HDP

Veli Ağbaba: “Şeker fabrikalarını savunmak, vatanı savunmaktır”

CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, CHP Bursa İl Başkanlığı’nda basın toplantısı düzenledi. Gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulunan Ağbaba, Şeker Fabrikalarının Türkiye’nin en yerli ve milli kuruluşu olduğunu belirterek; “Ektiğinden ürettiğine kadar her şeyi yerlidir. Bunu satmak vatanı satmakla eşdeğerdir. Şeker fabrikalarını savunmak, vatanı savunmaktır. Bizim de vatan savunmasını yapacağımızın bilinmesini istiyoruz” dedi. 

CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, İl Başkanı Hüseyin Akkuş, PM Üyesi Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, İlçe Başkanları, İl Yönetim Kurulu Üyeleri ve çok sayıda partilinin katılımıyla CHP Bursa İl Başkanlığı’nda basın toplantısı düzenleyerek gündeme ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. İl Başkanı Hüseyin Akkuş, Parti Meclis Üyesi Orhan Sarıbal ve Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba’nın gündeme ilişkin önemli değerlendirmeleri olacağını belirterek; “Gündem cinsel istismar ve torba yasa ile ilgili. Türkiye’ye dayatılan faşizan bir anlayışın sonuçlarının ne olduğu konusunda arkadaşlarımızın paylaşımları olacak” dedi. Akkuş’un ardından söz alan PM Üyesi Orhan Sarıbal, gündemin istismar üzerinden şekillendiğini ifade ederek; “Kadına, çocuğa insana istismardan tutun bu coğrafyada AKP ve onun saray rejiminin istismar etmediği hiçbir şey kalmadı aslında. Hayatımızın her alanını istismar etmek üzerine inşa etmiş bir yapı. Bir taraftan savaş konsepti üzerinden iç siyaseti şekillendirme çabası içerisinde olan siyasal iktidar, öbür taraftan yağmacı, talancı anlayışla halka, topluma, ülkeye, Cumhuriyete ait Şeker Fabrikalarından tutun da yaşam alanlarımızın tümünü kendi yandaşlarını rant üzerinden besleyip, kollamakta. Öbür taraftan kendisine itiraz eden toplumun bütün muhalif kanatlarını hayır bloğunu ona omuz veren kim varsa, onun önderlerini, liderlerini tek tek içeri atma çabası içerisinde. Diğer bir yandan yine sosyal medya üzerinden barış, demokrasi, özgürlük, kardeşlik diyen kim varsa, hepsini gözetim altına alıp, korkutup, korku imparatorluğunu egemen kılmak istiyor.  Elbette buna itirazımız var” dedi. Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne de değinen Sarıbal, atanan başkanın başarılıymış gibi bir algı yaratılmaya çalışıldığını belirterek; “bir AKP’li gitti, diğer AKP’li geldi. Gelen AKP’li iyiymiş gibi zaman zaman buna yönelik cümleler dönüyor. Bu gelen AKP Belediye Başkanı İnegöl’de sadece cemaati ve rantı paylaşmaktan başka bir şey yapmamıştır. Kurşunlu’yu, Yenice’yi gördüğünüzde karşınıza o demokrat, Cumhuriyetin aydınlık yüzü olan beldelerde şimdi gerici, ne yazık ki tamamen cemaate dayalı bir yapılanmayı orada egemen kıldı. Konuşmalarda, panellerde, fuarlarda herhangi bir muhalefete söz vermeyerek söz kesme iddiasıyla, antidemokratik olan demokrasisini d’sini bile içselleştirmemiş bir adamdan Bursa’ya gelse gelse gericilik gelir, cemaat gelir, yoksulluk gelir, var olan durumu yönetme gelir. Yani faşizmin yerel ayağıdır, gericiliğin yerel ayağıdır, al birini vur ötekine. Tek çare var; AKP’den kurtulmak zorundayız. Bunun için de itiraz eden herkesin yan yana gelip birlikte mücadele etme zamandır. Korkmuyoruz, yılmıyoruz, sinmiyoruz ne AKP’den ne saray rejiminden ne onların ittifak yapılarından. Bu topraklarda demokrasiyi, özgürlüğü, eşit yurttaşlığı eninde sonunda inşa edeceğiz” diyerek sözlerini tamamladı.

