Tarım çokuluslu şirketlere teslim

Cumhuriyet Halk Partisi Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal AKP döneminde tarımın durumunu irdeleyen bir basın açıklaması düzenledi. 2000’li yılların başından itibaren uygulamaya konulan ve bölüşüm ilişkilerini sermaye lehine biçimlendirmeyi hedefleyen neoliberal politikaların AKP tarafından sadakatle uygulandığına dikkat çeken Sarıbal tarımda çiftçinin kaderinin büyük ölçüde piyasa güçlerine teslim edildiğini dile getirdi.

Yoksullaşan çiftçiler giderek tarımdan kopuyor

Küçük ve orta ölçekli tarım işletmeleriyle yapılan aile çiftçiliğinin, büyük ölçekli işletmeler ve şirket tarımcılığıyla ikame edilerek bitirilmesini amaçlayan politikalar izlendi. Hayvancılıkta da büyük işletmeleri önceleyen, koruyan, kollayan bir destekleme sistemi uygulandı.” diyen Sarıbal, bilinçli olarak sürdürülen bu politikalarla, ürettiğinden para kazanamayan küçük ölçekli aile işletmeleri için tarımın; geçimlerini sağlayabilecek bir ekonomik faaliyet olmaktan çıktığını veyoksullaşan çiftçileringiderek tarımdan koptuğunu; köylerin, tarlaların, meralarınboş kaldığını ifade etti.

Tarımda tutunamayanlar sosyal yardımlara mahkum edildi

Kırda, tarımda tutunamayanlar ya mevsimlik tarım işçiliğine yöneldiler veya kentlerin varoşlarına göçerek işsizliğe, marjinal işlere, sosyal yardımlara mahkûm oldular. Gerek bitkisel gerekse hayvansal üretimde “sözleşmeli üretim” devlet desteğiyle yaygınlaştırıldı. Tarım/gıda tekelleri ile küçük üreticiler arasında standart ilişki biçimi haline gelen sözleşmeli üreticilik uygulaması, küçük üreticilerin koşulsuz bağımlılığının yolunu açtı.” diye devam eden Orhan Sarıbal, 2002 yılında bankalar tarafından çiftçiye kullandırılan kredi miktarının4 milyar TL’yken, 2017 yılında 83 milyar TL’ye yükseldiğini,2017 yılında çiftçinin kullandığı banka kredisi tarımsal destekleme ödemelerinin 6 katını aştığını hatırlatarak “Çiftçi kredi borçlarını ödeyememe korkusuna tutsak edildi.” dedi.

AKP’li yıllarda tarımdaki tahribatın bilançosu

IMF-Dünya Bankası patentli programlar 2002 yılı sonunda kurulan AKP hükümetleri tarafından tavizsiz bir şekilde uygulandı. Tarıma yönelik destekleme kurum ve araçlarının tasfiyesi/işlevsiz hale getirilmesi, tarım desteklerinin azaltılması, tarım alanındaki KİT’lerin özelleştirilmesi/tasfiyesi, tarım satış kooperatiflerinin etkisizleştirilmesi sürdürüldü.

AKP’li yıllarda uygulanan emek karşıtı, üretim karşıtı, ithalata dayalı tarım politikalarının yıkıcı sosyo-ekonomik sonuçları bu süreçte iyice gün yüzüne çıkmaya başladı.

Özetle AKP iktidarları döneminde;

  • Nüfus 15 milyon kişi arttı; buna karşılık tarım sektörünün milli gelir, istihdam ve ihracata katkısı giderek azaldı.

  • Tarımın istihdamdaki payı yüzde 35’den yüzde 19’a geriledi.

  • Tarımın gayri safi yurtiçi hasıladaki payı yüzde 10’dan yüzde 6’ya düştü.

  • Tarım katma değeri 2012 yılında 68 milyar dolar iken, 2017 yılında yüzde 24 gerileyerek 52 milyar dolara düştü.

  • Aynı şekilde 2012 yılında 4 bin 57 dolar olan kişi başına tarım katma değeri 2017 yılında 3 bin 319 dolar olarak gerçekleşti.

  • Tarımın en önemli girdilerinde (gübre, tarım ilacı, yem ham maddeleri gibi) ithalata bağımlı hale gelindi. (Günümüzde tarımın en başta gelen sorununu yüksek girdi maliyetleri oluşturmaktadır.)

  • Tarım ürünlerinin çiftçinin elinden çıkış fiyatları 3 kat artarken; çiftçinin satın aldığı tarım girdilerinin fiyatları 5 kat arttı.

