Son Haberler

“MHP Bizi Kandırdı, CHP diktatörlük geleceğini biliyordu”

22 Aralık 2016

CHP Bursa Milletvekili, Anayasa Komisyonu Üyesi Nurhayat Altaca Kayışoğlu, AKP ile MHP’nin birlikte komisyona getirdiği 21 Maddelik Anayasa Değişikliği Teklifi üzerinde 2 saat konuştu. Bugüne kadar Anayasa Komisyonu’nda gerçekleşen en uzun konuşmanın altına imza atan Altaca Kayışoğlu,“Masa başında iki saatte kurulmadı bu cumhuriyet. Masa başında oturup bir saat, iki saat görüşelim, ondan sonra bu Anayasa’yı değiştirelim, cumhuriyetin bütün niteliklerini yok edelim anlayışıyla yaklaşamayız” diye konuştu.

Teklifin, kuvvetler ayrılığını, hukuk devleti ve demokratik devlet ilkesini yok ettiğini dile getiren CHP Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu, “1791 Fransa Anayasası’yla ilgili anlatılan bir şey vardır.
Anayasa’nın üzerinde “İnsan derisiyle kaplı.” yazar. Bu, aslında, dünyadaki birçok anayasa için ve ülkemiz Anayasa’sı için de geçerlidir. Çünkü, demokrasi mücadelesi, insan hakları mücadelesi her zaman birilerinin bedel ödemesi neticesinde ileriye taşınmıştır. Bugün bizim Anayasa’mızda temel hak ve hürriyetler düzenlenmişse, çok ayrıntılı bir şekilde bunlara yer verilmişse, şekli olarak en azından koruma altına alınmışsa -ki bugün fiilî olarak bunların tam olarak uygulanmadığını maalesef görüyoruz- bunların altında insanlığın verdiği mücadeleler vardır. Örneğin, Orta Çağ’da kurulmuş işkence sandalyelerinde bedel ödeyenlerin kanı vardır. Örneğin, İkinci Dünya Savaşı’nda öldürülen, yakılan sabuna dönüştürülen milyonlarca insanın ödediği bedel vardır, kan vardır. Aynı zamanda, bizim Anayasa’mızda da Kurtuluş Savaşı’nda mücadele vermiş atalarımızın, dedelerimizin kanı vardır. O yüzden masa başında iki saatte kurulmadı bu cumhuriyet. “Masa başında oturup bir saat, iki saat görüşelim, ondan sonra bu Anayasa’yı değiştirelim, cumhuriyetin bütün niteliklerini yok edelim anlayışıyla yaklaşamayız” diye konuştu.

MHP Afyon Milletvekili Mehmet Parsak’a da konuşmasında gönderme yapan Altaca Kayışoğlu, Kurt “Sayın Parsak burada değil ama Afyon Milletvekili olduğuna göre, zannediyorum, 26 Ağustosta herhâlde bir kez olsun Kocatepe’ye gitmiştir. Yani, her yıl dönümünde, Büyük Taarruz’un yıl dönümünde Afyon’da Türkiye’nin dört bir yanından gelen vatandaşlar millî mücadeleyi anlamak için Afyon’dan Kocatepe’ye akşam aynı saatlerde yürüyüşe başlarlar ve ben de ilk defa bu yıl o yürüyüşe katılma fırsatı buldum. O gece orada yürürken ağustos olmasına rağmen, size tarif edeyim, ağustosun sonunda dahi insanın donduğu, kalın kalın battaniyelerle, montlarla yürüdüğü ve gecenin bir saatinde saatlerce süren bir tırmanışın gerçekleştiği bir güzergâh hayal edin. O günkü koşullarda oraya Büyük Taarruz için tırmanan o günkü bizim mücadele eden, bu millî mücadeleyi yürüten önderlerimiz ve askerler gece yarısı orada işgalci olan düşmanlar sesleri duymasın diye öküzlerin, atların ayağına kendi ayaklarından çıkardıkları çarıkları geçirmişler ve o sessizlikle çıt çıkarmadan saatlerce 17-20 kilometreyi tırmanmışlar ve sabaha doğru Büyük Taarruz’u başlatarak o andan itibaren işte, İzmir’de ta ki düşmanın denize dökülmesine kadar ve tabii, başka alanlarda da gerçekleşen zekice mücadeleler neticesinde biz bu Anayasa, kurulan bu cumhuriyet sayesinde buralarda oturup buralarda konuşabiliyoruz.  Milletin ödediği vergilerle sıcak koltuğumuzda müsaade edin de gerekirse saatlerce, günlerce, aylarca, yıllarca tartışalım” değerlendirmesinde bulundu.
Anayasa Komisyonu’na getirilen teklifin Cumhuriyet’in bütün niteliklerini değiştirdiğini belirten Anayasa Komisyonu Üyesi, CHP Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu, “Cumhuriyet kelimesi kalıyor belki. Aslında, toplumun cumhuriyete bağlılığı çok iyi biliniyor, bilindiği için de buhassasiyet kullanılıyor ve ne deniliyor? Bir algı yaratılıyor, daha önceki değişikliklerde olduğu gibi. O algı da şu: ‘Rejim tartışması, cumhuriyet tartışması 1923’te sonlandırılmıştır. Biz rejimi değiştirmiyoruz, cumhuriyeti yıkmıyoruz’ gibi bir söylem üzerinden gidiliyor. Çünkü, aslında bu milletin cumhuriyete bağlı olduğu ve cumhuriyetle yönetilmek istediği teklif sahibi AKP tarafından da çok iyi bir şekilde biliniyor” notunu düştü.

