelmektedir ve yalın toplumsal yapılarda eşitsizlik gelişmez. İnsanlık tarihine eşitsizliği getiren “uygar toplum”un kendisidir.

Sümerler, Zamanımızdan 6 bin yıl önce Mezopotamya coğrafyasında Zagros dağlarından ovaya inerek Eridu, Elam gibi köylerdeki yerleşiklerin ürünlerine silahtan gelen güçleriyle el koyarak, köylüleri artı ürün üretmeye zorlayarak, sınıflı toplumun temelini atarak uygarlığı ortaya çıkardılar. Emek dökülmüş, tarıma açılmış toprakları, üretilmiş ürünleri ele geçirme ve koruma çabalarının ise insanlık tarihine “savaş”ı soktuğu bu dönemde görülecektir. Göçebe kabilelerde, yerleşiklerin eşitlikçi yapısının aksine kabile reisliği kavramı ve “şaman” kültürü ağır basmaktadır. Uygarlığın başlangıcında eşitsizliğin ve dinin egemen olmasının temelinde, yerleşiklerin üzerine çöreklenen göçebe toplulukların buna yatkın olması bulunmaktadır. Keza Sümer kent devletlerinde krallar aynı zamanda rahiptirler de. Kanal açma tapınak yaptırma gibi işleri organize edenler rahiplerdi ve üretilen tahıllar “Zigurrat” denen tapınaklarda depolanmaktaydı.

Görünen o ki rant, artı ürüne el koyma, din (sömürü) ve sınıf, uygar toplumun temelini oluşturmakta. Marx ve Engels de 19. yy’a damgasını vuran Komünist Manifesto’da devleti, “modern devletin yürütme gücü, bütün burjuvazinin ortak işlerini idare eden bir komiteden başka bir şey değildir.” sözleriyle tanımlamışlardı.

6 bin yıl önce Zagros dağlarından inerek Mezopotamya halklarının artı ürünlerine el koymak için çöreklenenler, bugün tüm dünya halkları üzerinde emperyalizm biçiminde hakimiyet sürmeye devam ediyorlar. Artı ürün’ün yerini artı değer, tanrı kralların yerini cemaat, Zigurrat’ların yerini bankalar, finans kapital aldı. O zaman tarlalarda, su kanallarında zorla çalıştırarak emeğini çalanlar, bugün fabrikalarda, işyerlerinde kölelik koşullarında çalıştırarak zaten milyonlarca insanın emeğini çalıyorlar.

Yolsuzluk diye ortaya çıkardıkları paralar, zaten halkın cebinden çaldıkları paraları kendi aralarında paylaşamadıkları paralar. Bu nedenledir ki, din adamları, bürokratlar, belediye başkanları, banka müdürleri yolsuzluk yapmazlar, onların işi hırsızlık.

Yolsuzluğa karşı çıkmak, sınıflı topluma, kapitalizme karşı çıkmak demektir. Sistem içi her tercih kapitalizmin yolsuzluk, hırsızlık düzenine su taşımaktan başka bir şey değildir. Yine Marx’ın dediği gibi, (Fransız Devrimi’ne istinaden) “… artık bundan sonraki girişimin, önceden olduğu gibi, bürokratik-askeri makineyi birinden alıp diğerine vermek değil, bu makineyi yerle bir etmek olacaktır ki bu, kıtadaki her gerçek halk devriminin önkoşuludur”

Yoruma kapalı.

Scroll To Top