Hamle sırası bizde – Ahmet Keskin

Bursa’da yaşayan, alın teriyle geçinen, laik, çağdaş, eşit, barışçıl ve demokratik bir kent ve ülke için mücadele eden insanlarız. Başka başka yerlerden göç etmişiz ve çoğumuz birbirimize benzemiyoruz. Ama bizi buraya toplayanlar o kadar çok soruna neden olmuşlar ki sorunlarımız bizi birbirimize bir hayli benzer kılmış.

Niteliksiz ve paralı sağlık uygulamalarından,  gerici eğitim uygulamalarından, sermaye tarafından zehir saçılmasına göz yumulan çevre politikalarından, OHAL’li KHK’lı güvencesiz çalışma düzeninden, kentte doğu ve batı arasında açık seçik görülebilen gelir adaletsizliğinden, zaten dezavantajlı  olan yoksul mahallelerin tüm hizmetlerden yoksun bırakılarak  halkın umutsuzluğa terk edilmesinden şikayetçiyiz. Haklarımızı aramadan bu sorunlar yumağının çözülmeyeceğini de bilenlerdeniz.

Elbette daha birçok sorun sayabilir ve her başlıkta ortaya çıkan haksızlıkları bir bir sıralayabiliriz. Peki bu sorunlarla baş edebilmek için yapmamız gereken şey nedir? Bu soruya ortak bir cevabımız var. Cevabımız örgütlenmektir.  Hedefimiz kendi yaşamına, haklarına sahip çıkma iradesiyle donanmış milyonların bu zulme neden olan bir avuç sömürgeciye karşı direnmesini sağlamaktır. Bu direnme iradesi elbette ki hayatın içinde, demokratik kitle örgütlerinde, sendikalarda, meslek odalarında, üniversitelerde, liselerde, mahallelerde, hak meclislerinde mayalanacak, fiili, meşru mücadeleyle zafere ulaşacaktır. Halkın iradesi buralarda ortaya çıkmalı ve çözümler asla seçilmiş veya seçilmemiş birtakım kurtarıcılara havale edilmemelidir.

Muhalifler açısından alınabilecek  belli başlı tavırlar; boykot, bağımsız aday çıkarma, CHP’ye oy verme, HDP’ye oy verme şeklinde sıralanabilir. Normal bir seçim sürecinde CHP ve HDP’nin içinde yer almayan sosyalistler açısından boykot veya bağımsız aday çıkarma tavırları alınır ya da geçmiş dönemdeki sorunlardan sorumlu tutulan iktidara  oy vermemeyi öneren bir çalışma yürütülür, esas olarak seçim dönemi, seçime dair iddiası olmayan bir propaganda dönemi olarak geçirilir. Ve bu örgütlülüklerin tamamı esas olarak sandığı bir sorun çözme aracı değil sistemin kendi meşruluğunu sağlama aracı olarak tarifler.

16 Nisan’da önemli bir direniş ortaya koymuş olmamıza rağmen Erdoğan bir şekilde sandıktan evet çıkmasını sağlamıştı. Tüm demokratik haklarımızı, kazanımlarımızı yok sayan tek adamlık rejimine geçişin karşısında durmak direnenler açısından önemli bir görev olmayı sürdürüyor. Seçimlerden Tayyip Erdoğan’ın başkan olarak çıkması 16 Nisan’da karşısında birlikte direndiğimiz projenin hayata geçmesi anlamını taşıyor. Bizlere de 16 Nisan’da yarım bıraktığımız işi bitirmek ve tek adamlığa geçişi önlemek düşüyor. Ve şu an matematik bunu başarmanın elimizde olduğunu gösteriyor. Başkanın ilk turda seçilemeyeceğini varsaydığımızda ortaya nasıl bir meclis aritmetiği çıkacağı çok fazla önem kazanıyor. Bu koşullarda iki tane önemli işimiz var; birincisi seçimde hile olmasını önlemek, ikincisi HDP’ye barajı aştırmak. HDP barajı aşamazsa 60 ila 80 milletvekili AKP adına meclise girmiş olacak. HDP barajı aştığı takdirde sayı ve moral üstünlük muhalefete geçecek ve ikinci turda Tayyip Erdoğan’a karşı başkanlık yarışında olacak olan adayın eli son derece  güçlenecek. HDP’ye barajı geçirtmek ve AKP’ye bu çelmeyi takmak elimizdeyken  kitlelerin olası gerici eğilimlerine teslim olmanın anlamlı bir açıklaması olamaz. Sonuç alınacak olan hamle HDP’ye  barajı aştırmaktır. Bu yüzden de bunu öngörmeyen hiçbir seçim taktiği tek adamlık rejimine geçişin önüne geçme iddiası taşımaz.

