Bursa ve çevresinde Alevi/Bektaşi kültürü (2) – Raif Kaplanoğlu

Raif Kaplanoğlu
Araştırmacı-Yazar

Bursa’da Kurulan Abdal Zaviyeleri

Osmanlı Kuruluş Döneminde kurulan Abdal zaviyelerinin sadece boş alanları ‘şenlendirmek’ veya yollar üzerindeki ıssız yerleri korumak için değil, şehir ve kasaba çevresinde de kurulduğu görülür. Bu zaviyeler dinsel bir amaçtan çok, gelene-geçene hizmet amacıyla kurulmuştu. Şehir ve kasabalarda kurulan bu tür imaret zaviyelerinin vakfiyelerine bakıldığında, şehre gelen derviş, aydın ve muhtaç sahiplerinin en fazla üç gün süreyle ağırlaması temel hizmet olarak belirlenmişti. Böylece ihtiyacı olan yolculara ve konuklara ücretsiz ağırlanma olanağı sağlanmaktaydı.

Şehir içinde kurulmuş imaret zaviyelerini kuran kişiler; ‘şeyh’, ‘baba’ veya ‘dede’ olarak değil ‘ahi’ olarak anıldığı görülmüştür. Bu nedenle bu tür zaviyelere ‘ahi zaviyeleri’ denilmiştir. Ancak şehir ve kasabalardaki imaret zaviyelerinin de büyük çoğunluğu, yine ‘şenlendirme’ amacını taşıdığı görülür. Osmanlı Klasik Dönemde bu imaret zaviyelerine pek rastlanmaz. Hatta, bu dönemdeki zaviyeleri tam olarak anlaşılmasını sağlayacak kadar bile bir bilgi bırakmadan tarih sahnesinden silindiler.

Osmanlı Kuruluş Dönemindeki imaret zaviyelerin çok büyük bölümü, Bursa’nın çevresindeki ıssız yerlerde, bu alanları şenlendirerek, zaviye etrafında yeni mahalleler kurulmasını sağlamak amacıyla kurulduğu görülür. Bu faaliyetlere bizzat Orhan Gazi öncülük etmişti. Bursa’yı fethettikten sonra, şehrin doğusundaki ıssız bir alanı şenlendirip bir imaret zaviyesi yaptırdı. Bugün “cami” olarak anılan bu tür yapılar, diğer abdal imaret zaviyelerinden pek farklı olmadığı vakfiyelerden anlaşılmaktadır. Kuruluş Dönemindeki bu eserler, dinsel bir amaçtan çok, sosyal bir amaç için yapıldığı anlaşılmaktadır. Kuruluş Döneminde yapılmış olan ve bugün cami olarak tanımladığımız bu eserlerin hemen tamamının vakfiyelerinde, cami ve camide yapılan ibadetten söz edilmez. Nitekim bu dönemde yapılan eserler, “imaret” veya “zaviye” olarak anılmıştır. Örneğin vakfiyesine göre Orhan Gazi; şeyhler, alimler, seyyidler, fakirler, zaviyeye gelip kalan misafirler için gösteriş ol­mamak üzere zaviyesini yaptırmıştı. Bu dönemde yapılan ve sonraları cami olarak anılan tüm imaret zaviyelerinin vakfiyelerdeki amacı da buydu. XVI. yüzyıldan sonra değişen sosyal ihtiyaçlar ve dinsel anlayış sonucu, bu yapıların hizmet anlayışları da değişti. Giderek bu yapılar içinde konaklamalar yapılmamaya, sadece ibadet mekanı olarak kullanılmaya başlandı. Bu noktadan sonra da, vakfiyedeki adıyla değil de sadece cami olarak anılmaya başlandı. Orhan Gazi, Bursa’nın fethinde sonra şehrin gelişme yönünü belirleyerek ıssız bir yerde yaptırdığı imaretle şehrin hem yeni merkezini belirlemiş, hem de yeni bir semtin kurulmasını teşvik etmişti. Bu anlayış, Fatih dönemine kadar Bursa’da sürdüğü, yapılan yeni imaret zaviyelerinin varlığından anlaşılmaktadır (Kaplanoğlu, 2018: 175).

