Hukuk yoksa, kütük var – Av. Umut Beyaz

Çağdaş Hukukçular Derneği Bursa Şube Başkanı Av. Umut Beyaz

703 sayılı KHK nın 136 .maddesine göre artık idari yargı adaylarının hukuk fakültesi mezunu olma zorunluluğu kaldırıldı. Uzatmadan en yalın haliyle söylecek olursak idari yargıda hakim olmak için artık hukuk fakültesi mezunu olmanıza gerek yok. Bakanlığın uygun göreceği herhangi bir dört yıllık üniversite bitirmeniz idari yargıç olmanız konusunda size şans tanıyor. Başlangıçta çok çarpıcı gelse de şöyle etraflıca düşününce Cumhurbaşkanı olmak için dört yıllık üniversite bitirmenize bile gerek yok. Yine çıtayı yüksek koymuşlar aslında dört yıllık bir üniversite bitirmek de bir kriter.

İşin mizahını bir kenara bırakırsak 703 sayılı KHK ile de önümüze konan tablo bize çok önemli iki gerçekliği gösteriyor. İlk olarak, 20 Temmuz 2016 tarihinde ülke genelinde üç aylığına ilan edilen OHAL ikinci yılını doldurmak üzere ve o günden bu yana meslekten ihraç edilen hakim ve savcı sayısı 4000 in üzerinde ; oluşan hakim ve savcı açığı bir türlü istenilen düzeyde doldurulamıyor. İlan edilen OHAL ile birlikte hızla devletleşme sürecini tamamlamaya çalışan AKP ne kadar zorlasa da nitelikli kadrolar tahsis edemiyor ve önemli gördüğü kurumları kendi kadroları ile doldurabilmek adına en temel yeterlilik vasıflarından dahi feragat ederek bu açığı kapatmaya çalışıyor. Bunun sonucu olarak da maalesef karşımıza bu denli akıl yoksunu düzenlemeler çıkıyor.

Nasıl ki hastaneye gittiğinizde kendinizi tıp fakültesi mezunu olmayan bir doktora emanet etmek istemezseniz. İdareye karşı açtığınız bir davaya da elbette ki hukuk fakültesi mezunu olmayan bir yargıcın bakmasını istemezsiniz.Zira ikisinde de ortaya çıkacak sonuç bekletilerinizi karşılamayacak ve acı sonuçları olacaktır.İlk bakışta bu önerme ,örnekleme doğru gibi gözükse de memleketin yargısının geldiği noktada bunun bir önemi kaldı mı ? Malesef ki bir önemi kalmadı.

677 sayılı KHK ile kapatılan Çağdaş Hukukçular Derneği, Özgürlükçü Hukukçular Derneği ve Mezopotamya Hukukçular Derneği ‘nin temsilcilerinin adımlarıyla başlayan ve büyük bir uluslararası hukuk organizasyonuna dönüşen, 2017 Uluslararası Hukuk Konferansı ‘nın raporları Türkiye deki yargının halini çok net delillendirmiş ve tanımlamıştı.13-14 -15 Ocak 2017 tarihlerinde Ankara’da düzenlenen Uluslararası Hukuk Konferansı, “Ohal Koşullarında Türkiye’de Yargı Sistemi” başlığıyla yargının mevcut halinin bir fotoğrafını çekmiş durumun vahametini ortaya koymuştu. Aşağıda paylaşacağım değerlendirmeler Yasama Yürütme Yargı İlişkileri Atölyesine ait sonuç raporundan yapmış olduğum alıntılardır.

2010 yılında Anayasa değişiklik paketi ile HSYK yapısı değiştirilmiş olup seçim sistemi getirilmiştir.Getirilen seçim sistemi ile iktidar ve cemaat güdümüne giren HSYK yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı güvencesi olmaktan çıkıp yargının tamamen siyasallaşmasının yolunu açmıştır.

2010 yılı Anayasa değişikleri öncesinde de siyasal iktidarın gölgesi ve politikaları HSYK üzerinde hissedilse de liyakat ,kıdem gibi oluşmuş yargı kültürüne çoğunlukla önem veriliyordu.2010 yılı değişiklikleri ile kendisinden olmayan, biat kültürü dışında kalan yargıç ve savcıların tamamen sistem dışına itilmesinin yolu açılmış oldu.

HSYK her dönemde siyasal iktidarın yargı üzerindeki tahakküm aracı olmakla 2010 sonrasında kanunu çiğnemekte sakınca görmeyen tümüyle siyasallaşan bir yapıya dönüşmüştür.


“2010 yılı sonrasında HSYK yapısında gidilen değişikliklerle yargıç ve savcıların görevlerini yaparken iktidarın görüş ve talepleri dışına çıkması ödül ve ceza yöntemiyle denetim altına alınmıştır. Yargıç ve savcılar kendilerini dava adamı gibi görerek tamamen siyasal iktidarın memuru konumuna getirilmişlerdir.

Gerek HSYK uygulamaları gerekse yargı bürokratlarının açıklamaları yargıç ve savcılar üzerinde tehdit ve korku iklimi doğmasına neden olmuştur. 15 Temmuz 2016 sonrası yaklaşık 4000 yargıç ve savcının açığa alınması sonrası oluşan boşluk siyasi iktidara yakın avukatlar ve yine kendilerine yakın olduğunu düşündükleri stajını dahi tamamlamamış hakim -savcı adaylarıyla doldurulmuştur.”

Bundan bir buçuk sene önce katılımcıları arasında çok değerli yargıç ve savcılarında bulunduğu bu konferansın raporları bizlere yargının/yargıçların içinde bulunduğu durumu çok net ifade etmektedir. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı, yargıçlık teminatı çok daha önceleri yitirilen kavramlar olup bugün bu kavramları hatırlamak, tartışmak bile lüks haline gelmiştir. Mevcut sistem içerisinde iktidarın görüşleri / talepleri dışında bir karar verme şansı bulunmayan yargıçların işte tam da bu yüzden hukuk fakültesi mezunu olup olmamasının bir önemi olmadığı kanaatindeyim. Zira bu denli baskı altına alınmış bir meslek grubunun vermiş olduğu kararlar, almış olduğu eğitim ve bilgi birikimine dayanmamaktadır.

703 sayılı KHK ile önümüze konan tablonun bize gösterdiği ikinci gerçeklik ise tüm baskı ve kontrol alma çabalarının istenilen düzeyde her zaman sonuç vermediğidir. AKP nin kendisini denetleyecek olan yargı mekanizmasının üzerinde oluşturduğu baskı yeterli gelmemiş olacak ki artık bu işi hukukçulara da bırakmamak kanaatine varılmış ve bu nedenle de ortaya 703 sayılı KHK daki düzenleme çıkmıştır. Halen hukukun üstünlüğüne inanan ve kararlar yazan hakimler de olduğunun göstergesidir aynı zamanda bu düzenleme.Ki bir daha böyle kazalara denk gelinmesin zaman kaybedilmesin diye.Bu da bizim iyimser avuntumuz olsun.

Bu kadar karamsar tablo sonrasında bir avuntu ile bitirecek değiliz elbette son sözümüzü ! Cerattepe yi yola devirdikleri kütükle savunan Artvinlilerin sözüdür tam da bu son söz: Hukuk Yoksa Kütük Var

Bursa Muhalif Gazetesinde yayınlanmıştır