Birliğimizi bozmaya çalışıyorlar

PM Üyesi Orhan Sarıbal’ın ardından konuşan Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, Türkiye’nin bir buçuk yıldır OHAL ile yönetildiğine dikkat çekti. Ağbaba, hukukun askıya alındığı bir dönem yaşandığını vurgulayarak; “Daha önce saldırılar bireyseldi, şimdi kurumsal saldırılar başladı. OHAL ile birlikte kurumlara yapılan saldırılara baktığımız zaman ne yapılmaya çalışıldığını anlayabiliriz. Türk Tabipler Birliği sadece barış istediği için saldırıya uğradı, yöneticileri tutuklandı. Türkiye Barolar Birliği aynı şekilde hedef yapıldı. Aslında hem onların farklı ses çıkarmasından rahatsız hükümet, hem de içinde geçen ‘Birlik’ lafından rahatsız. AKP Genel Başkanı sadece Türk Tabipler Birliği’ne ya da Türkiye Barolar Birliği’ne değil bütün Türkiye’nin birliğine karşı olduğunu her hareketinden görüyoruz.  Asker ocağı her siyasi görüşten insanın kutsadığı, herkesin kendini adadığı Peygamber ocağı denilen, siyasetin girmediği bir yer. Orada her mezhep, her din, her inanç, her siyasi düşünce bulunur. Orayı bile ayırdılar. AKP’nin seçim marşıyla yemin töreni yaptırıyorlar Manisa’da. Bir tarafta bütün Türkiye’de yaşayan herkesin askeri olanlar, birilerinin askeri olanlar da tankların üzerinde bozkurt ve rabia işareti yapıyorlar. Bunu yaptıranlar her ortamda kendi siyaset anlayışını her yere sokmaya çalışanlar. Camiye, kışlaya, adliyeye sokmaya çalışanlardır. Burada bile siyaset yaparak, birliğimizi bozmaya çalışıyorlar. Aslında Türkiye’nin birliğinin en büyük düşmanı, Türkiye’de yaşayan insanların, hakların, kurumların, bir arada durmak isteyenleri düşmanı AKP Genel Başkanıdır. O, birliğin düşmanıdır” şeklinde konuştu. OHAL döneminde özellikle muhalif, sol sendikalar ve derneklere baskı yapıldığına dikkat çeken Ağbaba sözlerini şöyle sürdürdü: “Geçtiğimiz günlerde Halkevi’nin yöneticileri gözaltına alındı. Halkevi de basıldı. Aslında orada basılan şey sadece Halkevi değildi, Halkevi’nin değerleriydi. Laiklikti, bağımsızlıktı, özgürlüktü, demokrasiydi. AKP bunları yaparken onun küçük muhalefeti, sarayın eş sözcüsü Devlet Bahçeli de Kamu-Sen’i tehdit etti. Kamu-Sen Türkiye’nin en büyük ikinci memur sendikası. Genel Başkan İsmail Koncuk ‘Ciddi tehditler aldık. Bu saatten sonra görev yapmamız risk taşır’ dedi. Genel Sekterleri de savcılığa suç duyurusunda bulunarak tehdit edildiklerini söyledi. Ve bugün de Kamu-Sen’in Genel Başkanı aday olmayacağını, aday olursa ölüm riski taşıdığını açıkça ifade etti. Buradan savcıları göreve çağırıyoruz. Bunu yapanların mutlaka açığa çıkarılması gerekiyor. Hem iktidar kendinden başka ses istemiyor hem de onun yavru muhalefeti abisini reisini örnek alarak kendine yakın sendikaları susturmaya çalışıyor.”