Bursa’da Mahalle Kuran Abdal Zaviyeleri

Bursa ve çevresinde 20’ye yakın imaret zaviyesi kurulup bu zaviyelerin adıyla mahalle ve köyler kurulmuştu. Bu abdal zaviyelerin büyük bölümü Fatih devrinde faaliyetlerine son vermişse de, faaliyetini sürdüren abdal zaviyelerin çoğu Bektaşi tekkelerine dönüştüğü gözlenmiştir. Ancak bu dönüşümün XVI. yüzyılda gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Bir zamanlar Bursa çevresinde, şehirden uzak noktalarda kurulmuş abdal zaviyeleri şunlardır:

1. Abdal Murad Zaviyesi

Aşıkpaşazade’nin sözünü ettiği Abdalân-ı Rumlar zümresi, zaviyelerini şehirlerde değil şehirlerden uzak bir noktada kurmuşlardı. Rum Abdalları içinde en ünlüsü olan Abdal Murad, zaviyesini, Bursa’nın güneyinde Uludağ yamaçlarında kurmuştu. Bu zaviyede gelen ve gidene yemek verilmekteydi. Evliya Çelebi’ye göre Orhan Gazi devri yapısı olup; “Al-i Aba, yani Bektaşi Tekkesi’dir. Yalınayak başı kabak, güçlü kuvvetli, ilahi aşk ile ciğeri yanık, sinesi kebap olmuş canlar vardır ki, dinlenmeye ve gezmeye varan canlara can u gönülden hizmet ederler” (2-1: 19). 1698 tarihli bir belgeye göre Abdal Murad Sultan olarak anılan zaviyenin yıkılmış olmasına karşın, olasılıkla gelene-geçene hizmet işini sürdüren Şeyh Kasım’a türbedarlık görevi verildiği anlaşılmaktadır (BOA. AE.SMST.III, 23/1568). 1826 yılından sonra kapatılıp sonra yeniden açılan Bektaşi tekkelerinden biri Abdal Murad Zaviyesi’ydi (Maden, 2010: 355). Nitekim 1855 depreminde zaviyenin tahrip olan türbe, türbedar odasıyla birlikte mutfağı da yeniden yapılmıştı (BOA. MVL. 593/19). Bu tarihten sonra yeniden faaliyete geçtiği anlaşılan Abdal Murad Zaviyesi’nin 1892 yılında postnişini Şeyh Mehmed idi (BOA. BEO. 154/11505).

2. Abdal Musa Zaviyesi

Rum Abdallarından en ünlü isimlerinden biri olan Abdal Musa, Bursa’nın fethinden önce Rum diyarına gelmişti. Güldeste’nin yazarına göre, ‘Bursa’nın fethini can ü gönülden arzu ederek Bursa’nın fethine katılmıştı.’ Ölümünden sonra Emir Sultan’ın doğu tarafında yüksek bir yere gömüldüğü söylenmektedir ki, bugünkü Abdalmusa Mahallesi olarak anılan yerdir. Velayetnamede Abdal Musa’nın Bursa’nın fethi sırasında Bursa’ya geldiğine dair bilgi verilse de, Bursa’da bir zaviye yaptığı yazılı değildir. Oysa Ö. L. Barkan’ın tahrir defteri verilerine dayanarak, Abdal Musa’nın özel girişimi ve varlığı ile bir zaviye inşa edip, kendisine ait iki çiftlik miktarı ziraat topraklarını, bağlarının ve meyve ağaçlarının ürününü, şehirdeki bir dükkânını ve evini bu zaviyeye vakfetmişti (Barkan-Meriçli, 1988:). Ayverdi’ye göre de Abdal Musa’nın, Uluçam’daki bir dibeğini, vakfına verdiğini yazmaktadır. Zamanla işlevini yitiren bu zaviyenin olduğu yere, Sultan II. Bayezid’in oğlu Sultan Mahmud’un kızı Hançerli Sultan, bir türbe yaptırmıştı (Güldeste, 213; Ayverdi, I-24, 59). Evliya Çelebi’ye göre Hoca Ahmed Yesevî fukarası idi. Orhan Gazi devri yapısı olan tekke, Bektaşi tekkesiymiş (2-1: 19). Sonra burada yeni bir zaviye yaptırarak, zaviye civarını şenlendirmişti. Bu zaviye de zamanla yıkılmış, bağ ve bahçe halini almıştır. Bugün Musa Baba’nın zaviye ve türbesinden hiçbir eser kalmamıştır (Kütük, III/375).

