Son Haberler

Bursa’nın engizisyoncuları – Ozan Kaplanoğlu

26 Haziran 2017

Türkiye Halk Kurtuluş Parti Cephesi propagandasını yapmak suçlamasıyla sevk edilmeme rağmen cumhurbaşkanına hakaret ve halkın değerlerini aşağılamak gerekçesiyle yazılan deliller 2. Sulh Ceza Hakimliği tarafından terör propagandası suçlamasına dahil edildi. Daha sonra bu suçlamalar dosyadan çıkarılarak ayrı kovuşturmalar haline getirildi. Yani tutuklama gerekçesi yapılan deliller dosyadan çıkarıldı, fakat ben halen tutukluyum

Ülke genelinde AKP iktidarının muhalefete yönelik baskıları her alanda devam ediyor. AKP siyasal iktidarının devamlılığını tahsis edebilmek amacıyla yıllardır sindirme, baskılandırma, cezalandırma politikalarını sürdürmektedir. Son bir yılda eski Türkiye diye tanımladığı bir önceki dönemin egemenlerini zayıflatmış olmanın verdiği özgüvenle, bugün karşısında en önemli tehdit olarak gördüğü halk direnişlerini bastırabileceğini düşünmekte ve saldırı politikalarını da bu doğrultuda yönlendirmektedir.

Ülke genelinde, 15 Temmuz’un ardından yangından mal kaçırır gibi anayasa referapılmasının elbette bir sebebi var. Yıllardır sınırsız yetki için beklediği anı kollayan Erdoğan 15 Temmuz’u diktatörlüğü için bir milat olarak değerlendirerek, halka zulmederek iktidarda kalmayı başardı. Muhalif gazetelerin yazarları ve yöneticileri uydurma iddianamelerle, üfleme suçlamalarla özgürlüklerinden alıkonuldu. Onlarca yıl hapis cezasına çarptırılmak istendi.

AKP’nin klasik devlet yapılanmasını şekillendirmeye yönelik operasyonlarında başlattığı, Ergenekon,  Balyoz, Genelkurmay davaları gibi davalarda Fethullahçı yargıçların Türkiye’ye getirdiği yeni yargılama modeli bugün çok geniş kesimlere adaletsizlik dağıtıyor.

Fethullahçı savcı ve polislerin AKP’nin ihtiyaçları doğrultusunda ürettikleri sahte delil ve tanıklıklarla, uydurma iddianamelerle onlarca insan yargılandı, tutuklandı. Bugün FETÖ ile mücadele ettiklerini iddia edenler FETÖ’nün yargılama modelini tüm muhalif unsurlara karşı bir silah olarak kullanmaya devam ediyorlar. Cumhuriyet’e, Sözcü’ye ve HDP’lilere yönelik tutuklama ve baskılar FETÖ’cü zihniyette hazırlanmış iddianamelerle yapılmakta, muhalefet bastırılmaya çalışılmaktadır.

Bu baskı politikaları yalnızca büyük muhalif unsurları değil, son zamanlarda tüm muhalif unsurları da hedefine almıştır. HDP’ye yönelik tutuklamaların ardından 16 Nisan Referandum sürecinde ‘Hayırcılar’a yönelik gözaltı ve tutuklamalar bu baskı politikaların geldiği son noktayı gözler önüne sermektedir.

Doğu ve Güneydoğu’daki imha politikalarının yanı sıra batıda muhalif işçiler, gazeteciler, akademisyenler, hukukçular, çevreciler, açlığa mahkum edilmeye karşı açlığı direniş haline getiren Nuriye ve Semih, öğretmenler, kısacası Erdoğan’ın dikta rejimine direnen herkes terör yaftasıyla hedefe alınıyor ve diktatörlüğü kabullenmeye zorlanıyor. Bu anlayışa direnenler Erdoğan’ın talimatlarıyla hareket eden emniyet ve yargı mekanizmalarınca terörist ilan ediliyor. Bursa’da da Erdoğan diktasına direnen onlarca insana gözdağı verilmeye çalışılıyor. Türkiye’nin her yerinde emniyet ve yargı görevlileri masa başında hazırladıkları fezlekeler, iddianameler aracılığıyla aldıkları görevleri yerine getiriyorlar, hiçbir şekilde, hiçbir hukuk kuralını tanımıyorlar. Fakat Bursa polisinin akıl almaz bir hatası sonucunda AKP’nin bütün bu uydurma davalarının içeriklerinin nasıl hazırlandığı ayan beyan gözler önüne serilmiş oldu.

