Kamuyu kamulaştırmak – Caner Gökbayrak

Caner Gökbayrak
DOĞADER Başkanı

“Kamuyu Kamulaştırmak”; evet ana sloganımız bu olmalı. Biliyorsunuz, son 16 yıldır Türkiye’yi yöneten hükümetler, kamuyu bir şirket gibi yönetecekleri sözünü vermişlerdi.

Tam da Kamuyu Şirketleştirmek isteyenlerin yapmak istediği gibi günümüzde kamu kurumları artık halkın değil, sermayenin çıkarlarına hizmet eden hükümetlerin güdümünde birer şirket durumuna geldiler. Devlet daireleri kanunlarda yazılan görevlerini halk için yerine getirmekten çok halka ve o kamu kurumunun kendi var oluş nedenlerine ihanet eden sermaye lehine uygulamalar içindeler.

Bu durum bizi istemediğimiz, razı olmadığımız bir yaşama sürüklüyor. Görevini halkın çıkarı için yapmayan kamu kurumları, ilgili Bakanlıklar, Belediyeler, havamızın derelerimizin bu kadar kirli olmasından, doğa ve tarım alanlarımızın yapı ve sanayi işgaline uğratılmasından sorumlular.

Bir önceki makalemizde, Türkiye’de işletilen bütün tesis ve fabrikalardan her birinin, kamuya, yani halka, çevreyi kirletmeyecekleri sözünü verdikleri “ÇED Raporları” olduğundan bahsetmiştik. Buna rağmen hava ve derelerimizin bu kadar kirli olmasının nedenlerine değinmiştik.

Belediyelerin çevre kirliliğini önlemek için önemli görevleri bulunuyor. Belediyeler, kendi meclisinde kabul edilen esaslara göre düzenlenmiş Atıksu Deşarj Yönetmeliklerinde, “Kirleten Öder” yaklaşımı sergiliyor. Bu haliyle atık su yönetmelikleri “Dereler kirlendikçe Belediyeler kazanç sağlar” biçimine büründürülmüş. Ancak buna rağmen yönetmeliklerde, çevreyi kirletmekte ısrar eden sanayi tesislerinin kapatılacağı yönünde hükümler bulunuyor.

Elinde, çevreyi kirleten tesisi kapatma gibi güçlü bir koz bulunan belediyelerin, bu kozu çevreyi ve dolayısıyla halk sağlığını korumak lehine kullandıklarına çok az tanık olduk. Bursa dışındaki bir kaç belediyenin, çevreyi kirlettikleri gerekçesiyle bazı tesis ve fabrikaların kapatıldığı örnekler de yok değil. Öyle ki Kocaeli’deki Pakmaya Fabrikası gibi kapatılan fabrikaların, daha önce yapmadıkları arıtma tesisini 6 ay gibi kısa bir zamanda tamamladıktan sonra çalışmaya başlayabildiklerini de biliyoruz.

Bir başka konu Belediyelere verilen plan değişiklik yetkileri. Kentlerde 1/1000, 1/5000, 1/25000 ve 1/100000 planlar yapılıyor. Yapılan her şey bu planlara göre uygulanmak zorunda. Modern ve akılcı şehircilik anlayışına göre tüm toplumu ilgilendiren çok önemli bir neden olmadıkça bu planların değiştirilmemesi gerekiyor. Ancak Türkiye’de durum hiç de öyle değil.

Şehir Plancıları Odası Bursa Şubesi, 2012 – 2015 yılları arasında geçen 3 yılda yalnızca Bursa’da 3560 plan değişikliği yapıldığını açıkladıklarında, ben bile bu kadar yüksek bir sayı olabileceğini tahmin edememiştim. Yapılan plan değişikliklerine baktığınızda birçoğunun, tarım ve doğal alanların yapılaşmaya ve hatta sanayiye açılmasına yönelik olduğunu görüyoruz.

1/100.000 Bursa Çevre Düzeni Planı, Bursa’nın Anayasası niteliğindedir. Kentin konut, sanayi, tarım ve doğal alanlarının sınırları bu plan üzerinde net olarak belirlenmiştir. Çevre Düzeni Planları ile aynı zamanda, kentin hedeflenen nüfusu ve buna bağlı olarak gelişme alanları belirlenmiştir.

Halen yürürlükte olan 2020 yılı 1/100.000 Bursa Çevre Düzeni Planı Plan Notlarında “Bursa Ovası, toprak sınıfına bakılmaksızın korunacaktır” hükmü bulunmaktadır. Ayrıca çizili plan üzerinde nerelerin ova olarak koruma altına alındığı belirlenmiştir.