3. Yoğurtlu/Doğlu Baba Zaviyesi

Rum Abdalları içinde anılan Doğlu/Yoğurtlu Baba’nın zaviyesi de kentin batısında Çekirge yolu üzerinde kurulmuştu. Osmanlı kroniklerinde Kaplıca Kapı civarında Alaaddin Bey’in yaptırdığı söylenen zaviye, olasılıkla Yoğurtulu Baba Zaviyesi’ydi. Nitekim belgelerde Alaaddinbey Zaviyesi’nin de Kükürtlü civarında olduğu yazılıdır. 1496’da zaviye harap olup bozulmuştur (Kütük, I/117). Ancak 3 Kasım 1570 tarihli bir belgeye göre, 6 hücrede kalan dervişlere, Kaplıca İmareti’nden, eti ve ekmeğiyle birer aş verilmesine emir verilmişti. Çekirge’den Uludağ’a çıkan yolda Âşıklar olarak anılan bir yer olup burada Âşıklar Türbesi denilen bir mezar bulunduğu söylenmektedir. Zaviye haziresinde çok sayıda önemli kişi ve evliyaların mezarları olup bunlardan en ünlüleri Karagöz, Süleyman Çelebi ile ünlü tarih yazarı Mehmed Neşri’dir.

Uludağ yolunda, Uludağ Milli Parkı girişindeki Karbelen’de, Doğlu Baba’ya atfedilen bir mezar vardır. Bu nedenle de yaylaya, Doğlubaba adı verilmiştir. Daha önce burada Doğlu Baba’nın bir tekkesi olduğu söylenir ki, Doğlu Baba ile Yoğurtlu Baba aynı kişi olmalıdır. Çünkü ‘doğla’ yoğurt demektir. Uludağ yolundaki bu mevkide ise olasılıkla tekkenin inziva yeri vardı. Bu mevkiinin hemen yanında da Alevibaba Yaylası vardır. Nitekim Lami Çelebi’ye göre bu yayla, Dolubaba Yaylası’nın yanındaydı. Bu mevki, Göl/Gökpınar’a yakın bir alandır. Gökpınar, eski bir köy olup olasılıkla burada başka bir zaviye vardı. Nitekim 1455 tarihli tahrir defterine göre Gökpınar köyünde Ali Şeyh adlı bir kişi yaşamaktaydı (MC. 117/1, 13a). 1830’lu yıllarda C. Texier’in gözlemlerine göre ise zaviye; Orhan Bey tarafından Gökpınar denilen yerde, derviş Geyikli Baba için bir zaviye yaptırdığını yazarken, çok az ziyaretçisi bulunan bu zaviye olarak niteler. Evliya Çelebi’ye göre Eski Kaplıca’da Sultan Murad türbesi önünde Çekirge Sultan Zaviyesi varmış (2-1: 65).

4. Abdal Mehmed Zaviyesi

Önceleri Bursa’nın girişindeki bir toplanma alanı olan Deveciler mevkiinde kurulan Abdal Mehmed Zaviyesi’nin ne zamana kadar faaliyet gösterdiği belirlenememiştir. Ünlü kırk kahramanlardan sayılan Abdal Mehmed, 1411 yılında Bursa’da yaşamını yitirdiği yazılıdır. Kaynaklarda verilen ölüm tarihi geç dönem olduğu için, olasılıkla iki ayrı kişi olmalıdır. Bazı kaynaklarda Emir Sultan’ın çağdaşı ve Abdal Murad’ın oğlu olduğu yazılıdır. Bazı kaynaklara göre ünlü Eşrefzade Abdullah Efendi, Abdal Mehmed’in müridi olduğu kayıtlıdır. Evliya Çelebi’ye göre Orhan Gazi devri Bektaşi tekkesidir. Ama vakıfları olmadığından gelen bağışlarla kıt kanaat geçinirler (2-1: 19). Tekkenin olasılıkla XXVIII. yüzyılda faaliyetine son verse de türbenin ayakta olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim arşiv belgelerinde, bu asırlardan başlayarak İstanbul’dan Abdal Mehmed’in türbedarlığına yardım gönderilmektedir. Bugün de zaviye yoksa da türbe ayaktadır. Türbenin karşısında ise ünlü dedelerden Hasir-Puş Dede’nin mezarı bulunmaktadır. Bu mezar, tekkenin en azından bir süre Bektaşi tekkesi olarak kullanıldığını göstermektedir.

