Sel mağdurları “Gelen belediye ekipleri fotoğraf çekip gittiler”

Osmangazi’ye bağlı Dikkaldırım Mahallesi 25 Mayıs Cuma günü Orhaneli Yolu’nun çökmesi ve Karaoğlan Deresi’nin taşmasıyla birlikte sular altında kaldı. Gündüz saatlerinden yaşanmasına rağmen canlarını zor kurtaran mahalle halkının maddi kaybı çok yüksek. Evsiz, eşyasız kalanlar, evleri kullanılamaz hale gelenler...

Öncelikle olay nasıl yaşandı? Böylesi bir yıkımın ardından belediye ve diğer kurumlardan gelen destek nasıldı?

Eyüp Beşli (Mahallede oğlu ile çalıştırdığı bir mobiya atölyesi bulunuyordu) :Kızım yazacaksan gazeteye konuşalım, yazamayacaksan başka…

Zabıta Müdürü diyor ki, yağıştan dolayı bu olay oldu. Soruyorum kendisine “Buraya yağmur yağdı mı?”, yağmadı. Bu su yukarıdaki Karaoğlan Deresi’nin taşmasıyla buraya geldi. Yirmi dakikada bu mahalle de bu hale. Tutulan tutanaklarda “Aşırı yağış sonucu sel oluşmuştur” şeklinde yazı var.

Mustafa Şengül :Belediye olay başladıktan 2 saat sonra geldi. Geldiler gelmesine de bu sefer boyuna fotoğraf çektiler. Kimse o sırada bize yardım etmedi. Onlar fotoğraf çekerken benim yerimde evim kalmadı, kiracıyım burada. Üç gündür komşularda yatıp kalkıyoruz, kime gideyim, işimi mi bırakayım?

Eyüp Beşli :Kanalların, dere yataklarının yukarıdaki çay bahçelerinden dolayı yönü mahalleye döndü. Yukarıda derenin taşmasıyla da 6 sokak, 70 hane burada sular altında kaldı. Belediyeye, Buski’ye haber verildi, hiçbiri geri dönmedi. Devletten 2 saat boyunca biri ilgilenmedi. Osmangazi Belediyesi’ni arıyorsun, Büyükşehir Belediyesi’ni bağlıyor, Büyükşehir Belediyesi’ni arıyorsun, o başka birini söylüyor. Geldikleri zaman da çok sorun çıktı. Görüyorsun kamyonu Büyükşehir yazıyor üstünde, “Onlar ben sadace yolu temizlerim. Sizin dükkanınızı, işyerinizi, evinizi, hiçbir şeyinizi temizleyemem” deyip gidiyor. Sen kalıyorsun burada başbaşa balçıkla. Eğer burada 3 bodrum olmasaydı, bu su daha çok ev götürürdü.

Valilik, Büyükşehir Belediyesi ve ya herhangi başka bir kurum bu zararın giderilmesi ile ilgili bir açıklama yaptı mı? Bir ödeme yapılacağı konusunda bilgi verildi mi?

Eyüp Beşli :Karşılayacağız diyorlar, bugün bankadan arandık. 500 lira, bin 500 lira, 3 bin lira gibi kaymakamlık kafasına göre, zararın hesabını yapmadan millete para vermeye başladı.

Av. Şermin Beşli :Kaymakamlık kendince bir değer biçmiş, buna göre Ziraat Bankası’ndan ödeme yapıyor. Arıyorlar Ziraat Bankası’ndan gelin, paranız yattı diye. Bugün gidenlerden birinin hesabına 4 bin 250 lira yattı. Benim ailemin işyerine 2 bin 690 lira verdiler. Dekont istedik, ödemeye karşılık dekont da vermiyorlar. Kimse ileride itiraz edemesin diye dekontsuz ödeme yapıyorlar. Özellikle dekont istememe rağmen, banka görevlileri dekont veremeyeceklerini belirtti. Israrımız üzerine kendilerine sakladıkları dekontun fotokopisini bize verdiler. Talebimiz üzerine “Fazlaya ait hakkım saklıdır” yazılı şekilde imzalayarak parayı teslim aldık. Eğer zarar giderilmezse sürecin takipçisi olup idare mahkemesine taşınması gerekiyor. Burayı su filan basmadı, doğal afet değil bu. Doğal afet olsa bir mahallede 70 ev mi gider? Buradaki yıkım bir idarenin o dere yatağını değiştirmesi sonrasındaki kusurundan kaynaklı oluştu. Gelen gidiyor, tutanak tutuyor, seni dinliyor, zararını gidereceğiz diyor, yürüyor gidiyor. Kaymakamlıkta görüştüğümüz Hukuk İşleri Şefine verdiğim sadece bir dosyada mobilya atölyesinin malzemeleri olarak zarar 98 bin liraydı. Bu malzemeler üstelik hurdaya ayrılmış, artık kullanılamaz hale gelmiş olan mutfak dolapları, MDF’lerden oluşuyordu. Makineler hariç zarar 98 bin lira. Bunu bildiği halde kaymakamlıktan çıkan ödeme 2 bin 690 lira. Sonrası belirsiz, diğer tüm idari kurumlara başvurumuzu yapacağız, olmazsa da İdare Mahkemesi’nde dava açacağız.

Gülay Güleç : Olayın üzerinden bir hafta geçti, Cuma(25 Mayıs) günü saat 17.30 civarında yaşadık biz bunu. Yatalak kayınpederim ile kaynanam yaşıyordu. Tüm evdeki mutfak dolabından, beyaz eşyasına kadar her şey gitti. Kaymakamlık bu evdeki zarara 3 bin lira fiyat biçti. Olacak iş mi? Gece olsaydı bu, canımızı bile kurtaramazdık. Bu evin içinde bele kadar balçık vardı.

Mustafa Şengül :Bizim koltukların ederi 3 bin liraydı, daha yeni aldık oturmadık gittiler.

Ramazan Güleç :Biz de bir yıl oldu mutfak dolaplarını yaptıralı, sordum bizim Beşli’ye, “Garantisi yok” dedi.(Gülüşmeler)

Av. Şermin Beşli :Bizim bile garantimiz yok ki burada.

Bursa Muhalif Gazetesinde yayınlanmıştır