HDP Bursa il ve ilçe yöneticilerinin yargılandığı davanın iddianamesini hazırlayan polisler, iddianamenin içinde unuttukları ibare ile adeta bir çuval inciri berbat ettiler. Terörle mücadele polisleri, “Gazi abi usulü(Gazi Düreler TEM Şube B Büro Baş Polis Memuru) örgüte parasal destek filan üfleriz” yazılı bir notu dosyanın içinde unutmuşlar, katip de bunu yanlışlıkla iddianamenin içine yazmıştı. Yıllardır Türkiye’de muhaliflere yönelik davalarda varlığını ısrarla iddia ettiğimiz uydurma deliller, uydurma suçlamalar bir cümleyle gözler önüne serilmiş oldu. İşin ilginç yanı ise bu notu, iddianameyi mahkemeye sunan savcının da fark etmemiş olmasıdır. Bu göstermiştir ki hukuki olarak iddianameyi hazırlamakla görevli olan savcılar, polisten gelen evrakları okumadan şüphelileri tutuklama talebiyle mahkemeye sevk ediyorlar. Dolayısıyla sorun şu ki; Türkiye’de yargılamaları savcılar değil, polisler yapıyor. İddianameleri polisler hazırlıyor. Mahkemeye tutuklama talebiyle polisler sevk ediyor. Hakimlere kimi tutuklayıp, kimi serbest bırakmaları gerektiğini polisler söylüyorlar.

Her türlü uyuşmazlıkta hakkı kaybolandan yana olması gereken adaleti, eşitliği tesis etmekle görevli olan ve haksızlıktan doğan zararları gidermekle yükümlü olan yargı iktidarın gücüne güç katmamalı, başka hiçbir dayanağı olmayan yurttaşların güçlü iktidar yetkileri karşısında hak savunabileceği, eşitlenebileceği tek mercii olma özelliği taşımalıdır. Şu anda halkın yalnızca bir kısmını temsil kabiliyeti olan, diğerlerinin karşısında zoru kendine hak gören bir iktidarın karşısında hakları gasp edilenlerden yana olması gereken yargı, tam tersine egemen olanın, haksızlık yapanın, zulmedenin gücüne güç katıyor. Bu da yetmezmiş gibi iktidarın emirleriyle işliyor, tıpkı polis gibi, asker gibi yani kolluk gibi yürütmenin baskı aracı haline geliyor.

Emniyet görevlileri polisler adeta sokakta ve yargıda at koşturuyorlar. Bir yıldır Bursa’da yapılmak istenen basın açıklamalarına, yürüyüşlere, OHAL bahanesiyle engel olmaya çalışan her fırsatta saldıran emniyet alanda yıldıramadığını, tutuklayarak, hapsederek yıldırmaya çalışmaktadır.

Hazırladıkları iddianamenin içine hukuksuz yargılamalarının bir kanıtını yazacak, onu orada unutacak, fark etmeyecek kapasitede olan görevlilerin hazırladıkları fezlekelerle, iddianamelerle insanlar özgürlükleri ellerinden alınmakta, akademisyenler, öğretmenler işlerinden edilmekte, milletvekilleri evlerinden alınarak tutuklanmaktadır. Bahsi geçen uygulamalar hukukun üstünlüğüne inancın 100 ülke arasında 82. Sıraya gerilemesine ve her geçen gün Türkiye’de yargı bağımsızlığına güvenin azalmasına sebep olmaktadır.

