DİSK Gıda-İş Bursa Temsilciliği: ‘Gün ayrışma değil mücadele etme günüdür’

24 Haziran milletvekili ve cumhurbaşkanlığı seçimleri sonrası DİSK’e bağlı Türkiye Gıda Sanayii İşçileri Sendikası (Gıda-İş) Bursa temsilcisi Nuri Aysever yazılı bir açıklma yayınladı.

DİSK Gıda-İş Bursa Temsilcisi Nuri Aysever imzasıyla yayınlanan açıklamada; “Seçim bitti, geçim derdi ağırlaşıyor. Sermayenin talepleri değil, işçi ve emekçilerin talepleri karşılansın” denildi.

Gıda-İş Bursa temsilcisi Nuri Aysever imzasıyla yayınlanan açıklama şöyle;

24 Haziran erken genel seçimleri sonuçlandı. OHAL koşullarında, eşitsizliklerle, baskı ve kutuplaştırma siyasetiyle, anti demokratik koşullarda gerçekleşen bir seçimin ardından, patron örgütleri (TÜSİAD, TÜRKONFED vb.) yaptıkları açıklamalarla iktidardan isteklerini ve yapılması gerekenleri sıraladı.

TÜSİAD, Merkez Bankası’nın bağımsızlığından, reformlardan, vergi reformu ile verginin tabana yayılmasından, çalışma yaşamında düzenlemelerden, uluslararası rekabet gücünün arttırılmasından, mali disiplinden bahsediyor ve yeni kurulacak iktidardan isteklerini sıralıyor. TÜSİAD kendi istekleri arasına, OHAL’in kaldırılması, kadın-erkek eşitliği, eğitimde reform gibi talepleri sıkıştırarak patronların kendi ekonomik ve sınıf çıkarlarını, geniş emekçi kesimlerin ve tüm toplumun çıkarıymış gibi göstermeye çalışıyor. Oysa biz işçi ve emekçiler, bugüne kadar yaşadığımız acı tecrübelerden çok iyi biliyoruz ki, sermayedarların iktidardan istedikleri, işçi ve emekçiler için yıkım demektir. Sermayenin çıkarları, biz işçi ve emekçiler için; işsizlik, yoksulluk, düşük ücret, ağır ve esnek çalışma koşulları demektir. Sendikasızlaştırma, kamu emekçilerinin iş güvencesinden yoksun kalması, üretici köylülüğün ezilmesi demektir.

Emek sömürüsü daha da artacak

Verginin tabana yayılması demek ise, dolaylı vergilerin daha da arttırılarak, emekçilerden alınan vergilerle sermayeye yeni kaynaklar aktarılması demektir. Patron örgütlerinin açıklamaları ve dayatmaları gösteriyor ki, emek sömürüsü daha da artacak ve doğa üzerindeki talan daha da yoğunlaşacak. Ekonomideki kötü gidişatın faturası işçilere, emekçilere ve halka çıkartılacaktır. İş cinayetleri daha fazla artacak, sömürü katmerleşecek, sermaye programı acı reçete olarak uygulanacak.

Gün ayrışma günü değil mücadele etme günüdür

İşçi ve emekçilerin oyunu alan siyasi iktidar; TOBB’un, TÜSİAD’ın, sermaye sınıfının değil, işçi sınıfının ve emekçilerin taleplerini yerine getirmelidir. Başta iş güvencesi ve güvenceli çalışma sağlanmalı ve işten atmalar yasaklanmalıdır. Taşeron çalıştırma, kiralık işçilik, sözleşmeli personel ve esnek çalışma uygulamaları son bulmalıdır. Asgari ücret vergi dışı bırakılmalı ve yükseltilmelidir. Vergide adalet sağlanmalıdır. Vergi yükü, biz işçilerin omuzlarından kaldırılmalı, kâr, rant ve servetten alınan vergiler ağırlaştırılmalıdır; az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınmalıdır. Emeklilik yaşı düşürülmeli, kıdem tazminatı hakkı genişletilmeli ve güvence altına alınmalıdır. İşçi sağlığı ve iş güvenliğinde işçileri koruyan politikalar hayata geçirilmelidir, iş cinayetleri önlenmelidir. Sendikalaşmanın önündeki engeller ve barajlar kaldırılmalıdır. Grev hakkı genişletilmeli ve güvenceye alınmalıdır. Sendikalaşma nedeniyle işten çıkarmalar yasaklanmalıdır. İşten atmalara ağır yaptırımlar getirilmelidir. Sendika tercihinde işçilere referandum hakkı tanınmalıdır. Bakanlar Kurulu’nun grev erteleme yetkisine son verilmelidir.

Sermaye örgütlerinin iktidarın önüne koyduğu talepler karşısında; emek örgütleri olarak, kendi taleplerimiz etrafında birleşmek en acil görev olarak önümüzde durmaktadır. İşyerlerinden başlamak üzere tüm sınıf kardeşlerimizle birlikte mücadeleyi ortaklaştırdığımız oranda saldırılara karşı koyabilir, önümüze konan acı reçeteyi ödemez ve reddedebiliriz. Gün ayrışma günü değil, gün talepler etrafında birleşme ve mücadele etme günüdür.