Gazetecilik dövene elsiz, sövene dilsiz

Ozan Kaplanoğlu

Çağdaş Gazeteciler Derneği Bursa Şube Başkanı Aykut Güngör ile Bursa medyasını konuştuk. Son günlerde birbirlerine giren yandaş medyanın ortaya serdiği onbirlence liralık faturalarla AKP’li belediyelerdan aldıkları kaynaklarla çıkardıkları yayınları…

Türkiye’de çağdaş gazeteci olmanın en zor olduğu dönemlerden birini yaşıyoruz. İstibdat dönemini aratacak baskıların altında gazeteciliğin durumun biraz özetleyebilir misiniz?

Günümüz Türkiye’sinde gazetecinin en büyük sorunu dövene elsiz, sövene dilsiz kalması.

İşini, mesleğin gereklerine ve genel kurallarına göre yerine getirememesidir.

Çağdaş Gazeteciler Derneği Bursa Şube Başkanı Aykut GüngörOzan

Biz yıllarca ne diyorduk? İşsizlik, baskı sansür… Gazetecilik bizim topraklarda doğduğundan beri bu sorunlarla boğuştu. Meslek, bu filmi defalarca zaten gördü, her dönem meslek baskı altındaydı. Bugünse sansür ve oto sansürün arasına sıkışmış, bir şekilde habercilik yapmaya çalışan gazeteciler en büyük mücadeleyi aslında iktidara karşı değil, kendisine “gazeteci” diyen iktidar beslemelerine karşı veriyor.

ÇGD Bursa olarak 29 yıllık mücadelemizin en önemli temeli her zaman “gazetecilik” oldu. Gerçek manada, gazetecilikten söz ediyorum elbette. Haberi satabilecek, satın alınabilecek bir meta, gazeteyi bir kağıt parçası, gazeteciliği ihaleci, iş takipçisi sayanları değil.

Geldiğimiz süreçte meslek yeniden dizayn edildi. Türkiye genelinde süren bu dizayn çabası, çok geçmeden, kısa sürede yerele de yayıldı. PR şirketlerinin palazlandırdığı besleme gazetecilerin sayısı arttı, bu işin mutfağından gelenleri, bizleri yuttu. Kimileri de bu değişime dünden razı oldu.

Medya içerisinde peydahlanan kifayetsiz muhterislerle savaşıyoruz şimdilerde. Suçlu kim? Yine biz… Çözüm ise yine her türlü olumsuzluğa rağmen kendisini gerçek manada gazeteci hissedebilenlerin elinde. Dernek, cemiyet dirensin demekle bitmez bu savaş. Her gazeteci elini taşın altına koyacak. Meslek örgütlerinin (derneklerinin) yaptırım gücü yok.

Gazetecilerin çalışma koşullarının merdiven altı fason üretim yapan işletmelerden farklı olmadığını görüyoruz. Siz gazetecilerin çalışma koşulları konusunda ne düşünüyorsunuz?

Kariyerine patrona yalakalık yaparak yön veren gazete yöneticilerinin kirlettiği, Türkiye’nin en popüler köşe yazarlarının bile yazılarını kendi yazısıymış gibi yayımlayan ve ifşa olduğunda en ufak bir utanma belirtisi göstermeden bu alışkanlığına devam eden medya yöneticileri ve köşe sultanları bir yanda, gerçek basın emekçilerinin sorunlarını ağdasız, en somut haliyle ifade edeyim.

