Son Haberler

Recep Altepe Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nü kandırıyor mu? – Özlem Buğday Yağmur (Lodos Haber)

22 Şubat 2017

Bursa’da 2000 yılında hizmete giren ve bir yıl sonra kapatılan Yunuseli Havaalanı 16 Konyıl sonra Bursa’nın kent içi ulaşımını dahi çözemeyen Büyükşehir Belediyesi tarafından bir hevesle açıldı. Ancak Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü Altepe’nin projesine yeniden ‘dur’ dedi.

Konuyla ilgili Lodos Haber’de kaleme aldığı yazısıyla yaşanan süreci aktaran Özlem Buğday Yağmur’un yazısını sizlerle paylaşıyoruz…

Yeryüzünde, yerel yönetimi hasebiyle Bursa kadar bahtsız bir başka şehir var mıdır?

Hele şu son Yunuseli Havaalanı kandırmacasından-hezimetinden sonra benim şahsi ve kat-i kararım olmadığı yönünde.

Akıl, mantık ve bilim dışı gelişmeler de gösteriyor ki, realitemiz bahtsızlıkla sınırlı değil.

Bizatihi büyük risk altındayız!

Konumuz, Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe’nin, izahı olmayan bir dirençle, “Uçucaz da uçucaz!” diye tutturarak koca bir kenti büyük bir risk altına sokmuş olması!

Recep Altepe’nin ulaşım konusundaki son dehası neydi?

Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nün, teeeee 2001 yılında, “Yok anacım. Siz burayı unutun” diye kapattığı Yunuseli Havaalanı ile ilgili bilime nanik yapan fantezisiydi!

Sürece bir bakalım.

“Kuş ölümlüdür. Sen uçuşu hatırla.”

moduna giren Recep Altepe, kafayı Bursa’yı uçurmaya taktığı için, aklı başındaki kimselerin hala anlam veremediği, çözemediği ve izah edemediği bir şekilde, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nden (sözüm ona) gerekli tüm izinleri ve onayları alarak, Şubat ayı başında bu naçiz havaalanını hem de büyük bir sükseyle yolcu taşımak üzere ticari uçuşa açtığını ilan etti!

Yamacındaki şapşikler, kente kazandırılan bu harikulade hizmet karşısında nasıl sevineceklerini bilemedi.

Bir çığırdı bu!

Ve bu çığırı da Recep Altepe açmıştı.

Her bi’ şeyi tamam olan, gereken tüm hizmetleri en sağlıklı şekilde alan Bursa’nın tek eksiği havacılık sektöründe söz sahibi olamayışıydı.

Bu kabullenilebilecek şey değildi!

Kabul etmedi de netekim.

Öyle olunca, kendi deyimiyle “marşa basıldığı” gibi uçuşa geçtik.

Uçmak…

Ama öylesine değil…

Tutkuyla, sürüden ayrılarak, yetkinliğin sınırlarını zorlayarak uçmak…

Tıpkı, efsane roman Martı‘nın başkahramanı Jonathan Livingston gibi bir tutkuydu onun için.

Zaten tam da bu noktada yazarın en büyük endişesi de, Recep Altepe’nin kendisini Jonathan‘la özdeşleştirmiş olma ihtimalidir.

Altepe’deki uçma tutkusu öyle bir raddeye gelmişti ki, uzaycılık da girmişti hedeflerinin arasına.

Artık, Bilim Teknoloji Merkezi bünyesinde havacılık ve uzay bölümü kurulmalıydı.

Recep Altepe arşa değen ilk belediye başkanı olarak tarihe geçmeliydi!

Ki, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, gecikmeli olarak, hem de epey bi’ gecikmeli olarak, “orda bi’ dur!” diyerek uçuşları iptal etti.

Ve şükürler olsun ki, yolcu taşımacılığı yapılan ticari uçuşlar olası bir facia yaşanmadan sonlandırıldı!

***

Hadi bakalım.

Mavra bitti.

Şimdi bilim! Şimdi gerçekler!

Şimdi, Yunuseli Havaalanı’nın mevcut haliyle uçuşa açılmasının ne denli olanaksız ve tehlikeli olduğunu anlatalım.

Altepe’nin niyeti ne?

Yolcu taşımak.

Hem de hala, hem de bugün dahi…

Kendisi ne diyor, az önce büyük bir teessürle okuduğum açıklamasında?

“Eksik evrak bir kaç güne kadar tamamlanacak ve biz uçuşa devam edeceğiz.

Buradan basacaksın marşa. Hooop Bulgaristan’dasın!”

Tabii ya…

Zaten marşa basıp arşa değmeden önceki tek sorun, tek eksik, birkaç evrak.

Her şey, işini sevmeden yapan hımbıl bir iki kamu personelinin, eksik bıraktığı birkaç evrak ve mühür yüzünden son buldu.

İşte şimdi o aşama hallediliyor ve Altepe bastığı gibi marşa göklerdeki istikbali bulacak.

O vakit sorular gelsin.

Hatta mümkünse, o havaalanına (artık nasıl bir sehven durum oluştuysa) uçuş onayı veren Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü de görsün, bilsin.

Yunuseli Havaalanı nerede?

Şehrin içinde!

