istanbul escort

Kentlilikle kırsalı buluşturan belediyecilik: Nilüfer Kent Bostanları

Kentleştikçe tarım alanları yok olmak zorunda mı? Güvenilir, temiz gıdaya ulaşmak kentlerde yaşayanlar için imkansız mı? Genetiği değiştirilmemiş tohumlar ise bir hayal mi?”

Bu soruları Nilüfer Belediyesi Çevre ve Kırsal Alan Danışmanı Arca Atay ile konuştuk. Nilüfer’i kentleşirken nasıl kent bostanlarıyla buluşturduklarını, çocukların, gençlerin, engellilerin uğrak yeri haline nasıl getirdiklerini biz sorduk o anlattı. 

Nezahat Akişli

Nilüfer Belediyesi’nde tarımsal ve kırsal alan çalışmaları ilk olarak nasıl ortaya çıktı?

2006 yılında Nilüfer Belediyesi ile Bursa’nın ilk organik pazarını kurmuştuk ki o zaman Türkiye’de bir tane vardı. Türkiye’deki 2. organik ürün pazarını Nilüfer Belediyesi ile kurduk, Ekoder ile Nilüfer Belediyesi’nin ilk birlikteliği bu etkinlik oldu. Ondan sonra birçok çalışmamızda Nilüfer Belediyesi ve Nilüfer Kent Konseyi ile Ekoder olarak bir araya geldik. Birçok projenin paydaşlarıydık. 2009 yılında Nilüfer Belediyesi Alaaddin Bey’deki hobi bahçelerini hayata geçirdi, Nilüfer Kent Konseyi ve Ekoder’e yer verdi. 150’şer metrekarelik arazilerde ahşap barakaların da bulunduğu alanlar yaratıldı. O bahçede biz tohum deneme üretimlerine başladık. Benim Nilüfer Belediyesi’ne danışman olarak katılmam 2013 yılında oldu. Nilüfer Belediyesi’nin Çevre ve Kırsal Alan Danışmanı olmam ile daha önce yaptığımız birçok etkinliği bundan sonraki süreçte daha yakın temas halinde gerçekleştirmeye başladık.

Şu an organik ürün pazarımız var, Nilüfer Belediyesi’nin organize ettiği dört farklı yerde köylü pazarımız var. Köylü pazarlarının şöyle bir önemi var; bizzat kendi bahçelerinde ürettikleri ürünleri tüketicilerle buluşturuyorlar, daha az kimyasal kullanıyorlar ve küçük alet çiftçileri oldukları için de tabii ki onların ürünlerini daha çok tercih ediyoruz. Şimdilik dört tane ama ileride sayılarını arttırmak hedefimiz. 2015 yılında şu an bulunduğumuz mekanda 5,5 dönümlük arazi içinde, bir ofis binası da yaparak bir tesis yaptık. Nilüfer Belediyesi’nin Kent Bostanları olarak adı geçen bir projesi bu. Burada bahsettiğimiz kent bostanı kavramı, günümüzde kaybolan bostan kültürünü yaşatmak ve en azından bostan sözcüğünün unutulmaması adına tercih edildi. Burada çeşitli parsellerimiz var, bu parsellerimizde özellikle kentsel mahallelerimizde oturan kentlilerin, kendilerine ait balkonlarında, 3-4 tane saksı içinde bir şeyler üretmek isteyenlerin faydalanabileceği bir yer olsun istedik. Nilüfer Kent Konseyi içinde organize edilen Mahalle Komitelerine ulaştırılan birer yazıyla parsel talep eden komiteler kendi aralarından kişiler belirledi. Seçilen iki-üç kişiyi tarım yapmak üzere buraya gönderdiler. Şu anda 10-12 parselimiz bu şekilde mahalle komiteleri tarafından ekilip, dikiliyorlar.

Ana prensibimiz herhangi bir tarım kimyasalının ve suni gübrenin kullanılmadan üretim yapılması. Belki buranın en önemli özelliklerinden bir tanesi budur. Yani bir buğday, domates, biber denemesi yaparken ya da onların tohumlarını çoğaltmak amaçlı üretim yaparken herhangi bir şekilde tarım kimyasalı, tarım zehri kullanmıyoruz. Halbuki Türkiye’de olsun, dünyada olsun birçok yerde organik tarım yapılıyor, ekolojik tarım yapılıyor ama önemli olan onu kirletecek tarım kimyasallarından, sanayi alanlarından uzak yerlerde olması. Dolayısıyla dünya üstünde artan bir trend organik tarım. İnsanlar sağlıklarını kaybetmeye başladıklarından bu yana gıdalarını sorgulamaya başladılar. Ne zamanki hastalıklar arttı, bu hastalıkların gıdalardan kaynaklandığı üzerinde durulmaya başlandı. Bir de ne yediğimizi de bilmiyoruz, endüstriyel tarım ve gıdanın yaygın kullanıldığı kapitalist ülkelerde gençler ve çocuklar için endişeleniyoruz. Kendimizi artık boş verelim, onlar bu şartlarda çok kötü besleniyorlar. Bu kötü beslenme de aslında sistem tarafından yaratılıyor.

