Çocuğum ödev yapmıyor! – Zafer Algül

Zafer Algül
Psikolojik Danışman

Ne kadar tanıdık bir cümle değil mi? Çocuğu eğitim hayatına başlayan bütün anne babaların ortak sorunu. Okul psikolojik danışmanlarının veli görüşmelerinde en çok duyduğu şikayet. O zaman dönüp bir bakalım, çocuklar neden ödev yapmak istemez?

Ödevin amacı nedir?

Bu soruyla başlamak problemi anlamak için ilk adım sanırım. Çünkü, sonuca, ödevin yapılmış olmasına o kadar odaklanıyoruz ki gerekçeyi gözden kaçırıyoruz. Ödev, o gün işlenen konunun pekiştirilmesi, tekrar edilmesi amacıyla verilir. Öğrenmenin gerçekleşebilmesi için tekrar, hayati öneme sahiptir. Öyle ki tekrar edilmeyen bilgilerin %80’i unutulmaya mahkumdur. Öğretmen de unutma olmasın diye, öğrenme sağlansın diye ödev verir. Ancak hem anne babalar hem çocuklar olarak öğrenme ve ödev arasındaki bu ilişkiyi çoğu zaman unutuyoruz. Öğrenmede bir araç olması gereken ödevi amaçlaştırıyoruz. Ödevin nasıl yapıldığını, gerçekten o konunun öğrenilip öğrenilmediğini atlayıp ödevin yapılıp yapılmadığında kilitlenip kalıyoruz.

Öğrenme içsel olmalıdır.

Çocuklar çoğu zaman öğrenmeleri gerektiği için değil, öğretmen istediği, anne babaları kızdığı için ders başına otururlar. “Bunu öğrenmeye ihtiyacım var, bunu bilmek beni geliştirecek” algısı içsel motivasyon yaratır ve öğrenmeyi kalıcı hale getirir. Ama maalesef çoğu zaman bunu başaramıyoruz. Çocuklar, dışsal baskıyla öğreniyorlar. Bu da hemen unutmalarına, bilgileri birbirleriyle karıştırmalarına sebep oluyor. Sonuç olarak sağlıklı bir öğrenme gerçekleşmiyor. “Öğretmenin verdiği ödevi yeterli bulmayıp, bu konuyu öğrenmem için biraz daha çalışmam lazım” diyen öğrenci içsel motivasyonla öğrenen öğrencidir. (Bazen çocuk, öğretmenin gözüne daha çok girebilmek için de bunu yapabilir. Bu niyetle yapıyorsa, yine dışsal gerekçe vardır.) Ve aslında hepimizin özlemidir de bu. Ama maalesef çocuklarımız dışsal öğrenmeye alıştıkları için; değil fazlasını öğrenmek, dışsal güdüleyicileri tatmin etmek için (anne baba, öğretmen..) “mış gibi yapıyorlar” ve ödev sorunsalımız büyüyüp gidiyor. “Benim bunu öğrenmem gerekiyor ve ödevimi layıkıyla yapmam bu konuyu öğrenmem için gerekli” algısını çocuğumuza kazandırabilirsek, ödev sorununu da ortadan kaldırmış oluruz.

Ebeveynin ya da öğretmenin mükemmeliyetçilik duygusu.

Amaç, çoğu zaman ödev tartışmasında fulü kalıyor. Anne babalar, çocuğun yaptığı ödevden o kadar şey bekliyorlar ki çocuklar ağızlarıyla kuş tutsa bir türlü istenileni başaramıyorlar. Çocuk öğrenmeyi sağladı, ödevin, o günkü konuyu pekiştirdiğini de düşündü diyelim. Ama mükemmeliyetçi anne babaların engeline bir şekilde takılıveriyorlar: Yazın çirkin olmuş, paragraf boşluğuna dikkat etmemişsin, çizgiyi taşırmışsın, 2 yanlış yapmışsın… uzar gider.. Bu yakalanan şeyler elbette doğru. Ama unutmayalım, hemen her şey bir anda öğrenilmeyecek. Yapamadıklarına odaklanmaktansa yaptıklarını dikkate almak hem çocuğu motive edecek hem de bizim çocukla aramızdaki ilişkiyi güçlendirecektir.

Çocukların ilgi açlığı vardır.

