Çocuğum üstün yetenekli mi? – Prof. Dr. Şermin Külahoğlu

Sevgili anne ve babalar

Bana ayrılan bu köşede, uzmanlık alanımla ilgili bilgi ve analizlere yer vermekten öte, eğitim konularında, siz anne ve babaların, duygularını, düşüncelerini, seslerini duyurabilecekleri bir ortam yaratmayı amaçlıyorum. Çocuklarımızın gelişimi ve eğitimi konusunda sizlerin sorularınızı yanıtlamak, isteklerinizi, görüşlerinizi dile getirebilmenizi,  söyleyeceklerinizin bu köşede duyulmasını sağlamak amacındayım. Bu köşenin temel amacını, sizlerin iletişim ve katılımlarıyla fikir ve öneriler geliştirmek, ortak akıl ve eylem gücü yaratmak olarak düşünüyorum.

Haydi, birlikte çalışalım, birlikte başaralım!

Bana, s.kulahoglu@bursamuhalif.com E-Posta adresimden ulaşabilirsiniz.

İki hafta arayla buluşmak üzere, esen kalın.

Prof. Dr. Şermin Külahoğlu


Bu soruyu, ben de oğlum Emre konusunda çok sordum. Yanıtın ortaya çıkması içinse, oğlumun 7-8 yaşına kadar büyümesini beklemek gerekti.

Öncelikle, “Üstün yetenekli” kavramının ne demek olduğun tanımlamaya çalışalım. Çünkü “yüksek potansiyel” ifade eden bu kavram içinde erken gelişmiş, özel yetenekli, üstün zekalı ve dahi çocuk gruplarını ayırt etmek gerekiyor. Bu gruplarda yer alan çocuklar, değerlendirilebilecek veya açığa çıkarılabilecek üstün bir potansiyele sahiptirler.

Genelde daha ileri yaş grubunda gözlenen becerileri gösteren çocuklara erken gelişmiş deniyor: Bu çocuklar bir veya birçok alanda yaşının ilerisinde performansa sahiptirler. Erken konuşur, erkenden yürümeye başlar, okuma yazmayı küçük yaşta öğrenir, sıra dışı işler ortaya çıkarırlar. Zihinsel işlevlerini en etkili biçimde kullanmayı öğrenmişlerdir. Normal çocukların pek kullanamadıkları beyin işlevlerini, onlar küçük yaştan itibaren çalıştırmayı başarırlar.

Özel yetenekli çocuklar, belli bir alanda (hafıza, tasarım, spor, müzik, sözlü –yazılı anlatım) yaşıtlarından çok daha ileri düzeyde yetkinlik gösterenlerdir.  Üstün yetenekli bir çocuk tüm alanlarda yüksek potansiyele sahip değildir. Güçlü ve zayıf yönleri vardır. Bu doğal güç çocuğun yaptığı işlerde kendini gösterir. Eğer farkında olunmaz ve çocuğa alıştırma olanağı verilmez ise saklı kalabilir.

Üstün zekalı çocuk, tüm bilişsel alanlarda homojenlik gösteren yetkinliklerle, kendi yaş grubunun çok üstünde (130 ve üzeri) bir genel bilişsel düzeye (IQ) sahip olanlardır. Çok zengin dilsel yetkinlik, çok yüksek algısal akıl yürütme, işlevsel hafıza kapasitesi ve görsel bilgileri çok hızlı işleme kapasitesine sahiptirler. Özel beyinsel bilişsel işleyiş sayesinde hızlı, bütünsel ve sezgisel kavrayış, mükemmel hafıza, büyük merak ve canlı istek gösterirler.

Sıralamanın en üstünde yer alan dahi çocuk ise müzik, resim, matematik, fizik bilgi işlem vb özel bir alanda, dünyaca tanınacak düzeyde ender bir yetenek ortaya koyandır.

