Son Haberler

Sarıbal: Yerel tohumların kökü kazınıyor

22 Aralık 2016

CHP PM Üyesi Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, “Yerel tohumların kökünü kazımaya yönelik çabalar durdurulmalı, sertifikalı tohum yerine yerel tohumun ıslahına ağırlık verilmelidir.” dedi.

Sarıbal, Fırat Kalkanı Harekatı’nda dün şehit olan askerlere Allah’tan rahmet, yaralılara şifa dileklerinde bulundu.

Orhan Sarıbal; basın açıklamasında “Bitkisel üretimin ve gıda zincirinin ilk halkası olan tohum, üretimi etkileyen önemli bir girdidir. Yüksek verimli, hastalık ve zararlılara karşı dayanıklı, ekolojiyle uyumlu olması, tohumda aranılan başlıca özelliklerdir.” diyerek yerel tohum kullanmanın önemini vurguladı.

Tohumculukta kamu denetimi

Türkiye’de tohumculuğu geliştirmeye yönelik çalışmaların 1930’lu yıllarda başladığını söyleyen Sarıbal; kanunla tohumluk üretim, denetim ve dış ticaretinin Tarım Bakanlığı’nın izni ve kontrolüne alındığını, 1980’lere kadar tohumculuğun devletin tekelinde kaldığını, tohum fiyatlarının devletçe belirlendiği bilgisini verdi.

Tohumculukta neoliberal düzen

Çiftçilerin yerel tohumlarından üretim yapması ve biyoçeşitliliğinin korunmasının zorlaştığını ifade eden Orhan Sarıbal; yerel tohum politikası hakkında;

“1980 sonrasında uygulamaya konulan neoliberal politikalar çerçevesinde 1983’te tohumluk fiyatlarının, 1984’te ise tohumluk ithalatının serbest bırakılması; 1985’te tohumluk teşvik kararnamesinin çıkarılmasıyla tohumculuk özel sektöre dayalı bir yapılanma içerisine girmiştir.

1980’li yıllardan bu yana tohumculuk politikalarında ve patent haklarında yapılan değişiklikler, bu konuda çıkarılmış olan kanun ve yönetmelikler, imzalanan uluslararası anlaşmalar, desteklemelerin ticari sertifikalı tohumlara yönelik olması gibi olumsuz nedenlerden dolayı çiftçilerin kendi tohumlarından üretim yapması ve buna bağlı olarak da yerel çeşitlerin dolayısıyla biyoçeşitliliğin korunması çok zorlaşmıştır.” yorumunu yaptı.

Köylülerin kendi tohum ve fidelerini satmaları yasak

Anadolu coğrafyasının çok sayıda endemik bitkiyi barındırdığını ifade eden Sarıbal, ancak çiftçinin çok uluslu şirketlerin elinde bulunan hibrit(melez) tohuma mahkum edildiğini öne sürdü. Türkiye’de 600’ün üzerinde tohum firmasının bulunduğunu, yüzde 90’ının ise tek bir tohum çeşidini ithal edip piyasaya sattığını savunan Sarıbal;

“2006 yılında çıkarılan 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu ile tohumculuk alanında tam anlamıyla çokuluslu şirketlerin hakimiyetine açık yeni bir döneme girilmiştir. Kanun ile köy popülasyonlarının hiçbirinin ticari olarak satılmalarına izin verilmemektedir.

Ayrıca köylülerin kendi tohumluklarını ve bunlardan üretilen fideleri satmaları yasaklanmış; çiftçimiz çokuluslu şirketlerin üzerinde patent koyarak tekel kurduğu hibrit(melez) tohumlara mahkûm edilmiştir.

Tohumculuk Kanunu’nun çıktığı tüm ülkelerde yerli tohumların satışlarının yasaklandığı bilinen bir konudur. Sonuç ise daha fazla dışa bağımlılık, toprak mülkiyetinin daha fazla el değiştirmesi, toprağın tarım ilaçları ile daha fazla kirlenmesi ve kimyasal gübrelerle daha fazla fakirleşmesidir. Tohumda tekelleşmeye paralel olarak biyoçeşitlilik de azalmaktadır.” açıklamasında bulundu.

Tohumculuk çokuluslu şirketlerin denetiminde

Sarıbal; basın açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı:

“5553 sayılı Kanun hükümlerinden kamunun tohumculuğun her alanından çekilerek, bu alanı özel şirketlere terk edeceği ortaya çıkmıştır. Kanunun “yetki devri” başlıklı 15 inci maddesi ile tohumlukların üretim izni, sertifikasyonu, ticaret izni ve piyasa denetimi yetkilerinin Türkiye Tohumcular Birliği’ne dolayısıyla çokuluslu şirketler veya onların yerli ortaklarına devredebileceği hükmü getirilmiştir. Nitekim 3 Nisan 2012 tarihinde çıkarılan Tohumculuk Hizmetlerinde Yetki Devri Yönetmeliği’nin 18/A maddesiyle piyasa denetim yetkisinin Türkiye Tohumcular Birliği’ne devredileceği belirtilmiştir.

Türkiye’de 600’ü aşkın tohum firması var. Ancak bunlardan yüzde 90’ı bir tek tohum çeşidi ithal edip piyasaya satmaktadır. Tohum firmalarından 17 adedi yabancı, 3 adedi ise yabancı ortaklıdır.