Üstelik, başta BUTTİM olmak üzere, çok katlı yapılaşmanın olduğu bir bölgede.

Uzmanlara göre, Yunuseli Havaalanı’nın yolcu taşımacılığına açılması için yaklaşık 700 yapının yıkılması lazım.

Böyle bir çalışma yapıldı mı?

Hayır!

Peki, böyle bir yapılaşma bahse konu iken, Altepe’nin hedeflediği yolcu uçakları, ILS ile yani aletli iniş yapabilir mi?

Hayır!

O kadar hayır ki, dünyanın hiçbir teknolojisi, böyle bir yapılaşmada aletli iniş yaptıracak düzeyde değil.

Bu ne demektir?

Ancak ve ancak görerek ineceksin.

Gördün gördün!

Göremedin?

İşte o zaman (evlerden uzak) esas uçuş başlıyor! Direkt ahirete intikal ediyorsun!

Dolayısıyla, sırf bu çok önemli eksiklikten ötürü o havaalanında yolcu taşımacılığı yapamazsın.

Pist aydınlatman var mı?

Yok!

O zaman gece uçuşu da asla yapamazsın. Net!

Pist uzunluğun uluslararası yolcu taşımacılığı standartlarına uygun mu?

Asla!

Pist temizleme ekipmanın var mı?

Tut ki yağmur yağdı, tut ki kar yağdı.

Buz çözücün var mı?

Yok!

Pist temizleme aracın var mı?

Yok!

Pist temizliği için olmazsa olmaz kimyasalların var mı?

Yok!

Pekiiii, pist frenleme ölçüm cihazın var mı?

Hani, pilot inmeden önce soracak ya…

‘Pist uygun mu?’ diye soracak.

‘Temiz mi?’ diye soracak.

‘Kedi, köpek falan var mı?’ diye soracak.

‘Taş, toprak var mı?’ diye soracak.

Faraza bunların hepsine olumlu yanıt verildi.

“Pist temiz. Buzu hallettik. Her şey tamam. Gel hele sen.”

denildi.

İşte o zaman da pilot frenleme ölçümünü soracak.

“Senin teminat verdiğin piste iniyorum inmesine de, benim fren mesafem nedir?”

Misal böyle bir durumda, Levent Fidansoy devreye girip, “yemişim fren mesafesini! Sen hele bi’ kon piste. Bas frene. Durduğu kadar, durmadığı kader!”

mi diyecek?

Frenleme ölçüm cihazın yokken, sen o havaalanını nasıl açacaksın?

Devamla…

Yine uzmanlar diyor ki, “pistte kalan bir çakıl taşı dahi uçağın infilak etmesine sebep olabilir!”

Allah muhafaza böyle bir durum oldu.

Üfleyerek mi söndüreceksiniz koca uçağı ve içindeki onlarca insanı?

Hani, nerede yolcu taşımacılığı yapan bir havaalanında olması gereken itfaiye birimin?

Yok!

Yine devamla…

Amaç neydi?

Yolcu taşımak.

Hay hay. Peki…

Taşı taşımasına da, beşer dediğin malum şaşabiliyor!

Hırlısı var, hırsızı var. Töröristi var, bilmem nesi var.

Güvenliğin ne durumda?

Polis var mı?

Yok!

Eeee?

Niyeti bozan yolcun olduğunda, “geliyor şimdi beş kardeş!” diyerek mi etkisiz hale getireceksin?

Az kalsın unutuyordum.

Havaalanında, olmazsa olmazlardan olan meteoroloji birimin var mı?

Pilot inmeden önce, yan rüzgarın durumunu sorduğunda ne diyeceksin?

Hiçbir şey diyemeyeceksin ama ille de uçuracaksın!

Bulgaristan örneğinden devamla…

Velev ki, Bulgaristan’dan pırpır geldi?

Her türlü imkansızlığa ve riske rağmen pilot da Yaradan’a sığınıp uçağı piste indirdi.

De…

Yolcular kim bilir ne getirdi?

Hani? Gümrük nerede?

Kim bakacak muhteviyata?

***

Farkındayım yazı uzadı.

Ve tarzı da mecburen “Recep’e anlatır gibi” oldu.

Lakin, birilerinin Muhterem Altepe’ye bunları sorması, anlatması şart!

Kabul…

Havacılık sükseli ve karlı bir iş.

Yıllar yılı ona buna bol keseden saçıp dara düşmüş bir belediye olarak para peşinde koşmanız da anlaşılabilir.

Ancak, gerçeklik duygumuzu yitirmeden!

Akla, bilime ve mantığa aykırı hevesler peşinde koşmadan!

Koca şehrin insanlarını ve hava yolcularını riske sokmadan!

O vakit finalde en önemli soru gelsin:
Kandırılma ihtimali bahis konusu olan, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, gerçekte neye onay verdi?

Eğitim uçuşlarına mı?

Yoksa yolcu taşımacılığına mı?

Şayet, bu şartlar altında iddia edildiği gibi yolcu taşımacılığına onay verildiyse?

Altepe’den çok daha büyük bir sorunla karşı karşıyayız demektir.

Kayıran Allah cümlemizi kayırsın.

Kaynak: Lodos Haber

Yoruma kapalı.

Scroll To Top