Son Haberler

‘Sınıf gözü’ ne yöne bakmalı? – Gökhan Nazlı

1 Ocak 2014

AKP ve Cemaat arasındaki ‘yakın dövüş’ sürüyor. Böyle bir kavga için yüz yüze ve yumruk mesafesinde olmak lazım. Zaten bu çatışmanın güçleri de birbirlerine ‘komşu.’ ikisinin de ikametgahları aynı; ‘devlet’ ve ‘İslam’ ve bu iki alan birbirinden ayrı değil tek bir bloğun katları gibi yani altlı üstlü.

Ortadoğu’nun dini devlet işlerine ziyadesiyle karıştıran ‘çakma modern devletleri’ ciddi bir varlık kriziyle karşı karşıya. Devlet himayesinde denetim işlevi gören din, artık devletle ast-üst kavgası veriyor.

Ortada iki güç tarafından pay edilmiş bir devlet var. İkisi de devlete ve İslam’a aynı anda sahip olmaya çalışıyorlar. Birleştirdikleri an da bağlantı yapıp dubleks daire haline getirecekler. Erdoğan  kaybederse, 3. katı kaçak çıkacağı tehdidinde bulunuyor. İşin içine gecekondu girince haliyle kavgaları da hukuk dışı oluyor ve ‘müesses nizama’ kastediyor.

Komşuluktan mütevellit ‘yüz göz’ olmuşlar, yaptıkları da ‘mahalle kavgası’na benziyor. Her şey, alacakları payla ilgili olduğundan, dalaşa eşlik eden pazarlık girişimleri de hiç eksik olmuyor. O nedenle de yarın bir gün ‘komşu komşuya muhtaçtır’ deyip karşılıklı kahve içmeleri şaşırtıcı olmamalı.

Sosyalistler henüz o ‘yüksek siyaset mertebesinde’ değiller. O makamlarda çok olmadılar, olmaya da heveslenmediler. Ya da engellendiler. Önemli olan şu: Devlet katındaki bu çatışmanın ‘dışında durmak’ bugün için çok ciddi olanaklar sunuyor. Çünkü ‘aşağıdakilerle’ ve ‘çoğunlukla’ aynı yerde durmak anlamına geliyor.

Ancak temsil edilmemekten şikayetçi olmak ve dışında durmak, sokaktan çekilmek anlamına gelmez. Bilakis temsil sorunu bugün için ateşlenebilir bir fünye gibi durmaktadır. Zaten ne kadar dışında olduğumuzu göstermenin başka bir yolu da henüz oluşmuş değil. Çünkü, sosyalistlerin toplumla ‘etkin iletişim yöntemleri’ anlamında sokak ve sosyal medya dışında  bir ‘araç çeşitliği’ yok.

‘Temsil edilmeyenler kategorisi,’ mevcut toplumsal itirazın ve bunun sınıfsal olarak karmaşık yapısının analizini de mümkün kılıyor. Siyasal etki kapasitesi daraltılmış ve dışlanmış emek güçleri yapısal bir vakayken büyük sermayenin de dönemsel bir hoşnutsuzluğu söz konusu. Çünkü küresel para bolluğunun beslediği inşaat sektörüne dayalı bir ekonomik politikayı   FED kararları sonrası oluşacak dünya projeksiyonuyla pek bağdaştıramıyorlar. Dahası, Avrupa’daki ekonomik daralma ve Türk dış politikasının Ortadoğu ilişkilerinde yarattığı tahribat sanayi sektörü açısından da bir pazar sorunu yaratıyor.

İktidarla girdiği destek ilişkileriyle, yağmadan beslenen ‘müteahhit sınıfının’ ise musluğun başında durmaktan başka seçeneği yok. AKP’nin yeni burjuva katmanlarla hemhal olmuş kirli karakteri uluslararası kredibiliteye bağımlı hale gelmiş dışa açık kapitalist ekonominin de taşıyamayacağı bir yük anlamına geliyor. Özetle, bugüne kadar neoliberal anlayışla devletin şirketleştirilmesinin getirdiği dinamizmden memnuniyet duyan büyük burjuvazi, şirketin yönetim kurulunda oturmakta inat eden Erdoğan’a ‘buraya kadar’ diyor.

AKP yönetiminin devletle kurduğu sahiplik ilişkisi nedeniyle oluşan muktedir pozisyonu ve  karşıtı unsurların içinde bulunduğu ‘göreli mağduriyet’ egemen sınıflara da ‘demokrasi’, ’temiz toplum’ gibi liberal itirazlar üzerinden yeni bir toplumsallaşma alanı açıyor. Aslında toplumsal sınıflar arası güç dengeleri ve devlet-toplum ilişkisi bağlamında hiçbir esaslı farklılık öngörmeyen ve sadece düzenin sürdürülebilirliğini dert edinmiş bir ‘burjuva refleksi’ önemli bir toplumsal kesimin hissiyatı haline getiriliyor.

Kısacası ‘temsil sorununa’ sıkıştırılmış bir politik ufuk ve ittifak politikasının burjuva ideolojisini aşmayan bir sahaya seslendiğini unutmamak lazım. Oysaki mevcut kriz şartlarında farklı sınıfsal konum ve çıkarlardaki billurlaşma sosyalist bir bakışın  güçlenmesinin de imkanlarını yaratıyor. ‘Sınıf gözü’nün görebileceği netlikteki güçler sahnesi, bağımsız bir sınıf siyasetinin de potansiyelini oluşturuyor. Mesele hangi tarafa  bakıldığında.

‘Karambol devrim’ peşinde, kirli su birikintilerine dalmak yerine, gerçek sınıfsal taleplerden oluşan yeni bir havuzun inşasına yönelmek baktığımız yönün politik gereği olarak beliriyor. Ve sanırım sosyalistlerin ‘radikal demokrasi’ kavramıyla daha sık karşılaşacağı kavşak da yaklaşıyor.

Yoruma kapalı.

Scroll To Top