Yerel tohum coğrafya ve iklime adapte

Biz de buna karşı çıkıyoruz, organik tarım uygulamalarıyla, tarım ilaçlarının kullanılmadığı, suni gübrenin kullanılmadığı, temiz topraklarda üretilen gıdanın hele hele bu yerel tohumla üretilirse çok daha güzel ve anlamlı olacaktır. Yerel tohumların çok ayrı bir özelliği var, yerel tohumlar bulundukları coğrafyaya ve iklime çok iyi adapte oldukları için, tarım kimyasallarına çok daha az ihtiyaç duyuyor. Bunlardan alınan, bunların tohumlarından alınan ürünlerde aynı tür meyveyi, sebzeyi alıyorsunuz, hibrit tohumlar gibi verimi yüksek ama ertesi sene çıkmayan tohumlar değil.

Kent bostanlarında gurur duyduğumuz şey biyolojik çeşitliliğimiz, Türkiye’nin, Bursa’nın çeşitli yerlerinden, köylerinden topladığımız yok olmakta olan tohumları, üç tane beş tane demeden ekerek çoğaltmaya çalışıyoruz. Hem saklıyoruz tohumları gelecek nesiller için hem de bu konuda duyarlı olan insanlara ücretsiz olarak dağıtımını sağlıyoruz.

Nilüfer Belediyesi geçtiğimiz yıl Nilüfer Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’ni kurdu. Şu anda başkanı benim kooperatifin. Bu kooperatif Nilüfer Belediyesi’ne ait arazilerin ekilip dikilmesinde hem de kadın derneklerinin ürettikleri ürünleri de bir marka altında sunulmasına öncülük edeceğiz. Nilüfer’de 30 küsur kadın derneğimiz var bunların 20-25 tanesi kırsal tarım yapıyor. Bu kırsal tarım yapan derneklerine ciddi anlamda yardımda bulunacağız, salça yapana domates, kavanoz, şeker bulacağız. Çok güzel incir pekmezi yapan, köy ekmeği yapan kadın derneklerimiz var bunları değerlendireceğiz. Hatta Nilüfer Belediyesi’nin bir arazisinde buğday ekimi yaptık, daha sonra taş değirmende öğütülerek tam buğday unu elde ettik. Bu undan tam buğday ekmeği yapacaklar, bekliyoruz bakalım ne çıkacak. Bunu diğer aktiviteler takip edecek.

Çiftlik ve aromatik bitkiler projemiz var, bunu hayata geçirdiğimiz zaman yine alternatif bir üretim alanı yaratacağız. Hatta bunları nasıl değerlendirebileceğimize dair atölye çalışmamız var. Üretilen ürünlerden çok kıymetli uçucu yağ çıkartabiliriz. Bu gibi bir takım faaliyetlerimiz var ve olmaya devam edecek.

700’e yakın tohum çeşidiniz var, alınan tohumlardan bir sonraki yıl siz kendiniz tohum çıkartıyorsunuz. Öyle kütüphanenize dahil ediyorsunuz, sonraki yıl da çoğaltıp bizzat kendinizin düzenlediği ve başka belediyelerin düzenlediği Tohum Takas Şenliklerinde paylaşıyorsunuz, biraz da bundan bahsedebilir misiniz?