Cumhuriyet kelimesinin Anayasa’da kalmasının Cumhuriyet’le yönetilmek anlamına gelmediğinin altını çizen Altaca Kayışoğlu, 1961 Anayasa görüşülürken de, 82 Anayasa’sında da Cumhuriyet’in niteliği olan demokratik ve laik prensibinin değiştirilemez olduğu vurgusunun öne çıkarıldığını dile getirdi.

Vatandaşın mal güvenliği yok”

Komisyonda görüşülmeye başlanan teklifin bütün yetkileri tek bir kişide topladığını hatırlatan CHP Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu şöyle konuştu: ” Cumhuriyetin değiştirilmeyecek bu niteliklerinin bütün tek bir kişide toplanması suretiyle kuvvetler ayrılığının yok edilmesinin; yargının özellikle yasamayı denetleyecek, yürütmeyi denetlemesi gereken Anayasa Mahkemesinin tamamıyla tek bir kişi tarafından belirlenmesi suretiyle yargı bağımsızlığının yok edilmesinin, denetim mekanizmasının yok edilmesinin hukuk devletini yok ettiği aşikârdır. Demokratik devlet ilkesinin yok edildiği aşikârdır çünkü idareyi bağlayan hiçbir şey yok. İşte, Danıştay’ı belirliyorsunuz, hâkimleri belirliyorsunuz, idarenin yaptığı bir işleme karşı kime güvenerek bu millet hakkını arayacak? Diyelim ki işte, kamulaştırıldı malı mülkü,  mülkiyet  hakkını  korumaya  çalışacak  ama  Cumhurbaşkanıkararnamesiyle mülkiyet hakkıyla ilgili sınırlama hakkı veriyorsunuz. Veya zaten gitmesi gereken idari yargıyı, Danıştayı Cumhurbaşkanı belirliyor. Bu vatandaş nasıl kendini hukuki anlamda güvende hissedecek böyle bir ortamda, böyle bir düzende? Nasıl huzur içinde yaşayacak? Yarınını nasıl görebilecek?

Maalesef göremeyecek.  O yüzden yargı bağımsızlığının gerçekten sağlanacağı, hukuk devleti ilkelerinin, o hukuk fakültesi 1’inci sınıfta anayasa hukukunda öğrendiğimiz hukuk devleti ilkelerinin tam anlamıyla hayata geçirileceği, insan hakları ve özgürlüklerinin tam anlamıyla korunmasının sağlanacağı bir sistem kurmak yani bunu sadece anayasaya yazmak değil. Şimdi anayasaya yazıyorsunuz; işte, “Basın hürdür, sansür edilemez” diye ama bakıyorsunuz uygulamada maalesef böyle bir şey yok, denetleyen bir mekanizma yok. Yani sırf iktidara muhalif diye yazı yazan bir gazeteci yargı önüne çıktığında yargı ‘Ya, bunu serbest bırakırsam acaba başıma ne gelir?
Acaba beni terör örgütüyle nitelendirirler mi? Acaba işte beni şuraya sürerler mi’ diye düşünecek. Çünkü ‘HSYK da bağımsız değil’ kaygısıyla karar veriyorsa o zaman her yönüyle bu özgürlüklerin güvence altında olmadığı anlaşılıyor.”

