istanbul escort reklamsız porno hd porno porno izle porno film porno video

Yerel seçimlere giderken Bursa’nın acil sorunları ve yapılması gerekenler

Uğur Ökdemir

3 milyona yaklaşan nüfusuyla her geçen gün büyüyen Bursa metalden gıdaya, gıdadan tekstile birçok sektörde Türkiye’nin önemli şehirlerinden biri durumunda. Sanayinin gelişmesiyle birlikte yurdun birçok yerinden göç alan Bursa aldığı göçlerle birlikte büyümeye devam ediyor. 

Türkiye’nin en kirli havasında başlarda olan Bursa, büyümeye devam ederken çarpık kentleşmeyi ve doğa tahribatını da beraberinde getirdi. Yeşili ve bol suyu ile de bilinen şehir bu özelliğini her geçen gün yitirirken yerini suyu kirlenen yeşili betona dönen bir hal almış durumda. Yerel seçimlere giderken Bursa’nın acil çözülmesi gereken sorunlarını doğa mücadelesinde önemli yer tutan DOĞADER başkanı Caner Gökbayrak, halk sağlığı alanında bilimsel araştırmalarda bulunan Uludağ Üniversitesi Halk Sağlığı bölümünde akademisyen olan Prof. Dr. Kayıhan Pala ve birçok kurumdan oluşan  Bursa Demokrasi Güçleri yürütme kurulu üyesi Emek Partisi Bursa İl Başkanı Hasan Özaydın’la konuştuk.

Yeşil Bursa beton Bursa’ya Dönüştü

31 Mart 2019 tarihinde yerel seçimler yapılacak ve kentlerimizin yönetimi yeniden belirlenecek diyen Bursa Demokrasi Güçleri yürütme kurulu üyesi Emek Partisi Bursa İl Başkanı Hasan Özaydın: “Bu süreci doğru analiz edebilmek için ilk tartışılması gereken konu “Nasıl bir kent yönetimi?” sorusunu doğru yanıtlayabilmektir. Bu soruya doğru yanıt üretilmeden partiler veya adaylar üzerinden yapılacak tartışmaların önemi yok. Eğer seçilenler yine daha öncekiler gibi toplumdan, halktan, bilimden, akademiden uzak; ranta dayalı bir yönetim sürdüreceklerse adayın kim olduğunun da bir önemi kalmayacaktır. Bursa ülkemizin önemli sanayii kentlerinden biri olmakla birlikte bilinen adıyla “Yeşil Bursa’dır”. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde ifade ettiği gibi “Su’dan ibaret bir şehirdir.” Ama biraz yakından bakıldığında olumlu tanımların hepsini çoktan yitirmiş bir şehre dönütü.  Bursa’da en önemli sorunların başında kentin ranta dayalı, doğal hayata ve insani ihtiyaçlarından uzak çarpık kentleşme var. Yıllardır halka sorulmadan ve halkın ihtiyaçlarından uzak yapılan plan değişiklikleriyle Bursa Ovası adım adım yapılaşmaya ve sanayiye açılmış, tarım alanları ve yeşil alanlar tamamen yok edildi. Kentin göbeğine hançer gibi saplanan Doğanbey TOKİ konutlarıyla da bu çarpık gelişmeye adeta tüy dikilmiştir. Bu çerçevede bugüne kadar yapılan yanlışın haddi hesabı yoktur. Uludağ’da izin verilen yapılaşmalar, Bursa Kent Meydanı’nın AVM’ye dönüştürülmesi, Bursa Ovasında izin verilen yapılaşma, Yunuseli Kum Ocakları ve çevresi, Yıldırım Kentsel Dönüşümü, BESOB’da orman alanının sanayiye açılması, Özlüce BİAPORT yapılaşması, Demirtaş’a Termik Santral Girişimi, Başköy Mermer Ocakları, Mudanya MRYLİA Antik Kentinin üzerine AVM yapılması gibi birçok alanda bu kente karşı kent suçu işlenmiştir. Yeşil Bursa artık yeşil olmaktan çıkıp Beton Bursa’ya dönüştü. Su’dan ibaret denilen kentin doğal su kaynakları su şirketlerine peşkeş çekilerek halkın elinden alındı. Bu saldırılara karşı Bursa’nın emekten, halktan, doğadan yana kurumları mücadele etmiş, kimi uygulamaların yapımını engellemiştir. Demirtaş’a Termik Santral yapımı şimdilik durduruldu. Başköy Mermer Ocakları konusunda verilen mücadele kazanıldı. Ancak kent suçları devam etmekte ve yapılacak daha çok işlerinin olduğunun” söyledi.

