Bursa havası, Dünya Sağlık Örgütü sınırının üzerinde kirliliğe sahip – Caner Gökbayrak

Eğer bir tavuk çiftliği dahi kuracak olsanız ÇED (Çevre Etki Değerlendirme) belgesi almak zorundasınız. Kurulu tüm fabrikalar ve tesislerin her birinin bir ÇD Raporu bulunuyor. Bu ÇED Raporlarında o fabrikanın çevreye zararı olmadan nasıl üretim yapacakları anlatılıyor.

Oysa görünen köy kılavuz istemiyor. Bursa’nın havası artık yaz aylarında bile Dünya Sağlık Örgütü hava kirliliği sınır değerlerinin üzerinde kirliliğe sahip. Bu kirlilik her zaman görünür olmuyor. Havada PM10 ve PM2,5 denen gözle görülmeyecek kadar küçük maddeler soluma yoluyla bedenimize girdiğinde kanser, alerji ve daha başka pek çok hastalık yapma riski taşıyor. Bu risk çocuk ve yaşlılarda daha yüksek.

Bilirsiniz özellikle Avrupa şehirlerinin bir çoğu nehir kenarlarına kurulmuştur. Bu nehirler, çevresinde yaşayan vatandaşlar için bulunmaz nitelikte öneme sahiptir. O nehri gözleri gibi korurlar. Turistler o nehir üzerinde gezintiye çıkmadan turlarını bitirmezler.

Nehir boyutunda olmasa da Bursa’nın da aslında bir akarsuyu var. Nilüfer Çayı. 50– 60 yıl önce tertemiz akan suyunda yüzülen, üzerine beton kulelerde konutlar, fabrikalar kurduğumuz Bursa Ovasını sulayan Nilüfer Çayı’nda artık hiçbir balık ve sucul canlı yaşamıyor. Uludağ’dan akan kaynakların kurumasıyla Temmuz – Ekim dönemi arasında suyu hiç kalmaz. Ancak fabrikaların çoğu kaçak yolan yeraltından çektiği suları kirleterek Nilüfer Çayı’na bırakmasıyla kötü kokular yayan ve artık açık bir lağıma dönüşmüş halde akar.

Tam bu noktada ÇED Raporlarına geri dönmemiz gerekiyor. Bursa’da kurulu fabrikalar, tesisler Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan aldıkları ÇED Raporlarında çevreye zararlı olmayacakları yönünde söz vermişler. Bakanlık bu tesislerin kapasitesi bakımından değerlendirip “ÇED Gerekli Değildir” ya da “ÇED Olumlu” belgesi vermiş.

O halde havamız, Nilüfer Çayımız nasıl oluyor da bu kadar kirli olabiliyor? Burada akıllara iki sorun geliyor.

  1. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın belirlediği sınır değerler çok yüksek. Sürekli artan yatırımlar toplamda büyük bir kirliliğe neden oluyor.
  2. Bakanlık, ÇED Raporu yükümlülüklerine göre fabrika ve tesisleri denetlemediği için şirketler istedikleri gibi havamızı, deremizi kirletiyor.

Aslına bakarsanız her iki koşul da doğru. Avrupa Birliği’ne girmek gibi bir düşüncesi olan hükümetler her nedense hava ve su kirliliğinde belirledikleri sınır değerler Avrupa Birliği’nde uygulanan sınır değerlerin oldukça fazla üzerinde bulunuyor. Bakanlık aynı zamanda ÇED Raporu verdiği halde bu raporlara göre üretim yapıp yapmadıklarını denetleme gereği duymuyor. Havamız ve derelerimiz kirliyse yaptıkları söylenen göstermelik denetimlerin işe yaramadığı ortada.

Şimdi düşünmemiz gerekiyor. Devlet kimin için var. Yazılanlara göre devlet halk için vardır. Ancak devlet kurumları görevlerini halk için yapıyor olsaydı bu kirliklere maruz kalmazdık. Diğer tarafta fabrika ve tesislerin sahibi şirketler var. Kirlilik bu düzeyde fazlaysa, devletin ilgili organlarının, halkın sağlığını ve çıkarını gözetmek yerine şirketlerin çıkarı ve karlılığını gözetmekte olduğu anlaşılıyor. O halde yapmamız gereken bir şey var. Kamuyu kamulaştırmamız gerekiyor.

Bir sonraki makalemizde hava ve su kirliliği konusunda yazmayı sürdüreceğim. Bu kez Bursa Büyükşehir Belediyesi ova üzerinde kurulu, filtresiz üretim yapan kaçak (evet yanlış duymadınız kaçak) fabrika ve sanayi tesislerini korumak ve onları af etmek için neler yaptı, ve çevreden yana kuruluşlar buna karşı neler yaptı bunlardan bahsedeceğiz.

Bursa Muhalif Gazetesinde yayınlanmıştır