Tohum Takas Şenliği özellikle bu 2009’da Tohumculuk Kanununun ortaya çıkmasıyla başlayan bir aktivite oldu. Tohumculuk Kanunu aslında tarımı endüstriyel tarım şirketlerine terk eden, alanı onlara açan bir kanundur. Tohumun üretimi, satışı, kontrolü bu kanun çerçevesinde oluşturulacak alt ve üst birlikler tarafından gerçekleştirilecekti. Monsanto’dan Syngenta’sına kadar bakıyorsunuz dünya üzerinde lider olan tohum şirketleri Türkiye’de de var. Tohumu satamazsınız, sadece takas edebilirsiniz, fazlasını verebilirsiniz. Nitekim sertifikasız tohuma izin verilmeyecektir şeklinde yönetmeliklerde daha sonrasında çıkarıldı. Tohum takas şenlikleri tam da bununla alakalı. Demek ki tohumu satamıyoruz, tohumda da artık şirketlerin hâkimiyeti var, yarın şirket ben sana tohum vermiyorum dediği zaman ne ekeceksin, dikeceksin, dahası ne yiyeceksin. Yerel tohumun ve biyolojik çeşitliliğin korunması adına 2012 yılında takaS şenlikleri başladı. Her yıl giderek artan bir sayıda çeşitlilik ve paydaşlarla bu şenlikleri düzenliyoruz. Bu sene yine nisan ayında şenliğimizi yapacağız. Kendi ürettiğimiz yaklaşık 10-15 bin fideden de 4 bin kadarını kullanıyoruz, geri kalanını şenlikte halka dağıtıyoruz. Geçen yıl yaklaşık 30 çeşit tohumu halka dağıttık. Toplamda 700 çeşit tohuma sahibiz, geçen seneden itibaren çiçek tohumu ekmeye başladık, yelpazeyi genişletiyoruz. Nilüfer Belediyesi’nden başka bu kadar çok tohum çeşitliliğine sahip bir yer yok.

Gönüllüler aracılığıyla ekim, dikim işlerini yürütüyorsunuz. Çocukların ekolojik bilinçle büyümesini önemsiyorsunuz. Bunların geliştirilmesi konusunda projeler var mı?

Mesela bir okul gelmişti, fasulye ekim sezonuna gelmişlerdi, onlara ektirdik, bir ay sonra yine geldiler nasıl büyüdüklerini gördüklerinde büyük bir heyecana kapıldılar. Burada çocukları toprakla buluşturup, onları mutlu edebiliyorsak demek ki burada yapılacak şeyler var. Bu tür şeylere önem vermek lazım, bu konuda duyarlı okullarımız, öğretmenlerimiz var. Bu tür çalışmaları kendi okullarında bahçeleri varsa yapabiliyorlar. Engelliler için de mesela bir parselimiz var. Nilüfer Belediyesi’nin Bizim Ev ekibinden her hafta burada birkaç grup burada ekip dikmeye, ektiklerini görmeye geliyor. Bunları anlatmak değil, bunları görmek gerekiyor. Burada görme engellinin nasıl bezelye ektiğini, onu nasıl suladığını, bir ürün elde ettiğinde nasıl mutlu olduğu anlatılamayacak kadar güzel.

Birkaç tane imkan var elimizde, bir kooperatif kurduk. Şu anda hedef bir tüketici topluluğu kurmak, bu daha sonra bir tüketici kooperatifine evrilebilir. Bu topluluk sağlıklı gıdayla beslenmek isteyen ama 50 kişilik ama 100 kişilik bir topluluk. Nilüfer Kent Konseyi’nin de içinde olduğu bir Çevre Meclisi kuruldu. Bu meclis temiz ve sağlıklı gıdaya ulaşmak konusunda çeşitli faaliyetlerin kurulmasında öncülük edebilir. Bir proje yazıldı ve gönderildi, 2019 Temmuz ayında cevabı gelecek. Güzel ve kapsamlı olan bu proje ile Nilüfer yine bir ilke imza atacak. Projenin ortağı 4 il ya da belediye var, Norveç, İsveç, İsrail ile Türkiye’den de Nilüfer olmak üzere. Eğer bu proje hayata geçerse vatandaş tabanlı inovatif gıda sistemleri ortaya çıkacak. Biraz cafcaflı bir isim ama özet olarak gıda dediğiniz zaman tarım bakanlıkları, büyükşehir belediyeleri akla geliyor. Bu proje ise daha çok sivil inisiyatifi ele alıyor, yine belediye bünyesinde ama halk tabanlı olacak. Bir gıda politikası üretilecek, özellikle ilçe belediyelerinin gıda konusunda herhangi bir kontrol veya yaptırım gücü yok ama bu proje ile bir gıda politikası olabilir. Kent bahçeciliği, teras bahçeciliği, okullarda üretilen bir takım ürünlerin yetiştirilmesinde velilerin de dahil edilmesi gibi bir takım yönleri olan bir proje bu, umuyoruz ki kabul edilir ve hayata geçer.

BursaMuhalif.com

bedava bonus
medyumemirmustafa.net
porno porno izle gaziantep escort gaziantep escort gaziantep escort gaziantep escort gaziantep escort gaziantep escort ankara escort