Hasan Özaydın

Bizler bu kentin sakini değil sahibiyiz

Bahsettiğim bu mücadelelerde kazanımın en önemli ayağı birlikte mücadele etmekten geçtiğini söyleyen Özaydı: “Doğadan ve halktan yana olan insanlar ve kurumlar bir araya gelerek ortak bir mücadele sürdürmüşlerdir. Halkın bilgilendirilmesi, hukuki alanda verilen mücadelenin kazanılması konusunda Bursa Akademik Odalarının, Bursa Barosunun ve DOĞADER’in çok değerli katkıları oldu. Bu kazanımlar aslında bize ne yapmamız ve nasıl yapmamız gerektiğini, sermaye düzenine karşı nasıl başarı kazanabileceğimizi de gösterdi. Samimiyetle bir araya gelmek, kararlı ve her alanı gözeten bir mücadele sürdürmek kazanımın anahtarı olmuştur.  Yine Bursa’nın çözülemeyen bir ulaşım sorunu var. Her gün kentin her saatinde trafik sorunu yaşanıyor. İnsanları taşımak yerine araçları taşıma zihniyeti zaten sıkıntılı olan kent ulaşımını daha da çekilmez hale getirmiştir. Yönetenlerin bu soruna çözüm bulmak gibi bir niyeti de yok.  Bursa aslında ülkemiz gibi sorunlar yumağı. Eğitiminden, sağlığa, çevreden, ulaşıma, kentleşmeden, güvenliğe ciddi sorunları var. İşte yerel yönetim seçimleri bu nedenle daha bir önemli hale gelmektedir. Bizler bu kentin sakini değil sahibiyiz. Kendi kendini yöneten, katılımcılığı benimseyen, sorunları toplumun katılımı ve mutabakatıyla çözmeyi hedef alan, şeffaf, hesap vermeye ve demokratik denetime açık, gücünü halktan alan bir yönetime ihtiyacımız var. Yerel yönetimler ayrım gözetmeksizin tüm hizmetlerin topluma eşit olarak sunulmasının aracı olmalıdır. Kentimiz sürekli göç alıyor. Bir arada yaşamı kolaylaştıran ve teşvik eden bir anlayışı olmalı. Belediyeler, yoksulluk, işsizlik, yaşlılık, engelliler, dezavantajlı grupların yaşamının iyileştirilmesinde işlev üstlenmelidir. İnsan onurunu rencide etmeden, yoksulluğun meşrulaştırılmasına izin vermeden ihtiyaç sahibi bireylerin barınma, ısınma, gıda gibi temel ihtiyaçlarını karşılamalıdır. Kadınlar, gençler, yaşlılar ve çocukların sorunlarının çözümünde araç olmalıdır” dedi. 

Ortak irade kullanılabilirse yerel seçimler başarılı olur

Aday belirlerken demin saydığımız anlayışı hayata geçirecek, yerellerde bir araya gelen demokrasi güçleriyle birlikte belirlenen, çalışması birlikte yürütülen adaylar belirlemenin önemli olduğunu vurgulayan Özaydın şöyle devam etti:  “AKP iktidarının geriletilmesi, halkçı bir belediyecilik anlayışının hayata geçirilmesi ancak bu iradeyle hayat bulabilir. Bu nedenle de her partiye ve kuruma ayrı ayrı sorumluluk düşmektedir. “Ben aday gösteriyorum sizde beni destekleyin” anlayışı kazandıran değil, güçleri bölen, ortak çalışma zeminini yok eden bir düşüncedir. Sorunu sadece oy vermeye indirgeyen anlayış yeni kayıplardan başka bir sonuç getirmeyecektir. Önümüzde bu iradeyi oluşturacak zamanımız ve gücümüz var. Sadece bu gücü açığa çıkaracak ortak bir iradeye ihtiyacımız var. Bursa Demokrasi Güçleri (BDG) bu anlamda kurulduğu günden bu yana ortak iş yapmanın adresi olmuş ve önemli işler yaptı. Özellikle OHAL’e karşı mücadele, Referandum çalışması çok değerli işlerin yapıldığı süreçler oldu. Ortak irade kullanılabilirse yerel seçimlerde de başarmak mümkün olacaktır” dedi. 