  • İşlenen tarım arazileri giderek azaldı; ürettiğinden para kazanamayan, emeğinin karşılığını alamayan çiftçimiz bu dönemde 3,2 milyon hektar araziyi ekmekten vazgeçti. 2002 yılında 26,6 milyon hektar olan tarım arazileri ise günümüzde 23,4 milyon hektara düştü.

  • Üretim planlamasının önemli bir aracı olarak uygulanması gereken tarımsal destekler, 2006 yılında çıkarılan kanuna göre milli gelirin en az yüzde 1’i olması gerekirken; binde 5-6’sını aşmadı.

  • 2007-2017 yılları arasında tarıma 188 milyar TL destekleme ödemesi yapılması gerekiyordu. Ancak yapılan destekleme ödemesi sadece 88 milyar lirada kaldı. Yani devletin destekleme ödemelerinden dolayı çiftçiye 100 milyar lira borcu bulunuyor.

  • Tarımdan, çiftçiden esirgenen destekler bütçe açıklarını kapatmak için alınan borçların faizlerine aktarıldı. Bir avuç yerli/yabancı rantiyeye milyonlarca çiftçiden 10 kat daha fazla ödeme yapıldı.

  • Mısır, pirinç ve ayçiçeği dışındaki ürünlerde üretim istikrarsız bir seyir izledi; ya kendini tekrarladı veya üretim düşüşleri görüldü.

  • 2002 yılında kişi başına buğday üretimi 294 kilo iken, 2017 yılında 266 kilodur. Üretimin yetersizliği nedeniyle son 15 yılda 46 milyon ton buğday ithal edilmiştir.

  • Kişi başına nohut üretimi 10 kilodan 6 kiloya, kuru fasulye üretimi 4 kilodan 3 kiloya, kırmızı mercimek üretimi 8 kilodan 5 kiloya düşmüştür.

  • Uygulanan ithalata dayalı politikalarla tarım dışa bağımlı hale getirildi. Türkiye artık ne kadar tarım-gıda ürünü ihracatı yapabiliyorsa o kadar da ithalat yapmaktadır.

  • AKP’nin 15 yıllık iktidar döneminde toplam 189 milyar dolarlık gıda ürünü ve tarımsal hammadde ithalatı yapıldı.

  • 67 milyon ton yağlı tohum ve türevleri, 46 milyon ton buğday, 21 milyon ton soya, 14 milyon ton mısır, 11 milyon ton pamuk, 8 milyon ton ayçiçeği, 5 milyon ton pirinç ithal edildi.

  • Yağlı tohum ve türevleri ithalatına 39, pamuk ithalatına 19, buğday ithalatına 13, soya ithalatına 9, ayçiçeği ithalatına 4,6, mısır ithalatına 3,5, pirinç ithalatına 2,2 milyar dolar ödendi.

  • Cumhuriyet tarihinde ilk kez AKP döneminde kurbanlık hayvan ve saman ithalatı yapıldı.

  • Sadece 2010 yılından bu yana 2,9 milyon büyükbaş, 2,5 milyon koyun-keçi olmak üzere toplam 5,4 milyon baş canlı hayvan ithal edildi.

  • Sadece 2010 yılından bu yana 236 bin ton kırmızı et ithalatı yapıldı.

  • Yerli üreticilerimizin iflası pahasına yapılan canlı hayvan ve kırmızı et ithalatı için 5,7 milyar dolar ödenmesine rağmen fiyatlarda düşüş sağlanamadı.

  • Genetiği değiştirilmiş (GDO’lu) ürünlere ilk kez AKP döneminde izin verildi. Bu dönemde 26 adet mısır ve 10 adet olmak üzere 36 çeşit GDO’lu ürüne ithalat izni çıktı.

  • Tarım arazileri cömertçe amaç dışı kullanıma açıldı; hidroelektrik santrallerle (HES’ler) dereler kurutuldu.

  • Büyükşehir Kanunu ile bir gecede 16 bin köy mahalleye dönüştürüldü.

Gıda egemenliğimiz çokuluslu şirketlerin güdümüne girdi.

“Sonuçta küçük ölçekli aile işletmeleri tasfiye olmaya; buna karşılık görece büyüklerin ve tarım şirketlerinin ağırlığı artmaya başladı. Tarım/gıda sistemi uluslararası sermayenin çıkarlarına göre şekillendirildi, gıda egemenliğimiz çokuluslu şirketlerin güdümüne girdi.

Tarımın bu sarmaldan kurtulabilmesi; kendi insanımızın ihtiyaçlarına ve ülkemizin iklim ve toprak gibi özgül ekolojik şartlarına uygun olarak planlanmış; emek ve üretim odaklı bir programın uygulanmasına bağlıdır.”

BursaMuhalif.com