5. Alaca Hırkalı Dede Zaviyesi

Rum Abdalları içinde zikredilen Alaca-Hırkalı Zaviyesi de Bursa’nın güneybatısındaki Uludağ yamaçlarında kurulmuştu. Buhara’da doğan dervişin daha sonra Bursa’ya göçüp bugün aynı adla anılan yerde dergah kurduğu bilinmektedir. Ünlü Kırklar’dandır. Beliğ’e göre Buhara’dan gelen Kırk Büdela ile bu isimde birisi gelmiş ve buraya yerleşmiş. Zindankapısı’nın dış tarafına yaptırdığı zaviye harap olmuş, ya da zamanla camiye dönüşmüştür (Güldeste, 214; Kütük, I/12). 1493 tarihinde Alacahırkalı Mahallesi kurulduğuna göre, bu tarihten önce zaviye mescide dönüşmüş olmalıdır. Üzerine parçalı renkli hırka giydiği için bu lakabı verilmiş olup adı bilinmemektedir. Bursalı Beliğ, dervişin Bursa’nın fethine katıldığı ve bu sırada yaşamını yitirdiğini yazmaktadır.

6. Emir Sultan Zaviyesi

Buhara’dan Bursa’ya gelen Emir Sultan’ın asıl adı Seyyid Şemseddin Mehmed’dir. Yıldırım Bayezıd’ın kızı Hundi Hatun ile evlendi. 1422 yılında, II. Murad’ın İstanbul kuşatmasına dervişleriyle birlikte katıldı. Bursa’da en çok ünlenen derviş olan Emir Sultan, 832/1429 yılında Bursa’da yaşamını yitirdi (Güldeste, s. 69-81; Sefine-i Evliya I, s. 287-291). Erguvan Bayramında, Uludağ ve çevresindeki çoğunlukla Alevi-Bektaşi eğilimli Yörüklerinin toplandığı bir yerdi. Yörüklerin adeta bir ‘Hac’ gibi önemsediği Erguvan Bayramı’nın neden son bulduğu bilinmemektedir.

7. Seyyid Behlül Zaviyesi

Seyyid Behlül Zaviyesi, Yıldırım’da Davud Dede Türbesi civarındaydı. Buhara erenlerindendir. Davud Dede, Ali Mest ile beraber Bursa’ya gelmişler. “Edhemî” intisablısıdır. Yıldırım Bayezid devrinde Davud Dede ve Ali Mest-i Edhemî ile Bursa’da ikamet etmiş. Geceleri birçok mum ve kandil yakıldığı için “Çırağlı/Çıraklı Dede” ve “Pîr Dede” adı verilmekteydi. Seyyid Behlül’ün türbesinin olduğu yer, Tatarlar Caddesi ve Davud Dede Türbesi’ne yakındı. Olasılıkla zaviyesi, Fatih devrinden sonra faaliyetini sürdüremedi, sadece türbesi kaldı (Güldeste, s. 218; Baldırzade, s. 52).

8. Ali Mest Ethemî Zaviyesi

Bursa’da Ethemî zaviyeleri dört taneydi. Ali Mest Edhemî, Bursa’nın kuzeyinde ve şehrin dışında, Emir Sultan ise zaviyesini, Yeşil ile Yıldırım arasındaki boş bir tepe üzerinde kurmuştu. Emir Sultan Zaviyesi’nin hemen yanında Zeyniye Zaviyesi kurulmuştu. Ali Mest ile beraber Bursa’ya gelen Davud Dede ise Yıldırım civarında asırlarca boş kalan bir alanda zaviyesini kurmuştu. 1650 öncesinde Bektaşî idaresine geçen Ali Mest Tekkesi’nin şeyhi İbrahim Dede idi (Güldeste, s. 216; Baldırzade, s. 141). Zaviye, XIX. yüzyılın ikinci yarısına kadar faaliyette olduğu anlaşılmaktadır. İbrahim Dede, kendisine ait olan bir bağı da tekkeye vakıf olarak bağışlamıştı. Elmas Mahallesi’nin adı da, Ali Mest’den galattır. Evliya Çelebi’ye çok ziyaret edilen bu tekkenin, tarikatından söz etmemiştir (2-1: 19).