Gelelim ödev konusundaki temel sorunlarımızdan bir diğerine. Çocuklar tüm günlerini okulda geçiriyorlar ve anne babayı, kardeşlerini özlüyorlar. Aynı şey bizler için de geçerli değil mi? Tüm günümüzü bir uğraşı ile geçiriyoruz ve çocuklarımızı, eşimizi özlüyoruz. Yan yana gelince de doğal olarak özlem gidermek istiyoruz. Biz yetişkin halimizle, duygularımızı bu kadar kontrol edebilirken bunları hissediyorsak, kendimizi çocukların yerine koyalım: Onlar daha fazla özlem duyuyorlar ve kendileriyle ilgilenilsin istiyorlar. O yüzden, üzerimize düşen ilk şey, çocuklarımızın ödevlerini yaptırmak değil, onlarla ilgilenmek olmalı. Birlikte ödev yapmak da bir şekilde ilgilenmek anlamına gelir, ancak; çocuğun anne babasıyla dertleşmeye, okulda yaşadıklarını anlatmaya ihtiyacı var. Birlikte oyun oynamaya, yemek yapmaya ihtiyacı var. Bu sebeple önceliğimiz; çocuğun ödevleri değil, birlikte kaliteli vakit geçirebilmek olmalı. Bu ihtiyacını karşılayan çocuk, ilgi açlığını gidermiş olur ve ödevlerinin başına daha rahat oturur, verimli olur.

Oyuna doymayan çocuğun aklı derste olmaz.

Çocuk deyince olmazsa olmazımız oyundur. Çocuklar dünyayı oyunlarla öğrenir ve enerjilerini oyunlar aracılığıyla atarlar. Bu  yüzden çocuğun oyuna ihtiyacı vardır. Okuldan eve gelen çocuğa genelde ilk söylediğimiz şey ödevlerini yapması oluyor. Ancak; o, hep oynamayı tercih ediyor. Bırakalım oynasın. Zaten aklı oyundayken kendisini derse veremeyecektir. Oynasın ve enerjisini tazelesin. Ardından, kendini hazır hissettiğinde elbette ödeve oturacaktır. Bizim çocuk oyundan hiç vaz geçmiyor, sürekli oynamak istiyor dediğinizi duyar gibiyim. Öğrenmeyi, öğrenmeyi sağlayan ödevi içsel hale getiremediğimiz sürece, ebeveynin ilgisini yeterince üzerinde hissetmediği sürece, ha oyundan önce ha sonra, çocuk zaten kendini vererek ödevini yapmayacaktır. Bu da zaten yakındığımız durum değil mi?

Öğrenemediğiniz şeyi yapamazsınız.

Bazen çocuklar okul ortamında yeterli öğrenmeyi sağlayamazlar. Bir konuyu yeterince öğrenemediği için de ödevini yapmak istemez. Çünkü, öğrenemediği şeyi yapamaz. Böyle durumlarda, ödevini yapmak istememesine odaklanmak yerine, yeterince öğrenememiş olmasını düşünmeli ve takviye bilgi sağlamalıyız. Bu, ille oturup bizim öğreteceğimiz anlamına gelmiyor. Yapabiliyorsak ve çocuk istiyorsa elbette öğretebiliriz. Ancak çocuğu, bu bilgi eksikliğini gidermesi için cesaretlendirmeli, gerekli yöntemler neyse (öğretmeniyle konuşmasını sağlamak, arkadaşından yardım almasını sağlamak, araştırmasını sağlamak..) birlikte, onları devreye sokmalıyız. Konuya böyle yaklaştığımızda, yapılamayan ödev bile öğrenmenin sağlanması için anlam kazanmış olur. Zaten derdimiz öğrenmesini sağlamak değil mi?

Zaten biliyorsanız niye yapasınız ki?

Bazı çocuklar için bazı ödevler çok sıkıcıdır. Çünkü o konuyu zaten biliyorlardır ve o konuda ödev yapmak onlara işkence gibi gelir. Eğitim sistemimiz maalesef bireye özgü bir programla yürümüyor. Ortalama bir hızla ve ortalama bir içerikte anlatılanlar her çocuğa aynı ölçüde etki etmiyor. Çünkü; her bireyin öğrenme şekli ve hızı birbirinden farklıdır. Öğretmen, eğitim sistemimizin bu eksikliğinden kaynaklı, tüm sınıfa aynı ödevi veriyor; bu da çocuklarda aynı amaca yol açmıyor. Mesela, 3 basamaklı sayılara, müfredatın iki hafta ayırdığını düşünelim. Ama çocuğunuz iki günde 3 basamaklı sayılar konusunu yalayıp yuttu. Bu saatten sonra bu konuyla ilgili verilecek her ödevi gereksiz olarak düşünecek ve yapmak istemeyecektir. Gerekçe buysa, çocuklar çok sıkıştırılmamalı, ödev yapma isteksizliği anlayışla karşılanmalıdır.