“Bu teklif istikrar getirmez”

Teklifin istikrar getirmeyeceğini 7 Haziran genel seçim sonuçları üzerinden açıklayan Altaca Kayşoğlu, “7 Haziran, diyelim ki o dönemde hani bu sistem olsaydı, bir de Cumhurbaşkanı seçiliyor olsaydı yüzde 40 AKP’ye oy verseydi, AKP yine 317 vekille Meclise gelseydi ve yüzde 60 da çok beğendiği, işte başka yani daha ortada, tarafsız, insanların güvendiği, bütün toplumun benimsediği, onayladığı bir Cumhurbaşkanı seçseydi ne olacaktı? Böyle bir durumda istikrar olabilir mi? Böyle bir durumda yasama ile yürütme arasında çatışma yaşanmaz mı? Böyle bir yapıdan istikrar çıkar mı? Bu teklifin getireceği istikrar ancak ve ancak baskıda istikrardır, bu teklifin getireceği istikrar ancak ve ancak zulümde istikrardır, bu teklifin getireceği istikrar ancak ve ancak kaosta istikrardır, bu teklifin getireceği istikrar ancak ve ancak diktatörlükte istikrardır, bu teklifin getireceği istikrar ancak ve ancak kutuplaşmada istikrardır, bu teklifin getireceği istikrar ancak ve ancak gelir dağılımındaki adaletsizlikte istikrardır; bu teklifin getireceği istikrarsızlık ancak ve ancak kadın cinayetlerinin artmasında, çocuklarımızın yurtlara mahkûm, yani, birtakım cemaatlerin yurtlarına mahkum edilmesinde istikrardır” diye konuştu.

“Bu teklif kişisel”

Geçmiş dönemlerde de “başkanlık” isteğinin gündeme getirildiğini hatırlatan CHP Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu, “Özal da bunu gündeme getirdiğinde, Demirel de; bu talebin kişisel olduğu, ülkenin menfaatleriyle ilgili bir talep olmadığı biliniyordu. Bu nedenle kamuoyundan hiç destek bulmadı” dedi.
CHP Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu’nun Anayasa Komisyonu’nda iki saati aşan konuşmasının satırbaşları ise şöyle:

“Kutuplaştırıyor”

“Böyle bir ortamda anayasa mı konuşulur” dediğimizde “Ya, işte, Kurtuluş Savaşı döneminde bile Anayasa yapıldı.” deniyor ama o dönemdeki Anayasa toplumu kutuplaştıran bir anayasa değildi; o dönemdeki Anayasa birilerini yok sayan, tek başına birine bütün yetkileri vermeye çalışan bir anayasa değildi. Tam tersine, daha fazla demokrasiyle, daha fazla katılımla, hatta Meclis hükûmeti sistemiyle öyle süreçten, öyle bir savaş koşullarından çıkıldı ve o birliktelikle, o ruhla millî mücadele başarıya ulaştı ve o koşullarda bu Anayasa yapıldı.
Yani siyasi kriz yaratarak, sürekli toplumu kutuplaştırarak… Ki bu teklifle daha fazla  kutuplaşıyor,  istikrar  gelmez.  Nasıl kutuplaşıyor? İşte biraz önce verdiğimiz yüzde 49,9 ile yüzde 50,1’i karşı karşıya getirip derseniz ki yüzde 50,1 her şeye sahip olacak, Mecliste çoğunluğa sahip olacak, yürütme onun olacak, yargıyı atayacak, geri kalan yüzde 49,9 hiçbir şey yapamayacak. Sadece bu ülkede kendisini öteki hissedecek, söylediği hiçbir şey dikkate alınmayacak, hayata geçirilmeyecek, hatta çoğu zaman baskı uygulanacak; böyle bir ortamda istikrar gelmez…
Şimdi, bakın, Almanya böyle bir geleneği zaten Hitler döneminde yapıyor, sonra vazgeçiyor, parlamenter sisteme dönüyor. Japonya yine aynı şekilde, başkanlığa geçiyor, sonra parlamenter sisteme dönüyor. İsrail, yetkilerini artırıyor devlet başkanının, daha sonra istikrarsız bir dönem yaşıyor, 2001 yılında parlamenter sisteme geçiyor. Moldova, Portekiz, aynı şekilde, cumhurbaşkanının yetkilerini kısıtlıyor, parlamenter sisteme geçiyor. Portekiz, aynı şekilde, yarı başkanlık sistemine geçiyor, tekrar 1982’de parlamenter sisteme geçiyor.  Yunanistan 1986’da yine yetkilerini  kısıtlıyor cumhurbaşkanının ve bu şekilde parlamenter sistemi güçlendiriyor. Finlandiya aynı şekilde…