Çoğulcu yerel iktidar olmalı

Yerel seçimler öncesinde tartışma zemininin çoğulcu yerel iktidar olması gerektiğini düşünenlerdenim diyen Prof. Dr. Kayıhan Pala: “Çoğulculuktan kasıt toplumun tüm kesimlerini kapsayan oy verme oranlarına ya da potansiyellerine göre değil yurttaş olmaktan kaynaklı haklarına göre yönetim anlayışını benimseyen. Yerel iktidardan kasıt ise söz karar ve yetkinin merkezden değil yerelden merkeze doğru yönlendirildiği bir yönetim biçiminin benimsenmesi. Hem ilçe hem de büyükşehir bünyesinde yaşayan insanların iradesi doğrultusunda karar alma süreçlerinden söz etmek gerekir. Bir kentte yaşamanın, kentliye vermesi gereken çağdaş bazı hizmetler var. Nedir bunlar dersek birincisi mekandır. Önce doğru düzgün bir barınma olanağı sağlanmalı. Bu barınma doğru düzgün derken yeşil alanıyla birlikte yalnızca yeşil alanla sınırlı olmayan, yeterince temiz suyunun sağlandığı alt yapısının sağlandığı bir barınma olanağından söz ediyorum. Bu yeterli mi hayır ciddi bir ulaşım imkanı da sağlanmalı. Eğer ulaşım haksa karşılanabilir bir ücret karşılığında yoksul, yoksunluk içerisinde olanlara ise tamamen kamu tarafından karşılanacak bir şekilde bir ulaşım olmalı. Dolayısıyla barınma ve ulaşım çok ön plana çıkıyor. Bunun dışında soluduğumuz havanın insanın sağlığını bozmayacak bir düzeyde olması gerekir. Yerel yönetim gözüyle baktığımızda bir takım rant politikaları bir takım yolsuzluk ilişkileri, bir takım kayırma ilişkileriyle gündeme gelen organizasyonlar değil kentliyi doğru düzgün barındıran ona yeşil alanı sağlayan, doğru düzgün ulaşımı sağlayan, temiz su temiz havayı sağlayan bunun dışında da herhangi bir alanda yoksunluk varsa oranın da desteklenmesi gerekiyor” dedi. 

Prof. Dr. Kayıhan Pala

Bir zamanlar Bursa ‘su’dan ibaretti

Bugün mimarlık kongrelerinde yalnızca Türkiye de değil dünyada bile kötü örnek olarak gösterilen Doğanbey TOKİ’ler faciasının olduğunu söyleyen Pala şöyle devam etti: “Doğanbey faciası kente girerken Uludağ’ı kapattığı için çok gündemde ama ne yazık ki bu Bursa da tek değil. TOKİ nin kötü konutlaşma politikası olarak kentin hem doğusunda hem de batısında benzer sıkıntıları görmek mümkün. Başka önemli problem şu kent batıya doğru büyürken bu aynı zamanda karar vericilere çok büyük bir rant olanağı sağladı. Bu rant sonucunda batıya doğru büyümüş son 20 yılda özellikle kent kimliğini kazanmış alanların bile eski kentle kıyaslandığında bu çağdaş kent planlama ilkelerine uygun tasarlanmadığını görüyoruz. Rant meselesi o kadar ön plana çıkmış ki sağlığı tehdit etme olasılığı olan yüksek gerilim hatları gibi şehrin içinde bulunan bu tehdit kaynakları bile kolaylıkla ranta açılabilmekte. Bir diğer mesele su meselesi. Halk sağlığı bakış açısıyla baktığımızda Bursa kişi başına belediye tarafından her gün sunulması gereken 200 litre suyu sağlayamayan Türkiye de ki kentlerden bir tanesi. Bir zamanlar şairin dediği gibi ‘Bursa sudan ibarettir’ meselesi son 20, 30 yıldır ortadan kalkmış görünüyor. Son yıllarda aşağı yukarı kişi başına 160 litre su çekebilen bir kent kimliği suyun yalnızca temiz mi kirli mi sorusunu değil, yeterli mi yetersiz mi sorusunun yanıtlanmasını da gerektiriyor.”

Hava kirliliğine karşı ne gibi bir eylem planı var adayların?