Son olarak benim gözaltına alınıp tutuklanmam emniyetin bu politikalarının mikro düzeyde yansımasıdır. Facebook hesabım içinde, üç parmak hareketiyle bir buçuk ay geriye giderek dört gönderide dört ayrı suçlama üfleyerek, gözaltına alınmamın ardından Bursa’da gördüğüm en hızlı yargı sürecini yaşadım. Yaklaşık 10 yıldır çeşitli siyasi suçlamalarla onlarca kez yargılanmama rağmen bu kadar hızlı yargılama sürecine ilk kez tanık oldum. 4 Mayıs sabahı 6.30’da eve yapılan baskın ve aramanın ardından aynı gün 16.00 sularında emniyette ifademi verdim. Ertesi sabah adliye açılmadan adliyeye götürüldüm. 9.30’da savcı makamına geldi. 9.35 de tutuklama talebiyle mahkemeye sevk etti, 10.00 da ise tutuklanmama karar verildi. Yani yaklaşık 24 saatte tutuklanarak suçüstü yakalanan katil, hırsız, tecavüzcüleri de aşacak şekilde rekor süreyle tutuklandım.

Türkiye Halk Kurtuluş Parti Cephesi propagandasını yapmak suçlamasıyla sevk edilmeme rağmen cumhurbaşkanına hakaret ve halkın değerlerini aşağılamak gerekçesiyle yazılan deliller 2. Sulh Ceza Hakimliği tarafından terör propagandası suçlamasına dahil edildi. Daha sonra bu suçlamalar dosyadan çıkarılarak ayrı kovuşturmalar haline getirildi. Yani tutuklama gerekçesi yapılan deliller dosyadan çıkarıldı, fakat ben halen tutukluyum.

Sadece kendi yaşadıklarım bile Bursa’da yargılamanın nasıl yapıldığını, polislerin yargılamada nasıl rol aldıklarını gözler önüne sermektedir.

Bursa muhalefetine çağrı;

İktidarın ve onun baskı unsurlarının tüm sansürleme, tutuklama ve fiili olarak cezalandırma politikalarına karşı geçmişte olduğu gibi bugün de sokakları terk etmemek zorundayız. Adaletin, hukukun, bağımsız yargının olmadığı yerde haklarımız için sokakta mücadele etmekten başka çaremiz, direnmekten başka kurtuluş yolumuz yok.

Bugün Berberoğlu’nun tutuklanmasının ardından öteden beri mücadeleyi TBMM’ye daraltan, kitlelerin irade sergilediği muhalefeti çıkar yol olarak görmeyen CHP ve Kılıçdaroğlu bile HAYIR’lısıyla çareyi bu alanlarda aramaya başladı.  Bu eyleme karşı Erdoğan ve şürekasının tepkileri bu tarzın etkinliğini gözler önüne sermektedir.

Adalet talebiyle sokaklara dökülen binlerce insan eşitliğin, özgürlüğün, bağımsızlığın müjdesini veriyor. Zorbalığa direnmenin tarihten bu yana bir adresi sokak, diğer adresi mapushanedir. Bana bu komployu kuranlar, hakkımda iddianameler üfleyenler, 24 saat içinde tutuklanmama karar verenler bilmelidir ki direnen her yerde direnir, bizim hak arayışımızı dört duvarlara kapatarak engelleyemezsiniz.

Yüreği bizimle atanlar, adalet arayanlar, tüm direnenler bilsin ki; buradayız ve direniyoruz.  Diğer adresi, sokakları sakın boş bırakmayın. Bugün adalet isteyen herkesin görevi hiç kuşkusuz direnmektir. Gün sokakta, yanımızda olanın, direneceğini beyan edenin kimliğini sorgulama günü değil; yola çıkanlarla omuz omuza direnme günüdür.

Unutulmamalıdır ki diktatörler ancak ve ancak sokakta yıkılırlar.

Yoruma kapalı.

Scroll To Top