Bir çocuk yüksek potansiyelle, yani erken gelişmiş olarak doğmuş olabilir ama bu durum, şu iki nedenle, onun özel yetenekli, üstün zekalı veya dahi çocuk olduğu anlamına gelmeyebilir: 1/ Yüksek potansiyelle doğmuş olan bir çocuğun az veya çok değerlendirilmesi çevreye bağlıdır. Çocuğun çevresi duygusal ve bilişsel yönden destekleyici ise yetenekleri doğuştan getirdiği en üst düzeye ulaşabilecektir. Yani erken gelişmişlik, yalnızca, okulun ve diğer ortamların sunabildiğinden daha çok sayıda bilgi kazanımı sağlayan zengin ve teşvik edici bir kültürel çevre desteğinin sonucu olabilir. Öte yandan, 2-6 yaş arasında, zekanın her bölümünün gelişmişliği, çocuğa göre veya aynı çocukta zamana göre değişebilir. Bu bakımdan, erken gelişmiş çocuğunuzun bu özelliğinin ne ölçüde sürebileceğini veya üstün zekalı olup olmadığını söylemek için 7 yaş ve sonrasını beklemeniz gerekmektedir.

“Yüksek potansiyel hangi yaşlarda keşfedilebilir?” sorusunu “doğar doğmaz” diye yanıtlayabilirim. Erken gelişmiş veya yüksek potansiyelli çocuk, anne-babasıyla hemen göz teması kurabilir. Oysa bu beceri genelde doğumdan bir ay sonra edinilmektedir. Onun ilk günlerden itibaren size bir şeyler anlatmak istercesine gözlerini dikmiş baktığını gözlemlersiniz. Bu odaklanma becerisi, beyin korteksinin gücünün göstergesidir. Devamında çocuğunuz dil açısından farklılığını ortaya koyacaktır. O belki diğerlerinden daha önce konuşmayacaktır ama dil kurallarını çabucak kavradığını gösterir. Dil becerisi yüksek potansiyelin en önemli göstergelerdendir ama bu çocuklar, tüm kazanımları çok çabuk edinirler. Konuşmayı, “bebek konuşması” yaşamadan hallederler, emeklemeden yürümeye başlarlar. Kendilerini yapmaya hazır hissettikleri anda yüksek bir beceri ve duruma hâkimiyet gösterebilmektedirler.

2-3 yaş civarında, diğer çocuklarda genelde daha geç yaşlarda ortaya çıkan sorgulamalara başlarlar. Yaşamın anlamı, ölüm, evren üzerine tüm yaşamları boyunca sürecek kaygılı bir yüksek duyarlılık gösterirler. Nesnelere, kişilere, duygulara karşı empati, sezgi, kavrayış ve kendini kontrol ve yönetme becerilerinde özel bir farklılıkları vardır. Diğerlerinin duygularını anlama kapasitesi örneğin, annenin, babanın, öğretmenin sıkıntılarını, ailedeki anlaşmazlıkları anında fark edebilme yetileri, sıklıkla üzülmelerine yol açabilir. Adaletsizlikten nefret ederler.

Yüksek potansiyelli bir çocuk üç yaşında kendi başına giyinmeyi talep eder. Elbiseler üzerindeki etiketlerden, çoraplardaki dikiş izlerinden nefret eder. Başlangıçta anne-babalar bu sıra dışı davranışları kapris olarak niteleyebilir ama anlamaya çalışmaları gerekmektedir.

Ailede anlayış görseler bile, ne yazık ki bu çocuklar aynı desteği okulda bulamamaktadırlar. Üstün potansiyelli bir çocuk, okula büyük beklentilerle başlar. Heyecan verici pek çok yeni şey öğreneceğini ummaktadır. Ama kısa sürede düş kırıklığına uğrar: Diğer çocuklar bebek gibidirler, öğretmene çok kolay veya hiç ilginç olmayan şeyler sormaktadırlar. Onlarla aynı oyunlara ilgi duymaz, bildiklerinden söz etmeyi ve sorular sormayı sever ama öğretmen onu fazla hareketli olduğu, hep önce cevap vermek istediği, herkesin söz hakkını aldığı ve konuşmasını engellediği için tersler. Sonuçta rahatsız edicidir. Kendini farklı ve anlaşılmamış hisseder. Kısa zamanda gruptan ayrı düşecektir, Diğer çocuklar, öğretmenin bile bildiklerini her zaman söylememesini, başkalarına konuşma hakkı vermesini istediği bu farklı arkadaşlarını dışlarlar. Düş kırıklığı bazı fiziksel yakınmalar ( baş veya karın ağrısı, ağlama krizleri, kabuslar..) veya davranış bozuklukları (oyun bozan, hiperaktif, muhalif) geliştirerek okula gitmek istemeyeceği ölçülere varabilir. İçine kapanarak ve öğrenmeyi reddederek durumu kabullenme tutumu da gösterebilir. Merakı söner, can sıkıntısı onu esir alır, konformizm ( kabul görmek için diğerleri gibi yapmak) seçer ve gelişimi frenlenir. Neyse ki, birçoğu zihinsel üstünlüklerini ve farklılıklarını iyi yönetebilmekte ve diğerleriyle iletişim sorunuyla baş edebilmektedir. Burada anne baba desteği önemlidir. Sakinlik yaratın, her akşam yatağının başucuna giderek, sıkıntılarını paylaşın, kafasındaki tüm soruları tatlılıkla çözümlemeye yardımcı olun. Ona el uzatmak dinlemek gerekir.