Çocukların ilgi alanları farklıdır.

Her çocuğun ilgi ve yetenekleri birbirinden farklıdır. Bu durum çocukların ödevlerine de yansıyor. Bazı çocuk matematik dersini çok sever, dolayısıyla matematik ödevine daha fazla önem gösterirken Türkçe dersine ve ödevine aynı hassasiyetle yaklaşmaz. Hiçbir çocuk aynı değildir, doğal olarak da ilgi ve yetenekleri farklıdır. Bu sebeple, her dersin ödevine aynı hassasiyetle yaklaşamayacağını bilmeli, bu konuda çocuklardan aynılık beklenmemelidir.

Ödev öğrenciye verilir, anne babaya değil.

Belki de geldik can alıcı noktaya. Anne babalar olarak çocuğun eğitim hayatının içine o kadar girdik ki çocuğun aldığı her iyi notu kendimize alıyoruz, yapmadığı her eksikliği kendimizden biliyoruz. Çocuğa verilen ödevler, çocuğun olmaktan çıktı, anne babaların dertlendiği, sıkıntısını çektiği birer eziyet olmaya başladı. Bunda elbette öğretmenlerin de biraz payı var. Sınıf içinde yaşanan her şey veliler arasında kurulan watts app gruplarıyla tüm anne babalara ulaşmaya başladı. Ödevini yapmayan çocuk, kitabını unutan çocuk, testte çok yanlış yapan çocuk tüm anne babaların içinde deşifre edilmeye başladı. Anne babalar olarak bu gruplar aracılığıyla, kendimizi diğer velilerle yarıştırmaya başladık. Bu da sorumluluğu çocuğun aldığı bir öğrenme ortamından, anne babanın merkeze geçmeye başladığı bir yarış ortamına dönüşmeye başladı. Ama maalesef, bu durum ne çocuğa iyi geliyor ne de biz anne babalara. Ödev çocuğun sorumluluğunda olmalı. Bize düşen ödevini yapmak konusunda ona yardımcı olmak. Tabi ki, o isterse! Eğer ödevini yapmıyorsa, sonucuna da o katlanmalı. Çünkü ödev bize değil ona verildi.

Bir ceza aracı: Ödev!

Ödev bazen amacından o kadar sapabiliyor ki bir ceza aracı haline dönüşebiliyor. Öğretmenin sınıfa çok kızdığı bir zamanı düşünelim. Öfkesine yenik düşen öğretmenin ağzından, konuyla ya da öğrenmeyle alakası olmayan bir sürü ödev yönergesi çıkabiliyor. Ya da anne babalar olarak çocuğa kızıp, sırf kızgınlıktan, ekstra 2 test daha çözmesini istiyoruz. Bir ceza amacıyla verilen bu ödevlerde elbette bir maraz çıkacaktır. O halde ödevi bir ceza silahı haline dönüştürmeyelim ki, çocuk ödevden soğumasın.

Ödevin ceza aracı olarak kullanılmasının bir de çocuk tarafından yapılanı var ki çoğu zaman üzerinden atlıyoruz. Bazen çocuklar da yetişkinlere ceza vermek için ödevlerini yapmazlar. Ödevlerini yapmadıklarında ya da yanlış yaptıklarında yetişkinlerin üzüleceğini bililer ve sırf onları üzmek için böyle bir yola başvurabilirler. Özellikle anne baba ilgisinden mahrum kalan çocuklar böyle yöntemi daha çok tercih ederler. Mesela kardeş kıskançlığı yaşayan ya da kendisine haksızlık yapıldığını düşünen bir çocuk, öfkelenir. Bu öfkesini uygun kanallarla dışarı atamazsa eğer, ödevini yapmayarak anne babasını cezalandırma yoluna gidebilir: Ben üzüldüm, onlar da üzülsün! Çözümü elbette ki iletişim. Çocukla kurulan iletişim daha sağlıklı hale getirildiğinde, çocuk, bu yaşadıklarını ifade edebilecek ve böyle yöntemlere ihtiyaç duymayacaktır.

