Son Haberler

Halkın mühendisi olmak bunu gerektirir – Ozan Kaplanoğlu

12 Ocak 2014

Bugün Kimya Mühendisleri Odası’nın Genel Kurulu’nu takip ettim. Çokça genel kurul takip etmekle birlikte meslek odaları camiası tarafından farklı bir genel kurul seyrettik. Mühendisler, mühendislik hizmetini emirlerine amade ettiği temiz su hakkı mücadelesi veren köylülerle beraberdi. Sanki halkın olanı halka teslim etme görevini hatırlatan ve yerine getiren bir tutum sergiledi Ali ağabey. Ağabey diyorum çünkü, biz birlikte mücadele ettiğimiz, destekçisi değil içimizden olan insanlara “bey, hanım, başkanım” demeyiz. Ali ağabey bize mühendis olmanın, bilimsel bilgiye sahip olmanın ancak halkın yararına, halkın mücadelesinin içinde yerini bulabileceğini tekrardan hatırlattı.

Halkın olanı halka geri vermek derken abartılı bir ifade kullandığımı düşünebilirsiniz. Bilim zaten halkın diyebilirsiniz… Söz kimyadan açılmışken kimya biliminin tarihsel sürecine doğru bir gözatalım öyleyse.

Her bilim dalında olduğu gibi kimya bilimi de yüzyıllar, hatta binyıllar boyunca biriken bilgiler ışığında yükselmektedir. Doğada hazır bulunan maddelerin birleştirilmesiyle daha kullanışlı ve elverişli maddeleri keşfedenler, binlerce yıl önce bunu düşünmeyi iş edinmiş insanlar değillerdi tabi ki de. İsimlerini kitaplarda, belgelerde bulamayacağımız çömlekçiler, dökümcülerdir aslında bunları bulanlar. MS. 2. binyıla kadar kimya bilimine temel oluşturabilecek bir çok isimsiz mucit, bugün bu bilginin kime ait olması gerektiğini bilmemize yeter de artar bile.

Devam edelim… Başka çağlarda olduğu gibi, klasik öncesi Antik Çağ’da da, okuryazar olmayan zanaatkarların doğa bilgisine olan katkıları hem kritik hem de belgelenemez özellikteydi. Bildiğimiz Kolektif olarak “İskenderiyeli kimyacılar; damıtıcı, fırın, ısıtma banyosu, cam kap, filtre ve bugün de kullanımda olan diğer kimsayal ekipmen örneklerini şaşırtıcı bir hüner sergileyerek icat ettiler.” Hatta bu simyacıların arasında kadın isimlerin de yer alması dikkat çekicidir. Yahudi Mary’nin çok sayıda alet icat ettiğini biliyoruz. Bugün hala kullanılan “bain-marie” isimli çift katlı tencereyi icat eden isim olarak tarihe geçmiştir.

Ortadoğu’da İskenderiye Müzesi ve kütüphanesi, bilimsel araştırmalara hem kaynaklık hem de merkezlik eden bir yer olarak modern Avrupa’daki bilimsel gelişmelere temel teşkil ettiği ve o dönemde simyanın “bugün metalurji, kimya ve maddenin bilimi olarak adlandırdığımız kavramlardan hiçbir farkı olmadığı” söylenir.

16. yy Avrupa’sı, bilginin Eflatun’u hatırlatırcasına bir sınıfın egemenliğine teslim edildiği dönem oldu. Eflatun, işe yararlılığı bilimin bir gayesi olmaktan çıkaran ve el emeğiyle çalışan insanları da bilimi uygulayanlar arasından dışlayan, bilimsel seçkinci bir ideolojye sahipti. Kapitalizmin gelişmesiyle birlikte de halkın üretimine dahil olduğu, üretimin halka dahil olduğu bilimsel çalışmalar burjuvazinin tekeline ve yararına ilerlemeye başladı. Braverman “Yeniliğin anahtarı, kimyada, otomatik makinede, uçak biliminde, atom fiziğinde ya da bu bilim ve teknolojilerin herhangi bir ürününde değildir, bundan daha çok, bilimin kendisinin sermayeye dönüşmesindedir.” derken, kapitalizmin halkın emek gücüne, sosyal haklarına, yaşamına ve geleceğine el koymaktan başka; bilgiyi edinebilme ve geliştirebilme hakkını da elinmek alarak, üretim alanında kurduğu tahakkümü sosyal yaşamda geliştirmektedir. Kapitalizm,  bilimsel gelişmeyi, isteneni öngörebilen ve üretebilen, eğitimli sistem yararına çalışan insanların işi haline getirmektedir.

Bu bağlamda Kimya Mühendisleri Odası’nın düzenlediği ve halkın genel kurulu olarak tanımladığı kurulda doğrudan AKP karşıtı, maden ocaklarını hedef alan, fabrikaları işaret eden bir çizgiyi takip etmesine şaşmamak gerek. Mühendis olmak, bilimi halk için ve halkın yararına üretmek, anti-kapitalist olmayı gerektirir. Mühendis olmak bunu gerektirir.

Yoruma kapalı.

Scroll To Top