Bursa Demokrasi Güçleri Barış için alana çıktı

Bursa’da 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla Bursa Demokrasi Güçleri’nin çağrısıyla Kent Meydanında bir basın açıklaması gerçekleşti.

1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla yurdun pek çok ilinde eylem ve etkinlikler düzenlendi. Bursa Demokrasi Güçleri kent meydanında bir araya geldi. Polis ablukası altında gerçekleştirilen basın açıklamasında Cumartesi Anneleri’ne dönük engelleme ve saldırılar da kınandı.

Bursa Demokrasi Güçleri adına açıklamayı okuyan Yüksel Akgün; 1 Eylül’ün tarihçesini anlattı:
“İnsanlık tarihinin en acımasız, en kanlı ve en kirli savaşı olan ve ardında büyük bir acı ve gözyaşı bırakan İkinci Dünya Savaşı’nın başladığı tarih olan 1 Eylül tüm dünyada Barış Günü olarak kutlanıyor. Bu savaş en az 52 milyon insanın hayatına, binlerce kişinin engelli kalmasına, şehirlerin moloz yığına dönmesine neden oldu.”

O günden bu yana emperyalist ülkelerin savaştan, kan dökmekten vazgeçmediğini vurgulayan Akgün, “Sürüp giden savaşlarda binlerce hayat yok oluyor, doğa tahrip ediliyor, açlığa, sefalete sürüklenen milyonlarca insan göç etmek zorunda kalıyor” dedi. Bugün de savaşa karar verenlerin faturayı yoksul emekçi halklara kestiğini vurgulayan Akgün, “Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de bu bedeli yoksul halkımız ve emekçiler ödüyor. Adına ‘yeni’ denilen, tek adamın ağzından çıkan her sözün ‘ferman’ sayıldığı rejimde demokrasinin, hukukun, adaletin son kırıntıları tek tek rafa kaldırılıyor. Milliyetçi, şoven, ayrımcı, tekçi, cinsiyetçi, mezhepçi siyasetin hakim siyaset haline getirilmesi için savaş, çatışma ve şiddet ortamı sürekli canlı tutuluyor; binlerce insanımızın ölümüne, emeğimizin ürünü olan kaynakların onlarca yıldır devam eden savaşa aktarılmasına, doğanın ve yaşam alanlarımızın yok edilmesine yol açıyor” ifadelerini kullandı.

Barış demenin nerdeyse yasaklandığını hatırlatan Yüksel Akgün, “Yıllardır ülkeyi dışarıya, emperyalist ülkelere bağımlı hale getiren, halkın emekçilerin alın terinin ürünü kamu iktisadi teşebbüslerini sermayeye yok pahasına satan, halktan topladıkları vergileri yandaşlarını beslemek için betona, inşaata gömenler bugün yaşanan krizi ‘ekonomik savaş’ olarak tanımlamaya çalışıyor. ‘Hepimiz aynı gemideyiz, batarsak hepimiz batarız’ diyenler, yıllardır hayata geçirdikleri sermaye yanlısı politikalarla yoksulluk ve sefalete ittikleri halktan daha fazla fedakarlık istiyorlar” dedi.

Cumartesi anneleri’ne destek

Geçtiğimiz hafta Cumartesi Anneleri ve kayıp yakınlarına dönük uygulanan polis şiddetini de eleştiren Akgün, “2011 yılında Dolmabahçe’de annelerle bir araya gelen dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, kendisinin ve hükümetinin kayıpların, faili meçhul cinayetlerin açığa çıkarılması ve faillerini bulunması konusunda kararlı olduğunu belirtmiş ve Berfo Ana’ya söz vermişti. Berfo Ana’ya verilen sözler yerine getirilmediği gibi şimdi failleri bulması gerekenler Cumartesi İnsanları’nın sesini kısma kararı aldı. Konunun üzerine kararlılıkla gitmesi gereken siyasal iktidarın, hak arayan kayıp yakınlarının sesini kısmaya çalışması, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun akıl almaz, vicdana sığmaz sözler söylemesi ve bu insanları karalamaya çalışması suçun inkâr edilmesidir. Yakınları, kaybedilen kişinin yaşayıp yaşamadığını, yaşıyorsa nerede, hangi koşullar içinde tutulduğunu, öldürüldüyse cesedinin nerede bulunduğunu öğrenmek istiyor. Uzun yıllar boyunca süreklilik gösteren bu durum ‘kayıp’ yakınları açısından; ‘işkence ve zalimce, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele’ anlamına geliyor. Ağıt yakacak bir mezara razı olan, ömürlerini gözaltında kaybedilen çocuklarını ve faillerini aramaya adayan anaların 700 haftadır süren barışçıl eylemini ‘terör’ damgasıyla gayrimeşru hale getirmeye çalışmaktan vazgeçin. Bu tutumunuzla anaları çocuklarını aramaktan vazgeçiremezsiniz. Bu masum ve insani eylemi çirkin sözlerinizle lekeleyemezsiniz, yasak diyerek ortadan kaldıramazsınız” dedi.

Yönetenlerin hem içerde hem dışarıda halkları kutuplaştırma üzerine kurulu bir siyasette ısrar etmesinin halkları vurmaya devam ettiğine dikkat çeken Akgün, “Savaş ve çatışma ortamını besleyerek ülkemizin içinden çıkılmaz bir felakete sürüklenmesine karşı hepimizin barışa ihtiyacı var. Biz Bursa Demokrasi Güçleri olarak; savaşın kazananı barışın ise kaybedeni olmadığı biliyoruz. Savaşların ve çatışmaların, ülkenin adım adım sürüklendiği krizin faturasının yoksul halka ve emekçilere yıkılmasına ve sömürünün artırılmasına karşı, ülkemizin geleceğine sahip çıkmaya; demokrasiyi, laikliği, bağımsızlığı, barışı, eşitliği, özgürlüğü, adaleti savunmaya devam edeceğiz” dedi.