Yenilenebilir Enerji, Temiz Enerji midir? (4) – Caner Gökbayrak

DOĞADER Başkanı

Caner Gökbayrak
DOĞADER Başkanı

Çürük yumurtayı bilirsiniz, iğrenç kokar. İşte o iğrenç koku Aydın’ı sarmış durumda. Aydın halkı, son birkaç yıldır çürük yumurta kokusunun kaynağı olan Jeotermal Enerji Santrallerine (JES) karşı ayakta. Zararlı etkilerini, yaşadığı hastalıklarda ve yetiştirdiği ürünlerin verim düşüklüğünde gören Aydın köylüsü, yeni kurulmak istenen JES’lere karşı gerçek bir vatan savunması örneği göstererek nöbet tutuyor, toprağını savunuyor. Yörede kurulan dernekleri birleştiren Aydın Çevre Platformu, birlikte mücadelenin zeminini örüyor. Bölgede JES zararlarının anlatıldığı çok sayıda etkinlik düzenledi. ÇED Halkın Katılımı Toplantıları, “Sizin ne projenizi, ne de toplantınızı istiyoruz. Defolup gidin.” diyerek yöre halkı tarafından protesto edilip yaptırılmadı. Bu güne kadar JES’lere karşı 40 dava açıldı. Bunlardan 17’si kazanıldı.

Tam bu noktada durup düşünelim. JES’ler yenilenebilir yani temiz enerji kaynağı değil miydi? Eğer yenilenebilir enerji söylendiği kadar temizse, insanlar günümüzde JES’lere karşı neden mücadele halindeler?

Kapitalist ideologların temiz olarak tanıttığı “yenilenebilir enerji” konusunu birlikte irdelemeye çalışıyorduk. Yakın bir geçmişte ülke gündeminde uzunca süre yer tutan HES hidro elektrik santrallerinin zararlı etkilerini ilk makalemizde ele aldık. Günümüzde furya haline gelen RES rüzgar santrallerinin orman üzerinde yarattığı katliamı ve diğer yıkıcı etkilerini ikinci makalemize taşıdık. GES güneş santrallerine yatırım yapmak isteyen sanayici ve onlara izin veren bürokratların ovalarımıza göz diktiğini üçüncü makalemizde anlattık. Bu makalemizde ise, yenilenebilir enerjinin ülkemize yeni giriş yapan çeşitlerini, JES’leri ele alacağız. Bir sonraki makalemiz Biyokütle ve Biyogaz enerji santralleri olacak. Doyumsuz enerji açlığı yaratan sistemi ve enerji kimin için konularını ele alan son makalemiz ile enerji konulu serimizi tamamlayacağız.

2007’den bu yana geçen 11 yıllık sürede Türkiye’de sayısı 40’a ulaşan JES’lerin, proje ve yapım halinde olanlarla birlikte sayısının 69’a çıkartılması planlandı. Bu santrallerin 67’si Aydın, Manisa ve Denizli’de lisans ve ön lisans almış durumda. Bu da Aydınlıları ayağa kaldıran JES’lerden yayılan Hidrojen Sülfür (H2S) ve diğer zehirli gazların etkisinin daha çok artması anlamına gelecek. Hidrojen Sülfür aynı zamanda birçok hastalığın da nedeni olarak gösteriliyor. Aydın’ın temel geçim kaynağı incir, üzüm, zeytin, pamuk gibi pek çok ürün JES’lerden yayılan gazlardan olumsuz etkilenmektedir.

Manisa’nın Alaşehir İlçesi Alkan Köyü yakınında 2012 yılında yapılmakta olan bir derin sondaj kuyusunun denetimden çıkması sonucu yöredeki birçok yerden sıcak su, buhar, gaz ve çamur püskürdü. Yöre halkının kaygıları, üzüm bağlarında oluşan zararlar ve özellikle de yüzey ve yer altı suyun kirlenmesi sona ermedi. Ege bölgesindeki jeotermal kaynaklarda, hidrojen sülfür ile birlikte arsenik, cıva, bor, sülfat, kurşun, kadmiyum, selenyum, radon, klor, karbondioksit, metan gibi kimyasal maddeler bulunur. Bunların hemen hepsi çevre ve sağlık için çok zararlı ve yüksek konsantrasyonlarda ölümcül etkiler yaratır.

Aydın halkının şikayet ettiği kokuyu yaratan Hidrojen Sülfür, havadan ağır olduğu için toprak yüzeyinde insanların yaşadığı ilk birkaç metrelik yükseklikte yoğunlaşır. Cıva, arsenik, amonyak ve borik asit gibi zehirler, yine JES kaynaklı olarak havaya karışır. Tüm bu bilgiler bize, Türkiye genelinde kansere yakalanma oranı %18 iken Aydın’da son yıllarda bu oranın neden %40’ların üzerine çıktığını daha iyi anlatmaktadır. Kalp, damar hastalıklarındaki artış ayrı bir inceleme konusu olmaya adaydır. Durum o kadar kötüdür ki, Aydın hastanelerinde yataklar dolu olduğu için yatacak hastalar çevre illere gönderilmektedir.