Peki mesele sırf matematikse yani dert tek başına barajın aşılması ise bunca yazıyı neden yazdık? Tabi ki HDP’yi eleştirdiğimiz ve farklı düşündüğümüz birçok konu var. Bunların bir kısmı son derece hayati ve temel konular. Fakat  farklı programlara sahip olmamız bize HDP’yi bu kentin ortak mücadelesinin dışında tarifleme hakkı  vermez.

Yazının ilk kısmında belirttiğim tüm sorunlar karşısında  yıllardır Bursa’da mücadele verenler arasındayım. HDP bileşenleri , bu mücadelelerin birçoğunda asli unsurlar arasında yer almakla birlikte, DOSAB’da kurulmaya çalışılan termik santrale karşı mücadeleden tutun da Nilüfer Çayı Temiz Aksın kampanyasına kadar,  sendikalarımızın örgütlenme faaliyetlerinden  tutun da işsizliğe ve pahalılığa karşı yaptığımız eylemlere kadar, 1 Mayıs meydanlarından tutun da Haziran İsyanına kadar, Soma katliamına karşı yapılan eylemlerden tutun da yolsuzluğa, hırsızlığa karşı yapılan kampanya ve etkinliklere, son dönemde Bursa muhalefetinin yükünü çekmeye çalışan Bursa Demokrasi Güçleri’nin eylemlerine  kadar, sayabileceğiniz, muhalefet adına aklınıza gelebilecek tüm eylem ve etkinliklerde şu veya bu şekilde, az ya da çok katkı sunmuştur. Bu kenti her zaman önemsemiş ve mutlaka direnişin (bazen asli bazen tali) bir parçası olmuştur.

Elbette hepimiz farklı programlara sahibiz ve asli görevimiz kendi programımızın hakkını vermektir. Bağımsız duruşumuz asla dayanışma içinde olmamıza engel olmamıştır ve bundan sonra da olmayacaktır. Bu seçimlerde elimizde hem AKP’ye çoğunluğu kaybettirme ve ikinci tura özgüvensiz bir Erdoğan sürükleme  şansı hem de genel başkanı  hukuksuz bir şekilde hapsedilen, il yöneticileri ve üyeleri düzmece fezlekelerle sırayla  özgürlüğünden mahrum bırakılan, direniş alanlarından tanıdığımız HDP’li dostlarımızla dayanışma şansı vardır ki seçimin ikinci turunun anahtarı da 8 Temmuz sonrası mücadelenin seyri de tam da bu anda bu dayanışmanın başarılı olup olmayacağıyla doğrudan ilgilidir.

Tavrımız seçim sürecinde somut durumun bize tariflediği görevi yerine getirmek ve seçimin sonucu ne olursa olsun Bursa’da haklar mücadelesinin ve faşizme karşı yıllardır hep birlikte sürdürdüğümüz direnişin bayrağını yeniden yukarılara çekmek olmalıdır. Hamle sırası gelince hamle yapmayanlar kazanma iddiası taşımayanlardır. Bizlere düşen seçim sürecinde sırası gelmiş olan hamlemizi yapmak ve her koşulda halkın saf dışı kalmasını önleyecek, kendi kaderi üzerinde söz sahibi olmasına vesile olacak fiili, meşru hak alma örgütlerini büyütmektir.

Bursa Muhalif Gazetesinde yayınlanmıştır