Sağlıksız iş koşullarında çalıştırılma, iş güvencesinin olmaması, sigortasızlık, fazla mesai yaptırılıp özlük haklarının ödenmemesi, aynı çalışana hem şoförlük hem kameramanlık hem muhabirlik yaptırılıp fırsat buldukça editörlük koltuğuna oturtmak, muhabirleri ve köşe yazarlarını haber kaynaklarıyla ticari ilişkiye sokup haber karşılığı çalıştıkları kurum için ilan toplamaya zorlama, gazetecilerin asli işlerini yapmak için özellikle yerel yönetimlerden ilan adı altında para toplaması, gazetenin gelirini tiraj ve reklamdan sağlamak yerine işin kolayını seçip, sırtını yerel yönetimlere dayayıp, gazete çıkardığını sanan, televizyon yayını yaptığını düşünen medya yöneticileri, yıllarca insanları asgari ücretle çalıştırıp 212 Sayılı Basın İş Yasası’na göre istihdam etmeyi bir lütuf gibi görüp yapmamak için direnmek, Basın İlan Kurumu’nun üzerinde olan iktidar baskısı ve siyasallaşması nedeni ile muhabiri olmayan ve içerik üretmeyen gazetelere ilan verilmesi, yerel yönetimlere toplu gazete satın aldırılıp tren istasyonlarında dağıtılması, gazetecilerin dernek faaliyetleri nedeniyle sansüre uğraması, işsizliğe mahkum edilmesi, mesleki sorunların dahi dile getirilmesinin yine kendi meslektaşları tarafından engellenmesi…

Son dönemde Bursa’da iktidar yanlısı gazetecilerin kendi aralarında çatışma haline girdiklerini görüyoruz. Kamu kurumu olan belediyelere onbinlerce liralık faturalar kesildiğini ve yandaşlık üzerinden yüksek oranda haksız kazanç elde edildiği kendi tartışmaları üzerinden gözler önüne serilmiş oldu. Peki Bursa’da medya görevini yerine getirebiliyor mu?

ÇGD’nin kuruluş tüzüğünde de yer aldığı gibi, “Gazetecilik kamu görevidir; gazetecinin temel amacı haber ve yorum üreterek halkı ve kamuoyunu bilgilendirmektir. Gazetecilik, özel amaç ve çıkarlara alet edilemez; haber ve bilgiyi yayımlamak ya da yayımlamamak karşılığında maddi-manevi çıkar sağlanamaz, hediye kabul edilemez. Gazetecinin halka ve kamuoyuna karşı mesleki sorumluluğu, işverenine ve kamu otoritelerine karşı sorumluluğundan önce gelir. Gazeteci, görevini yaparken, mesleğin saygınlık ve ahlakını gölgeleyecek yöntem, tutum ve davranışlardan uzak durur; bilgi edinmek için tehdit ve şantaja başvurmaz, maddi-manevi çıkar vaat etmez. Gazeteci, devlet başkanından sade vatandaşa kadar, haber kaynağı kişi ve kurumlarla iletişimini meslek kuralları içinde kalarak yürütür; gazetecilik görevinin ötesine geçerek, haber kaynaklarıyla bütünleşmez, özdeşleşmez. Bu bağlamda, hükümetin ve resmi-özel kişi ve kuruluşların sözcüsü ve elemanı; gizli servis ajanı, polis, asker, bürokrat, politikacı, parti militanı, şirket yöneticisi, bankacı, tüccar, vb. gibi davranamaz, yayın yapamaz; yalnızca gazetecilik yapar.”

Peki; Bursa’da medya sizce görevini yerine getirebiliyor mu?

Yerel yönetimlerin ve kamunun aksayan hiç mi hizmeti yok? Bırakın usülsüzlüğü yolsuzluğu, asfaltı yapılmamış bir yol haberi bile çıkmıyor artık gazetelerde.

Basın, 4. kuvvet olma vasfını ne yazık ki yitirmiştir. Bu sadece yerelde değil, ulusalda yaşanan tekel medyanın yerele yansımasıdır.

Yeri gelmişken, son günlerde sosyal medyada yer alan itiraflar ve tehditler yaşanan süreci net olarak anlatıyor. Basın suçlarından sorumlu Cumhuriyet savcısı ya da kamu denetçileri bu konuda bir araştırma yapma gereği duymuş mudur? izleyip göreceğiz.

Bursa Muhalif Gazetesinde yayınlanmıştır