Kağıt fabrikası için yalıpan plan değişikliği ikinci kez iptal edildi!

Bursa 2. İdare Mahkemesi, Orhangazi’de İznik Gölü kıyısına kağıt fabrikası kurulmasına olanak sağlayan imar planı değişikliğini ikinci kez iptal etti.
Bursa Barosu, Ziraat Mühendisleri Odası Bursa Şubesi ve Av. Erol Çiçek tarafından açılan davayla ilgili son durumu kamuoyu ile paylaşmak üzere Bursa Barosu basın toplantısı düzenledi.
Altun, Bursa Barosu’nun, doğa ve kentsel düzenlemeler konusunda yarını düşünmeden hoyratça hareket eden idareye karşı mücadelesinin, asla “istemezük” mantığının sonucu olmadığını söyledi. Altun “İstemiyorsak, karşısındaysak hukuka uygun değildir, yapılan işte kamu yararı yoktur” dedi.
Altun, davayla ilgili olarak şu bilgileri verdi:
“Albayrak Turizm Seyahat AŞ’ye, İznik Gölü kıyısında kağıt fabrikası kurması için yapılan ve Orhangazi Ovası’nı tamamen sanayi yapılanmasına açan plan değişikliğinin iptali üzerine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca temyiz edilen karar Danıştay 6. Dairesi tarafından onanmıştı.
Plan değişikliğiyle İznik Gölü koruma alanları sanayi alanına dönüştürülecek ve mevcut sanayi tesislerinin yanına eklenmek suretiyle Orhangazi Ovası, sanayinin talanına açılacaktı.
Onama kararı üzerine, Bakanlık karar düzelteme yoluna başvurdu. Daha önce aynı dairenin beş üyesinden üçü onama yönünde oy kullandı. Yeni yapılan atamalarla üyeleri değiştirilen 6. Daire’deki karar düzeltme aşamasında bu kez üç üye bozma yönünde oy kullandı ve Bursa 2. İdare Mahkemesi’nin iptal kararı bozuldu. En vahimi de, önce onama yönünde oy kullanan bir üye bu kez bozma yönünde oy kullandı. Bir hakimin, karar değişikliğinin gerekçesini yazması gerekirken hiçbir gerekçe yazmadı, yazamadı.
Danıştay’ın karar düzeltme aşamasında verdiği; bozma kararı üzerine, bölgede keşif yapılıp; bilirkişi raporu hazırlandı. Bilirkişi raporu davalı şirket aleyhindeydi. Hazırlanan bilirkişi raporu mahkemece taraflara tebliğ edildikten sonra ve dava karar aşamasındayken, Albayrak Turizm Seyahat AŞ vekilleri, 14 Mayıs 2018 tarihinde Bursa 2. İdare Mahkemesi Başkanı hakkında reddi hakim dilekçesi vermişler ve mahkeme başkanı ile aralarında husumet olduğunu ileri sürmüşlerdi.
“Paralel hakimler santrali durdurdu”
Husumetin sebebi olarak, Albayrak Grubu’na ait Yeni Şafak Gazetesi’nde, 07.01.2016 tarihinde yayınlanan ‘Paralel hakimler santrali durdurdu’ başlıklı haber üzerine Mahkeme Başkanı’nın haberin tekzibi için Bursa Sulh Ceza Hakimliği’ne başvurması gösterilmiştir.
Bütün bu süreçte yargının üzerinde yoğun bir siyasi baskı olduğu çok açık olarak anlaşılmıştır. Bu baskı, Mahkeme Başkanının davadan çekilme kararının heyet tarafından kabulünde ve Başkanın yerine heyete katılan üyenin karara muhalif kalmasıyla çok açık olarak ortaya çıkmıştır.
Başkanın çekilmesi üzerine, bir başka üyenin heyete katılmasıyla yeniden toplanan Mahkeme, bir kez daha Albayrak Holding’in kağıt fabrikası kurması için yapılan plan değişikliğinin iptaline karar verdi. Başkan yerine geçen üye karara muhalif kaldı.
İptal kararının gerekçesinde; Plan değişikliği yapılan alanın sulanabilir, mutlak tarım arazisi olduğu; alanın sanayi yerleşimine açılmasının, yüzey ve yeraltı sularını kirleteceği; buna bağlı olarak su kalitesinin düşmesinin tarım ve su ürünleri açısından risk oluşturabileceği, su seviyesi ve kalitesi bakımından gölün geleceği için tehdit oluşturacağı; plan değişikliğinin bilimsel ve teknik verilere ve 1/100.000 Bursa 2020 Yılı Çevre Düzeni Planı ve plan hükümlerine aykırı olduğu belirtildi.