Birden bire çıkmadı

“Türkiye ilginç bir ülke. Daha önce hiç duymadığımız şeyler duymaya başladık” diyen Ağbaba, TV ekranlarından çocuk istismarlarının önünün açan açıklamalar yapıldığına dikkat çekerek; “Hocanın biri TV ekranlarında google’ı Adülhamit’in icat ettiğini söylüyor. Nuh’un oğluyla cep telefonuyla konuştuğunu söyleyen de oldu. Rektörleri ‘Kadın elini sıkmak, ateşi tutmakla eşdeğerdir’ diyor. Gençlik Kolları Başkanı ‘Dünya düzdür’ diyor. Çocuk istismarlarını tartışıyoruz ve bunun nasıl çıktığını merak ediyoruz. Öncelikle Cumhuriyet Halk Partisi olarak, çocuk istismarıyla ilgili gelecek en ağır cezalara evet diyeceğimizi herkesin bilmesini isteriz. Çocuk istismarcısının, tecavüzcünün elbette cezalandırılması gerekir ancak bir şey daha söylüyoruz; bu koşulların oluşmasını hoş gören, olmasını sağlayan zihniyetin de cezalandırılması gerekir. Birden bire çıkmadı bunlar. Bunların hocaları, ‘6 yaşındaki çocukla evlenebilirsin’ diyor. ’11 yaşındaki öz kızına şehvet duyabilirsin’ diyor. ‘Kot pantolon giyen çocuk cehenneme gider’ diyor. ‘Tayttan ve kısa kolludan tahrik olunur’ diyor. Sonra da bir çocuk istismara uğradığında nasıl oldu diyoruz. O çocuk tecavüzcülerini teşvik eden, 6 yaşında çocukla evlenilebilirsin diyen sapıktır. Kot pantolon giymek tahrik eder diyen alçaktır. Tecavüzleri teşvik eden bunlardır. Asansörde iki kişi kalırsan halvet olabilirsin diyen anlayıştır. Bu anlayış, bu topraklardan atılmadığı sürece bu tecavüzler devam eder. Bakanları ne demişti Karaman olayından sonra; ‘Bir kereden bir şey olmaz’ dedi. Eğer Karaman’da iki yıl boyunca onlarca çocuğa ailelerin bilgisiyle yokluk içerisinde tecavüz ediliyor ve sadece bir kişi cezalandırılıyorsa bundan sonra da aynı şeyler yaşanmaya devam edecektir. Adıyaman Gerger’de, Karaman’da birçok yerde bu olayları görmeye devam edeceksiniz. Bunları önlemenin yolu bunu teşvik eden bu ortamı yaratanları cezalandırmaktır. 18 yaşındaki, hangi eğitimi aldığını bilmediğiniz hocayla, Milli eğitim Bakanlığı protokol yaparsa 3-4 yaşındaki çocukları eğitmekle ilgili, bunları yaşamaya devam edersiniz. Bu anlayışın mutlaka yok edilmesi gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu.

Bu kavga aydınlıkla karanlığın kavgası

Türkiye’nin pek çok önemli değer yetiştirdiğini hatırlatan Ağbaba sözlerini şöyle sürdürdü: “Her fırsatta Cumhuriyete, onun değerlerine, onun kurucu iradesine saldırıyor. ‘Batı dedikleri hangi bilim adamını, sanatçıyı yetiştirmiştir’ diyor. Birkaç örnek verelim. İtalya’da opera binalarını süsleyen afiş Leyla Gencer’dir, o Cumhuriyet’in çocuğudur. İdil Biret, Suna Kan Cumhuriyettir. Konser biletleri erkenden tükenen Japonya’da,  Amerika’da ayakta alkışlanan Fazıl Say, Cumhuriyet’in ta kendisidir. Adana’nın bir köyünde okuma yazma bilmeyen anne babanın çocuğu, dünyada bütün dillere çevrilen kitapların yazarı olan Yaşar Kemal Cumhuriyet’in ta kendisidir. Mardin’in bir köyünde 9 kardeşli bir çocuk, Nobel Bilim ödülünü alan Aziz Sancar Cumhuriyet’in ta kendisidir. Daha çok sayarız. Bir de bunların yetiştirmiş olduğu anlayışa bakın. ‘Deve sidiği şifadır’ diyen hocaları, ‘Kadın eli sıkmak ateş tutmaktır’ diyen profesörleri, ‘Dünya düzdür’ diyen gençleri. Bunların yetiştirdikleri de bunlar. Bunlar Türkiye’nin birliğine, Atatürk’e küfrediyor. Bunların ekmeğe çalıştıkları tohum, Mustafa Kemal Atatürk’ün bu topraklardan defettiği tohumlar. Bu kavga aydınlıkla, karanlığın kavgası. Bu kavgada Cumhuriyet Halk Partisi olarak her türlü bedeli ödemeye hazırız.” Ağbaba, Şeker Fabrikalarının satılma girişiminin ülkeye yapılan büyük bir ihanet olduğunu belirterek; “Yerlilik, millilik adı altında Cumhuriyet’in bütün değerlerini yok eden zihniyet, Türkiye’de Atatürk’ün kurmuş olduğu 14 şeker fabrikasını satmaya çalışıyor. Bununla ilgili 20 Milletvekilimizle Türkiye’nin bütün fabrikalarını geziyoruz. Şeker Fabrikaları Türkiye’nin en yerli ve milli kuruluşudur. Ektiğinden ürettiğine kadar her şeyi yerlidir. Bunu satmak vatanı satmakla eşdeğerdir. Şeker fabrikalarını savunmak, vatanı savunmaktır. Bizim de vatan savunmasını yapacağımızın bilinmesini istiyoruz. Bunlar yine kendi yandaşlarına peşkeş çekecekler” sözleriyle konuşmasını tamamladı.

TKP