Bursa’nın havası Dünya sağlık örgütünün sınır değerleri söz konusu olduğunda bu sınır değerlerinin 5 kat üzerinde bir kirliliğe sahip. Bu kadar yüksek bir kirlilik başta sigara içmeyenler için akciğer kanseri, mesane kanseri, astım, akciğer hastalıkları, kalp hastalıkları gibi sorunlar olmak üzere pek çok sorunun ortaya çıkmasına da yol açıyor. Şeker hastalığına etkisi var, doğmamış çocukların büyüme gelişmelerine etkisi var çok sayıda etkisi var hava kirliliğinin. Durum böyleyken bu şehir yönetimi neden hava kirliliğiyle mücadele etmiyor. Hava kirliliği kaynaklarına baktığımız zaman son 5, 6 yıldır kentte kömür girişine ilişkin hiçbir kısıtlamanın olmaması, bir izleme ve denetleme mekanizmasının olmadığını söyleyebiliriz. Kömür yakımı ve fosil yakıtları azaltılmasına dönük politikalara ihtiyacımız var. Bu şehir çok ciddi potansiyeli olduğu halde ne güneşi nede rüzgarı bu şehirde yaşayanların hem de endüstride kullanılabileceği enerji kaynağı olarak asla gündeme getirmiyor. Bu yaklaşımın gündeme getirilip desteklenmesi gerekiyor. Seçilecek kişilerin hava kirliliğiyle nasıl mücadele edeceklerine karşı bir eylem planını seçmenin önüne koymalarının bir zorunluluğu vardır ve bunu talep etmeliyiz. 

Belediye başkanının keyfi harcamaları bizi borçlandırıyor

Stadyum için 500 milyon liranın üstünde Bursa Büyükşehir Belediyesinin bütçesinden para harcanmış ve halen tamamlanmadığına dikkat çeken Pala: “Türkiye’nin en borçlu belediyesi olarak bilinen Bursa Büyükşehir Belediyesi resmi açıklamalara göre 5 milyar lira civarında bir borcumuz var. Bursa da 3 milyon insan yaşadığını düşünecek olursak kişi başına bin beş yüz lira büyükşehir belediye başkanının keyfi harcamaları yüzünden borçlu durumdayız. Açık söyleyeyim ben bir yurttaş olarak bu borcun üzerine şehir hastanesine gidecek Bursarayın borcunun eklenmesini istemiyorum.  Şehirlerin paralarını ve borçlanma kapasitelerini belediye başkanları ve onların neredeyse emir eri gibi davranan meclis üyelerinin değil halkın karar vermesi açık bir mekanizma kurulmalıdır. Belediyelerin çok yüksek miktarda tanıtım ve ilan bütçeleri var. Açık bir şekilde söyleyeyim ben belediye başkanının gülen bir suratına harcanan billboard paralarının benim cebimden çıkmasını istemiyorum. Belediye başkanları çok meraklıysa kendi fotoğraflarını göstermeye kendi ceplerinden yapsınlar bu harcamayı. Buraya aktarılan kaynaklar kamu bütçesinden aktarılıyor ben bunu istemiyorum. Bursa’nın tüm belediyelerine toplum yararına çalışacak kişileri seçmeyi düşünüyorsak öncelikle bu kişilerin kim olduklarına servetlerinin ne durumda olduğuna bu servetlerin zaman içerisindeki değişimi bugüne kadar ne yaptıklarına ve bundan sonra az önce söz ettiğimiz toplum sağlığı penceresinden saptadığımız sorunlara ilişkin neyi çözüm olarak önerdiklerine bakmamız gerekir. Yoksa bir sonraki dönem çok daha borçlu bir belediyeyle, havası daha kirli, suyu kirli ve yetmeyen, yüzey sularında büyük problemler olan trafiği korkunç bir karmaşa yaşanan, özet olarak yeşile hasret ranta teslim olmuş bir belediyeciliği her geçen gün kötü örnekleriyle karşınıza çıktığı bir kent tablosuyla karşılaşabiliriz. Buna hayır diyorsak toplumcu bir belediyecilik anlayışıyla çoğulcu yerel iktidar anlayışını hayata geçirmemiz gerekir” dedi.