Hiç kimse bu plan sınırları ve hükümleri dışında hareket edemez. Ancak böyle olmadı. Bursa Ovası üzerinde kaçak konutlar olduğu gibi yüzlerce kaçak sanayi tesisi de bulunuyor.

İşte tam da bu noktada biz, yabancı ülkelerdeki dostlarımıza kaçak fabrikaları anlatamıyoruz. İşin aslı, onlar için kaçak ev, konut bile anlaşılmazken, işçi çalıştıran, vergi ödemesi gereken fabrikaların nasıl olup da kaçak olarak yıllarca çalışmasına izin verildiğini anlamak gerçekten çok güç.

Kaçak sanayi tesislerinin hemen hepsi yine kaçak çektikleri yeraltı suyunu kirlettikten sonra arıtmadan derelere, Nilüfer Çayı’na boşaltıyorlar. Haziran ayı gelip, Uludağ’dan akan dereler kuruduğunda alıcı ortam kalmadığında, Nilüfer Çayının dayanılmaz kötü kokular saçarak akmasının nedeni budur.

Bursa’da ova üzerine kurulmuş arıtma ve filtre sistemi olmayan yüzlerce kaçak fabrika, derelerimizi ve havamızı kirletmeye devam ederken, bu fabrikaların kamu kurumları tarafından en azından sanayi bölgelerine taşınmaya zorlanmasını ve böylelikle kirliliğin azaltılması beklerdiniz değil mi?

Onun yerine Bursa Ovası üzerine, DOSAB gibi Kestel, Gürsu, Barakfakih, Hasanağa, Kayapa, Yenice (İnegöl)’de derelerin kenarına inşa edilen fabrikalara sonradan “Sanayi Bölgesi” ünvanı verilerek kanunlara aykırı davranan sanayiciler ödüllendirildi.

Yapılanlar bununla da sınırlı kalmadı. 2013 yılında Bursa Büyükşehir Belediyesi, 1/100.000 Bursa Çevre Düzeni Plan Notlarında yaptığı değişiklikle havamızı ve dereleri kirleten bu kaçak sanayi tesislerine 2020’yılına kadar af getirdi.

Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin Bursa Ovası üzerinde kaçak fabrikaları affeden 1/100.000 Plan Notu değişikliğine Bursa Barosu, TMMOB Şehir Plancıları, Ziraat ve İnşaat Mühendisleri Odalarının Bursa Şubeleri ile DOĞADER Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği olarak dava açtık.

2014 yılı sonunda sonuçlanan dava kazanıldığı halde geçen yıllar içinde Bursa Büyükşehir Belediyesi kaçak sanayi tesislerini Atıksu Yönetmeliğine uymadıkları gerekçesiyle kapatma kozunu kullanarak sanayi bölgelerine taşınması konusunda hiç bir çaba göstermedi.

Bursa Büyükşehir Belediyesi, davayı taşıdığı temyiz mahkemesinden de Belediyenin aleyhine sonuç alınca 2017 yılında kaçak sanayi tesislerinin bulunduğu araziyi bu kez çizili planlar üzerinde ova sınırları dışına çıkartan yeni bir Çevre Düzeni Plan değişikliği yaptı.

Kanunlara aykırı davrananlar, ovayı işgal eden, deremizi, havamızı kirleten, kaçak fabrikaları kuran sermayedarlar bir kez daha ödüllendirildi. Bu plan değişikliği, yeni kaçak sanayi tesislerinin kurulmasına teşvik etkisi de taşıyordu. TMMOB ŞPO ve ZMO Bursa Şubeleri’nin bu son plan değişikliğine açtığı dava devam ediyor.

Anımsayın. Yakın bir süre önceye kadar Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı televizyon kanallarında yayınlattığı tanıtım filminde, ovaları korudukları izlenimi veriyordu. Ancak gerçekler reklamlarda olduğu gibi değil. Kamu kurumları, doğamızı, ovalarımız korunmadığı gibi derelerimizin ve havamızın kirletilmesine izin veriliyor.

Halk için var olan devlet kurumları ovamızı, doğamızı korumuyorsa bunların yok edilmesine, kirletilmesine göz yumuyorsa, bu kurumların halktan çok sermayenin çıkarları doğrultusunda çalışır duruma getirildiğini artık görmemiz gerekiyor. İşte bu nedenle şirket gibi yönetimden kurtularak “Kamunun Kamulaştırılmasına” her zamandan daha çok ihtiyacımız var.

Bursa Muhalif Gazetesinde yayınlanmıştır