Ülkemizde tohumluk tedarikinde yabancı sermayeli ve/veya yabancı ortaklı şirketlerin egemenliği güçlenmektedir. Örneğin 2010 yılı itibariyle hibrit mısır tohumluğunun yaklaşık yüzde 60’ı beş; ayçiçeği tohumluğunun yüzde 90’ı üç; pamuk tohumluğunun yüzde 45’i iki yabancı tohum tekeli tarafından temin edilmiştir.

2018 yılından itibaren sertifikalı tohum kullanımı zorunlu hale gelecek

Önce Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş, ardından da Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik “2018 yılından itibaren tüm tohumların sertifikalı hale getirilmesine ilişkin karar alındığını” duyurdular.

Türkiye Tohumcular Birliği bu kararı “milat” ilan etti ve “Bitkisel üretimin şaha kalkacağını; sertifikalı tohum üretiminin kısa sürede iki katına çıkacağını, kayıt dışı üretim ve kullanımın sona ereceğini; çiftçinin, tarımın ve ekonominin kazanacağını” açıkladı.

Sertifikalı tohum kullanımından çokuluslu şirketler kârlı çıkacak

Tohumcular Birliği’nin burada “çiftçi”den kastı endüstriyel üretim yapan büyük işletmeler. “Tarım” dediği aslında birçoğu çokuluslu şirketlerden oluşan kendi üyeleridir. “Ekonomi” de büyük marketlere ürün satan tedarik zincirleridir.

Geçimlik tarım yapan küçük aile işletmelerinin elbette bu işten bir kazancı olmayacak. Atalarından kalma yerel tohumlarla yetiştirdiği ürünlerini pazarlamaya çalışan küçük çiftçiler bu düzenlemeden sonra suçlu muamelesi görecekler.

Sertifikalı tohum kullanımından esas kârlı çıkacaklar ise, bu tohumların sertifikasını elinde tutan çokuluslu şirketler ve onların yerli ortakları olacak.

2015 yılı sonu itibariyle Türkiye’nin tohum ihracat değeri 103 milyon, ithalatının ise 202 milyon dolar olduğu dikkate alındığında bu gerçek tüm açıklığıyla ortaya çıkmaktadır.

Dünya tohum piyasasında tekelleşme

İktidar 2006 yılında bir kanun çıkararak çok uluslu şirketlerin ülkeye tohum satmasının önünü açtı. Üreticinin yerli tohumu satmasını kısıtladı. Tohumculuk kanunu daha çok dışa bağımlılığa, toprağın kimyasallarla fakirleşmesine neden olmuştur. Bu ülkenin bioçeşitliliği yabancı ellere teslim edilmiştir.

Günümüzde GDO’lu tohumlar altı büyük şirket tarafından geliştirilmektedir: Monsanto (ABD), DuPont (ABD), Syngenta (İsviçre), Dow (ABD), Bayer (Almanya) ve BASF (Almanya). Bu altı şirket yaklaşık 50 milyar dolarlık küresel ticari tohum pazarının yüzde 63’ünü kontrol etmektedirler.

Mevcut durumda çokuluslu şirketler korkutucu bir tekelleşme oluşturmuş durumdadırlar. Bugünlerde birbirlerini satın alma ve birleşme çabaları da dikkate alındığında yerel çeşitlerin büyük tehdit altında oldukları açıktır.

Nitekim 2016 sonbaharında Alman kimya ve ilaç devi Bayer, tohum ve tarım ilaçları üreticisi Amerikan Monsanto firmasını 66 milyar dolara satın aldı.

Bayer’in dünya tohum piyasasındaki payı yüzde 29’a, tarım ilaçları piyasasındaki payı ise yüzde 26’ya yükseldi. Bayer böylece dünyanın en büyük tohum ve tarım ilacı üreticisi haline geldi.”

Çiftçilerin tohum ve fide satmaları engellenemez

Çiftçilerin sertifikalı tohumluk kullanma zorunluluğunun birtakım soruları ve sorunları da beraberinde getireceğini savunan Ziraat Mühendisi CHP Bursa Milletvekili Sarıbal;

“2018 yılında sertifikalı tohumluk kullanma zorunluluğu getirilmesinin sonucu ne olacaktır? Çiftçilerin sertifikalı tohum ekip ekmediği nasıl kontrol edilecektir? Çiftçilerin kendi tohumlarını ekmesi, takas etmesi yasaklanacak mıdır?  Giderek ağırlaşan küresel iklim değişikliğine karşı en iyi çarenin yerel tohum olduğunun bilinmesine rağmen biyoçeşitliliği ve çiftçi haklarını koruyan uluslararası anlaşmalara karşı bir yola mı girilecektir?

Bilindiği gibi Uluslararası Bitki Genetik Kaynakları Anlaşması’nın 9 uncu maddesinin 3 üncü fıkrasına göre çiftçilerin tohum veya çoğaltma materyali (fide vb.) satmaları engellenemez. Dünyadaki çiftçilerin çok büyük bir çoğunluğu köylüler oluşturmakta olup; dünyayı besleyen bu köylülerdir. Bizim köylülüğe dayanan teknolojilere ihtiyacımız bulunmaktadır, şirket biyoteknolojilerine değil.

Yerel tohumların kökünü kazımaya yönelik çabalar durdurulmalı; sertifikalı tohum yerine yerel tohumun ıslahına ağırlık verilmeli; çiftçiler bilgi ve parasal desteklerle yerel tohum üretimi için teşvik edilmelidir. Kısacası doğa ve insan dostu üretim modelleri olan sürdürülebilir tarım/gıda sistemlerinin yaygınlaştırılmasına çalışılmalıdır.” çözüm önerilerini söyleyerek basın açıklamasını sonlandırdı.

 

Yoruma kapalı.

Scroll To Top