9. Davud Dede Zaviyesi

Ethemî şeyhi Davud Dede de zaviyesini, Yıldırım yakınlarında inşa etmişti. Behlül Dede ve Ali Mest ile birlikte Buhara’dan Bursa’ya gelip yerleşmişti. Yıldırım Camii yakınlarında Kuruçay civarında Ferhadiyye Medresesi’nde gömülüdür. Mehmed Şemsettin’e göre Davud Dede Alevi, Şii seyyahlara mesken olmuştu (Güldeste, s. 219; Baldırzade, s. 94; Kütük, I/351). Zamanla işlevini yitiren zaviye, Reşid Efendi b. Lütfullah (ÖI. 1217/1802) tarafından yeniden faaliyete sokulmuştu. 1925 yılına kadar da faaliyetini sürdürmüştü.

10. Baba Zâkir Zaviyesi

Baba Zâkir, Bursa’nın fethine katılmış ve uzun ömrü nedeniyle Emir Sultan’la birlikte aynı çağda yaşamıştır. Namazgâh civarında bir zaviye yapmıştı. Asıl adı Ali’dir. Zamanla zaviyenin hiçbir geliri olmadığından, mahalle mescidi yapılmıştı. Yakın zamanlara kadar hazireyle birlikte yok olan zaviyenin yanında bulunan sadece iki mezar kalmıştır. 770/1368 yılında 103 yaşında ölmüştü. (Gülzar-ı İrfan, s. 49; Güldeste, s. 237; Baldırzade, s. 28; Sefine-i Evliya, I-295; Kütük, I/216)

11. Kalenderhane’ler

Bursa’da en yoğun zaviyelerin bulunduğu alan, Pınarbaşı’ydı. Bursa surlarıyla Uludağ arasındaki bataklıkta kurulan 3-4 zaviye, Bursa’ya gelen tüm fakirlerle aydınların uğrak yeriydi. Bunlardan en önemlisi ise Özbekler ve Kalenderî Zaviyeleriydi. Pınarbaşı’nın üstünde olan bu zaviyeye Gâr-ı Âşıkân da denilmekteydi. Buhara ve Afgan seyyahları Bursa’ya geldikleri zaman burada misafir kalırlardı (Kütük, II/130). Burada eskiden bir zaviye olup Buhara Kalenderhanesi adı verilmişti. Pınarbaşı Camii yanındaki zaviyeye Özbekîyye veya Buhara Kalenderhanesi diyordu. Hindî Kalenderler için de Üçkozlar güzergâhında ayrı bir zaviye vardı. Hem Hintliler, hem Buhara Kalenderhanesi’nin 1925 yılına kadar faaliyetini sürdürdüğü anlaşılmaktadır. Baba Şemseddin bin Pir Gaybe’l-Kalenderi’nin kurduğu Kalenderhane şeyhlerine, I. Murad’ın Kapluca Vakfı’ndan tahsisat yapıldığı için, bu tarihten önce kurulduğu anlaşılmaktadır.

12. Seyyid Usul Zaviyesi

Emir Sultan ile Bursa’ya gelen Buharalı Seyyid Usul ve Seyyid Nasır ise şehrin güneyinde, yani Uludağ’ın yamaçlarında zaviyelerini kurmuşlardı. Bursa’da açtığı dergahında uzun yıllar faaliyetini sürdürmüştü. Mezarı zaviyesindedir. Bu zaviye Yahudiliğin arkasında, Cilimboz Deresine egemen bir yerdedir. Ancak zamanla zaviye harap olmuş, Perî-Peyker Cafer Çelebi zaviyeyi medreseye çevrilmiş, mezarı da tamir ettirmiştir (Güldeste, s. 219; Baldırzade, s. 43; Sefine-i Evliya, I-294; Kütük, IV/295). 1826 yılından sonra tekkenin yeniden faaliyete sokulduğu ve 1845 yılında tekkeye Kadiri Şeyhi Hacı İbrahim’in getirildiği görülmektedir.

13. Seyyid Nasır Zaviyesi

Baldırzade’nin rivayetine göre Abdal Murad ile birlikte, Güldeste’nin rivayetine göre Emir Sultan’la birlikte Buhara’dan Bursa’ya gelmişti. Zaviyesi Pınarbaşı’nın üzerinde, Mollafenari Mahallesi civarındaydı. Sultan Alaaddin Vakfı’ndan, Timurtaş ve Bademli köyü aşarından bu zaviyeye tahsisat ayrıldığına göre, Orhan devrinden beri bu zaviye faaliyette bulunuyordu. Seyid Nasır’ın Bursa’nın fethine de katıldığı söylenir. Bazı kaynaklara göre ise 855/1451 yılında Bursa’da yaşamını yitirmiş (Güldeste, s. 215; Baldırzade, s. 42; Gülzar-ı İrfan, s. 58). Fatih devrinde zaviyenin yıkılıp yerine Hacı Şahabeddin tarafından bir mescit yapılmış olmalıdır.

