Son Haberler

Hangi sınıf için demokrasi? – Ozan Kaplanoğlu*

11 Ekim 2016

15 Temmuz darbe girişimi ardından Erdoğan’ın talimatıyla halkın sokaklara dökülmesi, günlerce meydanlardan ayrılmaması ve hatta kentlerin simge meydanlarının isimlerinin “Demokrasi Meydanı” olarak değiştirilmesi üzerine AKP’nin demokrasisi bize göre iyice gülünç bir hal aldı. Bu yazının tartışmalarını yaparken darbe girişiminin ardından Demokrasi Meydanı olarak ismi değiştirilen Şehreküstü Meydanı’nda yediğimiz dayaklar geldi aklıma. 31 Mayıs 2012’de Erdoğan’ın Hopa ziyareti sırasında polisin halka saldırısı esnasında “Beni de alın memleketi kurtarın” diyen öğretmen Metin Lokumcu’nun kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmesi üzerine tüm Türkiye’de eylemler başlamış, Bursa’da da AKP İl Binası’na yürüyüş düzenlemiştik. Şehreküstü Meydanı’nda AKP Bursa Milletvekili Adayı Bülent Arınç’ın seçim bürosunu yumurtalarla protesto ederken polisin sert müdahalesiyle karşılaşmış, bir güzel kavga etmiştik. Aklıma gelen bir diğer olay ise Berkin Elvan’ın hayatını kaybetmesi üzerine olmuştu. AKP İl Binası taşlanmaya başlayınca Erdoğan’ın destan yazan polisleri binlerce “Demokrasi savunucusu”nun üzerine hunharca plastik mermiler, gazlar ve tazyikli sularla saldırmış, ağır yaralanan insanlar olmuştu. Demokrasi savunucusu diyorum, aklıma Lenin’in “Hangi sınıf için demokrasi?” sorusu geliyor. 

Yeni sömürge faşizminde “Demokrasi”

Türkiye’de yukarıdan kurulan yeni sömürge kapitalizmi, AKP eliyle neo-liberal haline evriltilmesiyle, yeni sömürge faşizmi de AKP dönemini yaşamakta. Faşizmin sacayakları politik İslamcı neo-liberal sisteme uygun olarak yerlerini yenilerine bırakmakta. AKP iktidarı medya, aydınlar, güç erki gibi siyasal iktidar blokunun etmenlerinin yenileriyle değiştirilmesinde Gülen Cemaati’ne de çok şey borçludur. Ergenekon ve balyoz davalarıyla ordunun itibarsızlaştırılma ve Kemalist kadrolardan arındırılması, polis güçlerinin devletin ana zor aygıtı haline getirilmesi, Anti-Komünist politikalarla yeni siyasal İslamcı akademik kadroların oluşturulması, Cemaat’in Devlet açısından en önemli icraatları sayılabilir. Gel gelelim sömürge tipi faşist ülkelerde “demokrasi” kavramı kelimenin tam anlamıyla parlamenter demokrasidir. Parlamento sistem içi çelişkilerin minimalize edilmesi için bir araç, çoğulcu demokrasiyle muhalefetin tamamen sindirildiği bir yerdir. Demokrasi mitinglerinin içeriğine de bakarsak AKP’nin ve tabanının demokrasiden ne kadar uzak olduğunu görebiliriz. Rabia, kurt ve şehadet hareketleri, tekbir sesleri Türkiye tarihinde her zaman demokratların, solcuların, devrimcilerin karşısında, onlara saldırırken, linç ederken kullanılan gerici- faşist sembollerken, AKP’nin demokrasi nöbetlerinde bunlardan başka hiçbir sembol göremedik. Tekbir eşliğinde “idam isteriz” talebi de güruhun demokrasiyle ilgisini gözler önüne epey serdi. Nöbete katılanların sarık, cübbe ve burka gibi Siyasal İslam`ın gerici kurucu kadrolarını içermesinin yanı sıra, Tevhid bayrakları ve alın bantları çarpıcı şekilde fazlaydı. Anti-komünist, anti-demokratik slogan ve unsurların AKP’nin demokrasi mitinglerinde, meydanlarında bu kadar görünür olmasını sömürge tipi faşizme ve bunun demokrasi algısına borçluyuz. AKP Gülen Cemaati’yle giriştiği kavgada karşılaştığı küçük darbe girişimini faşizmine kitle tabanı oluşturma anlamında lehine çevirmiş, tüm güç aygıtlarını yeniden şekillendirmiş, bunun adını da “demokrasi” koymuştur. Yıllarca yoksul mahallelerde cemaatle birlikte örgütledikleri, gerici- faşist- islamcı kadrolar halk olmuş, bunların iradesi de halkın iradesi haline gelmiştir. 

Bugün gericiliğe ve faşizme karşı mücadele demokrasiye karşı mücadele anlamına gelirken, savaşa karşı mücadele de “Milli birlik ve bütünlüğe” düşman hainlik safına gelmekte. AKP’nin yeni terör ve savaş konseptine karşı direnmek, faşizmin kitle tabanıyla da göğüs göğüse gelmekten kaçınmayacak bir muhalefeti zorunlu kılmakla beraber, gericiliğe karşı aydınlanmayı, ranta karşı doğayı, kapitalizme karşı emeği savunmayı, demokrasi için sopa yediğimiz meydanların “Demokrasi Meydanı” yapanların demokrasisine karşı gerçek, halk demokrasisini savunmayı zorunla hale getirmekte.

*Bu yazı Çağdaş Gazete Eylül 2016 sayısında yayınlanmıştır

Yoruma kapalı.

Scroll To Top