Yine haklı çıkmak istemiyoruz: MHP bizi kandırdılar diyecekler

Şimdi, bakın, 2007 yılında Cumhurbaşkanını halkın seçmesiyle ilgili tartışmalar gündeme geldiğinde, o dönem yine bu tartışmalardan, kişilerden, partilerden bağımsız olarak aslında yine yazarların, anayasa hukukçularının kendi kitaplarında değindiği bir şey vardı, diyorlardı ki: “Cumhurbaşkanını halk seçerse iki başlılık doğar, çatışma doğar.” Yani, işte, ne var?  Cumhurbaşkanı ‘Halk beni seçti kardeşim. Ben vaatlerde bulundum.’ falan… ‘Dolayısıyla da ne yapmak lazım? Benim yetkilerimi artırmanız lazım.’ der.” diyorlardı. Şimdi o başımıza geldi. Şimdi, bundan sonra başımıza gelecek olanı da söyleyeyim, bundan sonra başımıza gelecek olan şey şu: Tek kişiye verilen kişiselleşmiş bu otoriterlik, bir süre sonra denilecek ki: “Ya, tek kişiye verildi bütün yetkiler. Bu, hakikaten bir otoriter rejim doğurdu.” falan. Artık o zaman “Kandırıldık.” Diye kimi suçlarsınız, bilmiyorum. Sayın Parsak, size atılabilir top, ihale size kalabilir. Derler ki: “MHP bizi kandırdı. ‘Fiilî durum, hukuki durum’ dediler, biz de  girdik  topun  altına.”  falan.  Hani,  o  zaman  da  şöyle  denilebilir: “Kişiselleştirilmiş bir otoriter rejim doğdu. Ondan sonra, ne yapalım? Biraz daha demokratikleştirelim. Peki, nasıl demokratikleştirelim? Formül belli: Eyaletlere dağıtalım yetkileri.” olacak. Yani, şimdiden söylüyorum, tutanaklara geçsin. Çünkü, daha önce 2007’de“Halk seçsin.” derken de benzer şeyler söylendi, başımıza geldi. Şimdi de aynı şekilde ben burada tutanağa bunu geçiriyorum. Birkaç yıl sonra -belki o kadar bulur, bulmaz- aynen bu cümleler söylenecek, denecek ki: “Ya, tek kişiye verilmesi doğru değil. Yani, otoriterleşti, bir kişinin şahsında  bütün  otorite  toplanınca  diktatörleşti.  Ne  yapalım? Demokratikleştirelim. Demokrasi getiriyoruz, ileri demokrasi getiriyoruz. Ne yapacağız? Güçleri dağıtacağız, yetkileri dağıtacağız, eyaletleri işin içine sokacağız, oralara da yetkiler vereceğiz. Böylelikle daha demokratik olacak sistem.” Sonraki adım budur, buraya not olarak düştüm.
Umarım, bu Anayasa, şu Komisyondan geçse bile Genel Kuruldan geçmez ve bu halkın, bu milletin parası, vergileri 2010’daki gibi çarçur edilmez. Neden? O dönemde, o referandumda harcanan bütün paralar, yazık günah, boşa gitti, bize bomba olarak geri döndü.

Milletvekili neden gönderiyor?