13. Ebu İshak Zaviyesi

Yıldırım Bayezıd, Bursa’nın kuzeyinde ve şehrin girişinde Ebu İshak Kâzerunî (Öl. 1306) dervişleri için bir zaviye yaptırmıştı. Zaviyede 40 kadar hücre yapılarak, “gelene-geçene” fukara ve dervişlere hizmet etmekteydi (Barkan-Meriçli, 1988: 135). 1455 yılında, Sultan I. Murad’ın Kaplıca Vakfı’ndan Ebu İshak Zaviyesi Şeyhi Zeynelabidin’e 5 akçe yevmiye verildiğine göre, bu tarihte vakıf faal durumdaydı (MC. 117/1, 23a). Hammer, bu tekkenin dervişlerinin, ‘Ebuishak Dervişleri’ olarak anıldığını yazar. Nitekim 1530 tarihli tahrir defterinde de ‘Cemaat-i Dervişâni Ebu İshak’ olarak geçmektedir.

14. Akbıyık Zaviyesi

Asıl adı Ahmed Şemseddin olan Akbıyık, Hacı Bayram-ı Veli tarikatına mensuptu. Nalbantoğlu civarında bir zaviyesi vardı. Bazı kaynaklara göre 859/1455 yılında öldüğü yazılsa da, daha erken dönemde zaviyenin kurulduğu tahmin edilmektedir. Nitekim Güldeste’de Akbıyık Abdal olarak anılmıştır. Evliya Çelebi, Akbıyık Dergâhı için, “âsitâne-i Bektâşiyân’dır” ifadesini kullanmaktadır (2-1: 19). Hasluck da, bu dervişi Bektaşi saymaktadır.

15. Işıklar Zaviyesi

Kalenderî ve heterodoks dervişler ‘âşık/ışık’ olarak anılmaktaydı. Bu nedenle tekkenin bulunduğu yer Işıklar olarak anılmıştır. Tahrir defterlerine göre mahallenin diğer adı Sekeleme/Silkme’dir. Anlamı ise yol, tarikat demektir. XVI. yüzyılda zaviye çevresindeki evler nedeniyle mahalle statüsünü kazanmıştı. Eski zaviye harap olduğu için, olasılıkla 1505 yılında Acem Mehmed tarafından yapılan mescide dönüştü. Ramazan Baba (Öl. 1621) Işıklar Zaviyesi’ni yeniden kurunca, Ramazan Baba Zaviyesi adını aldı. İlk kurulduğu gibi Uludağ sırtlarında, gelen-geçene yemek yedirmek şartıyla zaviyesini kurmuştu. Evliya Çelebi, bu zaviye dervişlerinin başları açık, ayakları çıplak olduğunu yazar. Nitekim Bursa’nın en ünlü Bektaşi tekkesi, Işıklar’daki Ramazan Baba Tekkesi idi. Evliya Çelebi’ye göre; “Yalınayak, başı kabak, arif-i billah Bektaşi fukaraları vardır” (2-1: 65).

1826 yılında zaviye kapatılınca, eşyalarının tümü müsadere edilip tekkenin tümüyle yıkılması kararlaştırıldı. Ramazan Baba Tekkesi kapatılınca; 1 kestane korusu, 2 dut bahçesi, 47 bahçe, 32,5 dönüm bağ, 2 tarla ve hayvanlara el konuldu. Zaviyenin iki odası, mutfağı ve bir meydan odası yıktırılıp türbe bırakıldı. Şeyhi olan Abdülhalim dervişleriyle birlikte sürüldü. Türbe de Nakşibendilere bırakıldı. Zaviyenin hayvanları bile müsadere edild (Maden,2010:130). Daha sonra tekrar Şeyh Sabit döneminde yeniden Bektaşi tekkesi olarak bir süre faaliyet göstermiştir.

Bursa Muhalif Gazetesinde yayınlanmıştır