JES şirketlerinin ÇED (Çevre Etki Değerlendirme) raporlarında, zehirli kimyasalların çevreye yayılmasını önlemek için jeotermal suyu yeraltına, alındığı yere geri basılacağı garantisi verilmektedir. Ancak tesislerin çevresel zararlarına göz yummayı ilke edinmiş AKP Hükümetleri yönetimindeki Türkiye koşullarında JES şirketlerinin birçoğu yükümlüklerini yerine getirmezler. JES sermayedarları, geceleri ve yağmurlu günlerde zehirli atıklar içeren jeotermal suyu derelere, nehirlere bırakmaktan çekinmezler. Bununla birlikte yeni açılan jeotermal sondaj kuyuları ayrı bir sorun kaynağıdır. Gerekli testler için sondaj kuyularından sular aylarca çevreye, tarlalara, derelere bırakılır.

JES şirketleri jeotermal suyu toprak altına geri gönderirken başka tür sorunlara neden olmaktadır. Bölgede sulama amacıyla kullanılan bazı artezyen kuyularında su sıcaklığı 30 dereye ulaştığı belirlenmiştir. Bu da geri basılan jeotermal suyun toprak altında alındığı kaynağa basılmadığı, suyu çok daha üst katmanlara gönderdiği anlaşılmaktadır. Geri basma işlemi bilimsel mühendislik yöntemlerine göre yapılmadığı için bölgedeki tüm tatlı su kaynakları zehirli jeotermal suyun etkisi altına girmiştir. Bu durum içme sularını da jeotermal kirliliğe maruz bırakan ciddi bir sorun oluşturmaktadır. Jeotermal sudaki cıva, arsenik ve bor gibi zehirler, insanlarda çeşitli ölümcül hastalıkların kaynağı olduğu bilinmektedir.

Tüm bunların yanında JES’lerde sıcak su borularında zamanla birikerek çökelen maddeleri temizlemek için halk dilinde tuz ruhu olarak bilinen Hidro Klorür asit kullanılmaktadır. Tuz ruhunun insan ve çevre için ne kadar büyük zararı olduğunu anlatmaya gerek yok. Ancak bu temizleme işlemi JES’lerin ÇED raporlarında yer almaz. Kullanılan tonlarca tuz ruhu derelere, toprağa bırakılır. Bu kadar güçlü zehirle kirletilen derelerle sulanan tarlalarda yetişen besinler aracılığıyla zehir sofralarımıza kadar taşınır. JES’lerde temizlik sonrası yakın çevrelerinde toplu koyun ölümleri, arıların koloni halinde ölmesi gibi olaylar yaşanmaktadır. JES şirketleri hidro klorür ile temizlik yapacağı zaman başı belaya girmesin diye yakın evlerde oturanları masrafını karşılamak üzere daha uzaktaki otellere kalmaya zorladığı, yöreden kulağımıza gelen duyumlar arasındadır.

Yenilenebilir enerji olarak kabul edilse de JES’lerdeki sulardan karbondioksit, metan ve bolca su buharı havaya karışır. Bunların üçü de küresel ısınmanın nedeni olan sera gazlardır. JES’lerden havaya yayılan bu sera gazları, oransal olarak kömür, petrol, doğalgaz gibi fosil yakıtlardan daha azdır. Ancak bu durum, küresel ısınmaya alternatif olarak önerilen JES’lerin küresel ısınmaya neden olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz.

Aydın, dünyada incirin başkenti olarak bilinir. İncir ağaçlarında meyve sayısı JES’lere yaklaştıkça azaldığı, meyvelerin daha asidik ve kalitesiz hale geldiği, sürgünlerin ince ve zayıf gelişim gösterdiği belirlenmiştir. İncirle birlikte zeytin, üzüm, pamuk ve hububat çiftçilerin başlıca geçim kaynaklarıdır. JES sularının derelere boşaltılması, artezyenlere karışması bölgede verimi olumsuz etkilemiştir. Toprakta bor kirliliği endişe kaynağıdır. Zeytincilik Kanunu’na göre gaz çıkartan tesislerin zeytinliklerden en az 3 km uzakta olması gerekirken Aydın, Denizli ve Manisa’da yasadaki bu hüküm gereği yerine getirilmemiştir.

Günümüzde hemen her yerde en masum bilinen enerji kaynaklarının bile sistem tarafından kirli hale getirildiğine tanık oluyoruz. Dahası yenilenebilir adı verilen bu sözde masum enerji kaynakları bile kapitalizmin enerji açlığına çözüm olacak boyutta değil. 2018 yılı ilk altı aylık verilerine göre işletme halindeki 40 JES’in ürettiği elektrik toplam elektrik üretimimizin %1,3’ünü oluşturuyor. Aslında tam bu noktada durup düşünmemiz gerekiyor. En masum olanlar bile bu kadar kirliyse sorunun kaynağına inmemiz, “Neden bu kadar çok enerjiye ihtiyaç duyuyoruz?” sorusu ardında gizlenen gerçekleri açığa çıkarmamız gerekiyor. Son makalemiz bu konuya yönelik olacak. Ancak ondan önce Biyokütle ve Biyogaz Enerji Santrallerini ele alacağız. Şimdilik hoşçakalın.

Sürecek: Yenilenebilir Enerji, Temiz Enerji midir? (5) Biyokütle ve Biyogaz Enerji Santralleri