Denetim mekanizmaları Fiilen de kaldırılıyor; gensoru kaldırılıyor, güven oylaması diye bir şey yok, sözlü soru yok. Genel görüşme yapacaksanız devletin faaliyetleriyle ilgili, yapamıyorsunuz. Bugünkü Anayasa’da var yani hem toplumu ilgilendiren konularda hem devletin faaliyetleriyle ilgili genel görüşme yapılabilirken maalesef bu teklifle birlikte, devletin faaliyetleriyle ilgili genel görüşme yapılamıyor. Yani, millet bu vekilleri Meclise niçin gönderiyor?  Hani,  devlet faaliyetlerini  konuşmayacaksa bu vekiller, neyi konuşacaklar Mecliste; futbol yorumu mu yapacaklar, ne yapacaklar? O yüzden yani milletin vekillerini bu kadar etkisizleştiren, bu kadar itibarsızlaştıran bir teklife milletin vekillerinin “evet” diyeceğini düşünemiyorum, gerçekten düşünemiyorum.
Ben gelip burada bir tane sözlü soru soramayacağım bakana, Cumhurbaşkanına, Cumhurbaşkanı tamamen devre dışı zaten, ben bakana soru soramayacağım. E, niye gönderiyor bu millet beni buraya? Yani sadece böyle bakanların gül cemaline bakıp işte, yazılı gönderip onun da cevabını gönderdi, göndermedi ya da işte, gerçekten cevabını verdi, vermedi, onu mu bekleyeceğim? Böyle bir şey olmaz. Bu milletin iradesine saygısızlıktır. Hani, hep o söylediğiniz milletin iradesi var ya, “Millet iradesi, millet iradesi, millet iradesi…” Madem millet iradesi, engellemeyin, milletvekilinin soru sorma hakkını yok etmeyin, kaldırmayın bu tekliften. Millet bize bunun için oy veriyor, millet burada soru soralım diye oy veriyor, hesap soralım diye oy veriyor, onun sorunlarıyla ilgili dile getirelim, çözüm üretelim birlikte diye oy veriyor. Yani bunu sadece denetleme olarak algılamayın, bu hep birlikte, çözüm noktasında da birlikte hareket etme aracıdır aynı zamanda.

18 yaş tuzağı

Milletvekili seçilme yaşını 18’e düşürüyorsunuz. Yani, hakikaten bulduğunuz bu sos güzel, etkileyici. Paketin üzerini böyle sosla, şekerle sarıp sarmalıyorsunuz, diyorsunuz ki: Ey gençler, size bu hakkı veriyorum ne güzel, mis gibi… Ama, ben inanıyorum ki bu gençler bir seçilme hakkı için bu Cumhuriyeti satmazlar, ben buna inanıyorum, eğer öyle bir şey olursa. Bu gençler Mustafa Kemal Atatürk’ün kendilerine yüklemiş olduğu görevi en iyi şekilde yerine getirirler.  Cumhuriyeti koruma görevini onlar Mustafa Kemal Atatürk’ten aldılar ve o görevlerini de en iyi şekilde yapacaklarına eminim.

Bir kerede bizi dinleyin, kandırılmayın

Daha önce de aynı şeyleri söylüyorduk.  2008-2010 yıllarını hatırlıyorum.  O  dönemde,  bir  sabah kalkıyorduk Türkan Saylan’ın kapısı çalınmış, bir sabah kalkıyorduk İlhan Cihaner alınmış, bir sabah kalkıyorduk… Derdik ki: Ya arkadaşlar, hukuk herkese lazım, bir gün gelecek size de lazım olacak. Ve hakikaten öyle oldu, bir gün geldi, hukuk herkese lazım oldu. …işte 17-25 oldu, ondan sonra 15 Temmuz oldu falan, gördük ki hukuku birilerine göre, kişilere göre, günün koşullarına göre uygulamaya çalışır, yorumlamaya çalışırsanız oradan adalet çıkmaz. .. o dönemde yasa çıkarıyorlardı; TİB Yasası. Şimdi, anlatıyorduk: Ya arkadaşlar, insanların iletişim haklarıyla ilgili, haberleşme özgürlüğüyle ilgili kısıtlama getiren, bütün yetkileri yine bir kişiye veren, böyle bir kurum yaratan bu yasaya “evet” demek, böyle bir yasayı hayata geçirmek özgürlüklerden geri adım atmaktır, ….15 Temmuzdan sonra itiraf ettiniz siz de, dediniz ki “Ya, bunu da FETÖ çıkarmış, yine kandırmış bizi. Bununla bizi dinlemişler.” falan. Hemen apar topar kapattınız o kurumu, feshettiniz. Ya, bir kere de dinleyin bizi ya. Allah aşkına bir kere de bizi dinleyin de kandırılmayın.

Giyotin değil keser

Kalkar, ertesi gün fesheder, ondan sonra da kimse de soramaz. “Niye seçime gidiyoruz, niye milletin parasını yine bir seçim için harcıyoruz?” falan diyemiyorsun. Ama deniyor ki “Mecliste giyotin sistemi var, Meclis de feshedebiliyor.” Edebiliyor da, nasıl edebiliyor? 360 milletvekiliyle edebiliyor. Onu bulmak çok mümkün mü ya da onları belirleyen kişi zaten partinin de başkanı olacak olan Cumhurbaşkanı, sizin metindeki tanımıyla ama aslında fiilen diktatör. Aslında yine yetki de kendisinde olmuş oluyor. Dolayısıyla, burada “giyotin miyotin” diye bir sistem yok arkadaşlar, burada yine tek kişide bütün yetkiler toplanmış… Ha, keser var, evet, bir giyotin yok, keser var. Keseri eline alıyor bir kişi. Ama, işte, “Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner.” diye de bir atasözümüz var yani. İstemeyiz, yani haklı çıkmak isteyemeyiz gerçekten, hesap dönsün istemeyiz, o günlere hiç gelmek istemeyiz.