Sonuç olarak, diğer ortalama düzeydeki çocuklara göre düşünülmüş ve üstün çocuklarla bireysel olarak ilgilenebilecek yapısı, esnekliği, yeterliği bulunmayan kısıtlayıcı eğitim ortamlarında, erken gelişen veya üstün çocuklar zamanla öğrenme zevkini yitirmekte ve yeniden “normal” düzeye inebilmektedirler. Yani belki doğanın onlara, her bireye göre, fazladan sunduğu bir potansiyeli değerlendirmekten vazgeçebilirler. Genelde her şeye rağmen, çoğunluğu için işler iyi gitmektedir. Zorluk çekenlerin yaklaşık yarısı, öğrenme sorunları yaşamakta, 1/3’ü lise öncesinde eğimini kesmeye götüren güçlüklerle karşılaşmaktadır. Okulun ve öğretmenlerin eğitimini bu çocuklara uydurmaları gerekir. Ayıklama-tarama değil ama – bu kavramı sevmiyorum- bu çocukları onlara yönelik bazı uyumsuz tepkilerden korumak için erken teşhis önemlidir. Bu ne kadar erken yapılırsa, olumsuz etkiler engellenir ve uygun eğitim düzenlemeleri uygulanabilir. Bu çocuklar için ayrı getto okullar yapmak sakıncalıdır. Ortaokul düzeyinde, aynı okul içinde, teneffüslerde, kantinde, etkinliklerde diğer çocuklarla bir arada olabilecekleri şekilde, onlara uyumlu programın uygulandığı farklı sınıflarda toplanabilirler.

‘Üstün potansiyelli bir çocuk sahibi olmak bir şans mı, yoksa engellilik hali midir?’ sorusuna karşılık ‘Belki de her ikisi’ diyebilirim. Zihin işleyişi ve davranışları diğer çocuklar gibi olmadığı için üstün çocukların anne-babası olmak zor bir iştir. Bu ‘kral yolu’nu izlememiş olan anne-babalar kendilerini değersiz hissederler. Bir mini ‘aşağılık kompleksi’ içine düşmüş, omuzları çökmüş vaziyette çocuklarının arkasında yürürken, şu soruyla meşguldürler: ‘bir deha tohumundan nasıl bir bitki yaratacağım? Onun eğitimini başarabilecek miyim?’ Genelde anne babalar bu durumu omuzlarına binen büyük bir yük olarak görebiliyorlar. ‘Ne yapacağız? Onun düzeyine karşılık verebilecek miyiz?’ endişesi yaşanır. Onun düzeyinde olamamak, anne-babaların en sıklıkla itiraf ettikleri kaygıdır. Bence tabi ki, evet, siz onun için en iyisini yapacaksınız. Mükemmel anne-babalık diye bir şey olmadığını bilerek, siz çocuğunuz için dünyanın en iyi anne-babalarısınız. Kötü yapmış olduğunuzu düşünseniz de, yapabileceğinizin en iyisini yapmış olacaksınız.

Üstün potansiyelli bir çocuğa sahip olma şansını iyi değerlendirmek ve engelleri onunla birlikte aşarak bu üstünlüğün keyfini yaşamanızı diliyorum.

Bursa Muhalif Gazetesinde yayınlanmıştır