Bursa’ya ihanet ettiler

Bursa’nın yıllar içinde ki büyümesini saptamak için bir çalışma yaptığını söyleyen DOĞADER başkanı Caner Gökbayrak: “1984 ile 2018 yılları arasında Bursa ovasındaki yerleşim yerlerinin sınırlarını çizerek arada ki farkı bulmaya çalıştım ve ortaya Bursa’nın geçen bu süre zarfında dört buçuk kat büyüdüğünü gördüm. Bu büyüme tamamen bursa ovası üzerine yapılan bir büyüme. Bu büyüme tarım alanları üzerinde yapılmaya başlandı. Çarpık bir kentleşme hakim oldu Bursa ovasına. Bursa çok önemli tarımsal alanlara sahip ama bu kentleşme tarım alanlarını her geçen gün yok ediyor.  Yapılaşma sadece evler şeklinde de olmadı çok sayıda da kaçak sanayi tesisleri kuruldu. Bu kaçak sanayileşmeye göz yumuldu. Dereyi kirleten, kömür yakarak havayı kirleten tesislerin yapılmasına belediye izin verdi ve açıkça Bursa’ya ihanet ettiler.”

Şehirin en büyük tehlikelerinden birinin DOSAB termik santrali olduğunu söyleyen Gökbayrak: “Buna karşı vermiş olduğumuz mücadele sonrası şuan durdu buradaki çalışma. Bundan sonra ki belediyelerde de bu çalışma yapılmamalı. Çünkü santrali yapmak isteyen kişiler dışında Bursa da yaşayan hiç kimse o santralin yapılmasını istemiyor. Bu santralin yaratacağı hava kirliliği ve bu kirlilikten kaynaklı bursa ovasına yağacak yağmurlarda asit oranının artması ve tarım arazilerine vereceği zarar var. Yeni belediye başkanı kim olursa olsun buna karşı çıkmalı. Eğer bu santral olursa birincisi bu santrali organize sanayi yönetimi yapmak istiyor. Bunun anlamı şudur bu santral yapılırsa bütün organize sanayi yönetimleri aynı şekilde kendi termik santralini yapmak isteyecek ve önünde engel kalmayacak. Çünkü hukukta kazanılmış hak vardır. Bu hak gösterilerek açılacak davalar boşa çıkarılır. Bu santral Bursa’nın ovasına yapılmak isteniyor ve buda Türkiye de bir ilk. Bursa da 13 tane büyük sanayi organizesi var düşünsenize bu sanayi yönetimleri kendi santrallerini kurmak istemesini ortaya büyük bir facia çıkar. Belediye başkanlarının havanın temizlenmesi yönünde mücadele etmesi gerek. Bursa ovasının daha fazla kayba uğratılmasının önüne geçilmeli. Gerçek anlamda göstermelik değil çevresine doğasına havasına suyuna sahip çıkan belediye başkanları olmalı” dedi.

Caner Gökbayrak

Uludağ’da yapılaşma devam ediyor

Uludağ’ın Bursa için önemli olduğunu ifade eden Gökbayrak: “Osmangazi belediyesi sınırları içerisinde yer alıyor. Uludağ’da yapılaşma devam ediyor. Oranın milli park olduğu anlaşılmış değil. Milli park kendi doğallığına bırakılan alanlardır. Milli parklar kanununda üzerinde Genel Kurmayın elzem gördüğü tesislerin dışında bir tesisin yapılması yasaklar ama gelin görün ki Uludağ da bir sürü otel vardır. Orada ki otellerin büyük bir çoğunluğu halen ruhsatlarında odun deposu, kayak odası gibi gerekçeler yazılarak otel yapılmıştır. Bunların işletilmesine izin verildi ve halen de veriliyor. Aslında izin süreleri de dolmaya başlıyor. Bu noktada tamam bir yanlış yaptık şimdi izinler doldukça bunları iptal edelim doğaya kazandıralım yeniden denmesi gerekirken yeni planlar üretiliyor yeni yapılaşmalar yapılıyor. Kendi doğasına ihanet devam ediyor. Uludağ’da sular borulara hapsedilip aşağılara tesislere kadar indiriliyor. Bunu Büyükşehir Belediyesi kendi markasını hizmete sokarak da yapıyor. Burada hem milli parkın suyu alınıyor hem de borular aşağıya indirilirken orman katlediliyor. Var olan bütün kaynak suyu izinlerinin iptal edilmesi ve Bursa’nın en büyük değerlerinden biri olan milli parkın kendi haline bırakılması gerekiyor. Su artık derelerden akmıyor. Çünkü yukarılarda suyu hapsedip borularla aşağılara alıyorlar artık derelere su inmiyor. Bunun ceremesini de doğada yaşayan varlıklar çekiyor” dedi.

paykasagaziantep escortgaziantep escortgaziantep escortgaziantep escortgaziantep escortgaziantep escortporno izmir escort ankara escort ankara escort travesti porno izle japon porno izle altyazılı porno izle izmir escort

mecidiyeköy escort

şişli escort