Meclis’te devletin faaliyetleri görüşülemeyecek

Yani “devletin faaliyetlerini konuşmayalım kardeşim, sadece toplumu ilgilendiren şeyleri konuşalım. Bir  de  bunu  nasıl  ayıracaksınız?  Diyelim ki,  Adana’da yanan çocuklarımız… Şimdi, toplumu ilgilendiren bir faaliyet mi, devletin faaliyeti mi? Nasıl karar vereceğiz? Şimdi biz dediğimizde, “Ya arkadaşlar, Karaman’da tecavüze uğrayan çocuklar var, Aladağ’da yanan çocuklar var, bunu bir görüşelim Mecliste.” dediğimizde sizin bize şunu demeyeceğiniz ne malum? “Bu devletin faaliyetleriyle ilgilidir, görüşmeyelim.” Der misiniz? Dersiniz. Bu toplumu ilgilendiren bir konu mudur? Konudur. Yani toplumu en derinden, toplumun en derin hücresine kadar hepinizi ilgilendiren bir konu. Evet, devletin faaliyetleriyle ilgili toplumu ilgilendiren her konu aynı zamanda devletin faaliyetleriyle ilgilidir. Neden? Devlet orada görevini yapmamıştır, devlet eğitimle ilgili sorunlarını çözmemiştir, yurt açmamıştır, devlet yasal ise eğer denetim görevini yapmamıştır, devlet sorumluları cezalandırmamıştır, o yüzden, toplumu ilgilendiren bütün konular aynı zamanda devletin faaliyetidir. Böyle bir cümlenin çıkarılması doğru değildir, ben bunu iyi niyetli olarak görmüyorum. O zaman, bize, hiçbir konuyu, yasamadaki genel görüşme.
“Genel görüşmeyi koruduk bak, genel görüşme var teklifte.” diyerek birtakım aldatmacalarla aslında bütün denetim mekanizmalarından yürütmeyi kaçıran bir teklif var karşımızda.
Dün de sesin az geliyor diyorlardı da, o yüzden.

Kurtuluş Savaşı’nda nasıl hiç kimse yorulmadı, asla. Yani bu cumhuriyet öyle masa başında kurulmadı, yorulmayız, kimse merak etmesin.Günler, geceler, aylar fark etmez, buradayız. Okuruz, hatıralarımızı tazeleriz, ne bileyim, anayasa nedir, nereden çıkmış, ilk çıkış noktası nedir falan, bilmemiz lazım bunları.

Cumhurbaşkanı yetkilerinde;  “Ülkenin iç ve dış siyaseti hakkında Meclise mesaj verir.” diyor. Zaten mesaj veriyor her gün yani bunu buraya yazdık diye şey olmadı, bir şey getirmedi bu ya da istikrar getirmedi. Yani “Bakın, Cumhurbaşkanına şey yetkisi verdik, iç ve dış siyaset hakkında mesaj veriyor bize. İstikrar geldi.” Ya, böyle bir şey yok arkadaşlar. İstikrar Cumhurbaşkanının mesaj vermesiyle falan olmuyor, istikrar Cumhurbaşkanının iç ve dış siyasi belirlerken birilerine danışmasıyla, ülkenin kurumsallaşmış dış politikasını devam ettirmesiyle, ülkenin yerleşmiş iktidara göre değişmeyen millî dış politikasını sürdürmesiyle olur. İç ve dış siyaseti belirlerken birilerine danışırsa… İşte, dün akşam da söyledik, padişahın bile danıştığı kurullar var. Divanı Hümayun var, yetkileri dağıtılmış falan…

Yani, özellikle dün Suriye’yle ilgili imzalanan, yayınlanan o mutabakata baktığımızda, bu mesaj verme yetkisinin aslında ne kadar tehlikeli olduğunu da görüyoruz. Yani, bir sabah kalkıyorsunuz, “Kardeşim Esad” “Esed” oluyor ama sonra ertesi gün sabah kalkıyorsunuz, Esad’la birlikte devam kararı alınıyor.”

Yoruma kapalı.

Scroll To Top