Ek mesaiyi kim ister?

Biz yetişkinler nasıl ki işte 8 saat ya da daha fazla mesai yapıp yoruluyorsak, çocuklar da okulda mesai yapıyorlar ve yoruluyorlar. Doğal olarak eve geldiklerinde, bizim gibi onlar da iş dışı şeylerle ilgilenmek istiyorlar. Ancak ödev ve benzeri okulla ilgili olan aktivitelerle onları o kadar boğuyoruz ki çocuklar bunalıyorlar. Öncelikle çocukların bu yaşadığı duyguyu anlayalım. Bizim mesaimiz iş yerinde, onların ki okulda. Biz yetişkiniz ve 8 saat çalışıyoruz; onlar çocuk ve 6 saat çalışıyorlar. Fazla mesai yapmayı biz de istemiyoruz, onlar da. O zaman bu ödev süresini minimuma indirelim ve iş dışı zevklerimize zaman ayıralım.

Çocuklar okulda zaten öğretmene maruz kalıyorlar, evde anne babaya ihtiyaçları var!

Çocukları ödev konusunda bu kadar bunaltmamız, belki de içimizde var olan öğretme duygusundandır. Ancak unutmayalım, bizler öğretmen değil, anne babayız. Çocuklarımız bizimle birlikte iken bizden bir şeyler öğrenmeyi değil, bizimle vakit geçirmeyi isterler. Süreç sonunda, zaten bizden bir şey öğrenmiş olurlar. Ancak; amaçları, öğrenmek değil, bizimle vakit geçirmektir. O yüzden çocuklarımızın öğretmeni değil, anne babası olalım. Ödevler konusunda bizden yardım istiyorsa, yardım edelim. Konuyu anlatmamızı, öğretmemizi istiyorsa yapalım. Ama unutmayalım, onun okulda bir öğretmeni var. Öğrenemediği konuyu öğrenmesi gereken birinci kişi öğretmeni. Biz çocuğumuzla kek yapalım, oyunlar oynayalım, dertleşip konuşalım.

Israrla yapmıyor!

Çok diyecek bir şey yok. Bırakın davranışının sonucuna katlansın. Öğretmeni kızsın, arkadaşlarının içinde utansın.. Bir musibet bin nasihatten iyidir misali kendi kendine yapması gerektiğini öğrensin.

Anne babaların okul çağı çocuklarıyla kurdukları temel diyalog: Ödev!

Çocuğumuzla olan ilişkimizi bir gözden geçirelim. Ödev konusunu dışarıda tuttuğumuzda çocuğumuzla iletişimimiz o kadar azalıyor ki sanki konuşacak bir şey bulamıyoruz. Aslında bütün sıkıntı burada: Çocuklarımızla iletişimimiz zayıf.  Zaten az olan iletişimimizin büyük bir bölümünü de ödev içerikli konuşmalar alıyor. Ödevini yaptın mı? Ödevin var mı? Ödevini yap! Önce ödev, sonra tablet! Ödev, ödev, ödev… Ancak sonuç; yapılmayan ödevler ve kangrene dönüşmüş ebeveyn çocuk ilişkisi. Unutmayalım, çocuğumuzun bizimle iletişim kurmaya, sağlıklı bir ilişki geliştirmeye ihtiyacı var. Bunu ödev dışı zamanlarda yapamadığımızda, çocuk ödevi iletişim kurmanın bir aracı olarak kullanıyor ve ödevi sürekli gündemde tutarak, bizimle iletişim kurmuş oluyor. İçerikte problem olsa da kendince bir yöntem geliştiriyor ve anne babayla ilişki kuruyor. Aslında ne kadar masumane değil mi, sadece bizi yanında istiyor ve ödevi araç olarak kullanıyor. O zaman ödevi amacı dışına çıkarmayalım ve çocuklarımıza ihtiyaçları olan ilgiyi verelim. Bu hem onlara iyi gelecek hem de bize. Çocuklarımızda kaliteli zaman geçirmeye başladığımızda, ödev sorunu da kendiliğinden çözülecek.

Hadi o zaman oyun saati..