Sonuç olarak; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, doğayı talan etme bakanlığı gibi çalışmaktadır. Bursa Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ise önüne konan her projeye gözü kapalı onay vermektedir. Bu plan değişikliğinde ısrar, Orhangazi’yi ikinci bir Dilovası olma tehlikesi ile karşı karşıya bırakıyor.
Siyasi iktidarın emrindeki bürokrasinin, mevzuata ve hukuka aykırı tutumlarını uzun zamandır biliyoruz. Asıl vahim olan, Orhangazi’deki siyasi partilerin ilçe örgütleri ve sivil toplum örgütlerinin suskunluğu ve vurdumduymazlığıdır. Bursa’da turizmi geliştirmekten bahsedenler ortada gözükmüyor, yeni yatırımlara yol vermeye çalışanlar ve susan dilsiz şeytanlar, gelecek kuşaklara karşı suç işlemeye devam ediyorlar.”
“Devlet denetleme kurulu’na verilen yetkiler, yargıyı by-pass etmektedir”
Basın toplantısında Devlet Denetleme Kurulu’nun teşkilat, görev ve yetkilerini belirleyen 5 nolu Cumhurbaşkanlığı kararnamesine de değinen Altun, “Bu uygulama; mevcut Anayasa, İLO sözleşmelerine ve 6356 Sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’na aykırıdır. Yargıyı by-pass etmektir” diye konuştu.
Altun, “DDK’ya tanınan yetkiler, başkanlık rejiminin keyfiliklerinin yeni bir örneğidir. DDK, süper yetkilerle donatılmış olağanüstü bir idari denetim organı haline getirilmiştir. Bu düzenleme ile Cumhurbaşkanlığı DDK aracılığıyla kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının, örneğin;  baroların, tabipler birliğinin, eczacılar odasının veya herhangi işçi ve işveren sendikasının, vakıf ve derneklerin tamamını vesayet altına alarak iktidar ve cumhurbaşkanlığı politikaları ile icraat ve kararlarının eleştirilmesini önleyecektir. Bu yetkilendirmenin, toplumsal muhalefetin tamamen ortadan kaldırılmasına yönelik antidemokratik bir düzenleme olduğunu düşünüyoruz.”
Bursa Barosu Başkanı Altun, gündemdeki yeni torba yasaya ilişkin de, “OHAL sonrası düzenlemeleri içeren teklif yasalaşırsa;
1- 703 sayılı KHK ile Cumhurbaşkanı’nın temsilcisi olan valiler, kamu düzenini ya da kamu güvenliğini bozabileceği kuşkusu bulunan kişilerin belirli yerlere girişlerini, dolaşmalarını ve toplanmalarını kısıtlayabilecek,
2- Gözaltı süreleri 48 saat ve toplu olarak işlenen suçlarda 4 gün olacak ve bu süreler 2 kez uzatılabilecek,
3- Tutukluluğa itiraz ve tahliye talepleri dosya üzerinden karara bağlanabilecek,
4- Tahliye talepleri 30’ar günlük sürelerle karara bağlanabilecek,
5- Tutukluk incelemesinin, kişi ya da müdafinin dinlenilmesi kaydıyla yapılabilmesi 90’ar gün arayla olabilecek,
6- Kurumların kendi içinde oluşturacakları komisyonlar, 3 yıl süreyle, ilgili hakkında soruşturma açmadan ve ilgilere savunma hakkını tanımadan, ihraç işlemlerini yapabileceklerdir.
Bunların tümü, insan hak ve özgürlükleri için ciddi tehdittir. Bu tehdidi 16 Nisan 2017 Anayasa referandumu öncesinde defalarca dile getirmiştik. Uyarılarımızda haklı çıkmamız asla tesellimiz değildir. Denge ve denetleme mekanizmalarının olmadığı, bütün yetkilerin tek elde toplandığı, egemenliğin kayıtsız şartsız Cumhurbaşkanına devredildiği bir sistemin görünür yüzüdür bu düzenleme istekleri. Hiç hukuk eğitimi almayanların yargıç olabileceği günlerde, OHAL’in sadece adı kalkacak fakat olağan hale gelecektir” dedi.